Annenin mikrobiyotası çocuğun sağlığını da belirliyor

Çocukların alerjiye yatkınlığını belirleyen önemli faktörlerden biri, annenin sağlığı, özellikle de mikrobiyotası. Prof. Dr. Metin Aydoğan, “Bir çocuk için doğduğu anne ‘kader’dir” dedi.

Fotoğraf: AA

Mikrobiyota, insan vücudunda bulunan yararlı ve zararlı tüm mikroorganizma (bakteri, virüs, mantar, parazitler ve arkebakteriler) topluluğu. Bu mikroorganizmaların en kalabalık olduğu yerse sindirim sistemi. Yaklaşık yüzde 30’u sindirim sisteminde (bilhassa bağırsaklar) bulunuyor.

Bu konuda çok fazla çalışma yürütülüyor. Mikrobiyotanın etkisiyle ilgili giderek daha fazla şey öğreniyoruz. Son çalışmalara göre bağırsak floranız, yani mikrobiyotanız ne kadar sağlıklıysa o kadar sağlıklısınız. Bağırsakların mikrobiyotası sık görülen alerjilerle de ilgili.

Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği verilerine göre atopik dermatit her beş bebekten birinde, besin alerjisiyse 15 bebekten birinde görülüyor. Ülkemizde yaşamın ilk yılında atopik dermatit bebeklerin yüzde 15-20’inde görülürken, besin alerjisi sıklığı yüzde 5-7.

İlerleyen yaşla birlikte hem atopik dermatit hem de süt ve yumurta gibi besin alerjilerinin bir kısmı ortadan kalkıyor. Ancak kabuklu ağaç yemişleri (fındık, ceviz, antep ve kaju fıstığı), susam gibi alerjilerin çoğu yaşam boyu sürüyor. Çocukluk çağında aktif atopik dermatiti olanların sıklığı yüzde 8’lere, besin alerjisi görülme sıklığı ise yüzde 1’e iniyor.

Çocukların onda biri astım, beşte biri alerjik nezle hastası

Diğer yandan çocukluk çağında polenler, ev tozu akarı, evcil hayvan ve küf başta olmak üzere başka alerjiler ortaya çıkmaya başlıyor. Bu alerjilere astım ve alerjik rinit gibi hastalık tabloları eşlik ediyor. Çocukların 10’da birinde astım, beşte birinde alerjik rinit (nezle), yüzde 15’inde egzama görülüyor.

Tanı olanaklarının artması, alerjik hastalıklardaki artışı açıklamaya yetmiyor. Kent yaşamı, işlenmiş ve katkı maddesi içeren besinler, çevresel kirlilik ve yanlış ilaç kullanımı gibi faktörler de etkili.

‘Anne neyse, çocuk da o’

Kocaeli Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Metin Aydoğan, 61’inci Türk Pediatri Kongresi’nde Diken’in sorularını yanıtlaydı.

Bilimsel verilerin, çocuğun bağışıklık yapısının ve alerjiye yatkınlığının büyük ölçüde anneyle ilişkili olduğunu gösterdiğini söyleyen profesör, “Bağırsak florası bozulmuş çocuklarda hem alerjik hastalıkların hem de nörogelişimsel sorunların daha sık görüldüğünü biliyoruz. Yeni çalışmalar, erişkin yaşta görülen inme gibi hastalıklarla bile mikrobiyota arasında ilişki kuruyor” dedi.

Metin Aydoğan, Mesude Demir.

Bağırsak mikrobiyotasının sağlığın temel belirleyicilerinden biri olduğunu vurgulayan Aydoğan, şöyle devam etti:

“Sağlıklı bir mikrobiyota, bağışıklık sistemini dengede tutuyor. Bağırsak, akciğer ve ciltteki ‘bariyer sistemi’ bu yapı sayesinde korunuyor. Mikrobiyota bozulduğunda bariyerler zarar görüyor ve hastalıklar ortaya çıkıyor.

Anne sütündeki mikroorganizmalarla çocuğun bağırsak florasının birebir örtüştüğünü gösteren çalışmalar var. Yani anne neyse, çocuk da o oluyor. Çocuk dünyaya geldiği zaman bozulmuş florayla kaplanırsa hastalıklar gelişiyor.

Tam tersi vücudu iyi florayla kaplandığında ise hastalıklardan korunmaya başlıyor. Bunlardan en önemlisi alerjik hastalıklar. Besin alerjilerinin artmasının en önemli sebebi bağırsak floralarının bozukluğu ve onun yarattığı bariyer sorunları.

Çevre, iklim, yangınlar, beslenme alışkanlıkları, gereksiz antibiyotik kullanımı, beslenmedeki problemlerin hepsi bizi biz yapan mikrobiyatamızı etkiliyor.

Antibiyotiklerin bilinçsiz kullanımı (hem çocuk hem de yetişkinlerde) mikrobiyotayı uzun süre bozuyor. Basit bir enfeksiyon bile bağırsak florasını 1-3 ay etkiler. Üzerine gereksiz antibiyotik kullanılırsa bu süre 6 aya kadar uzar.

Önce kadınlarımızı, annelerimizi sağlıklı hale getirmemiz lazım. Onların floralarını ve sağlıklarını düzelttikten sonra önümüzdeki 30-50 yıl sonra çok daha sağlıklı bir nesle, topluma sahip olabiliriz diye düşünüyorum.”

‘Probiyotik ürünler tek başına çözüm değil’

Piyasada mikrobiyotayı düzenlemek için çok sayıda marka ve çeşitte probiyotik ürün bulunuyor. Aydoğan probiyotiklerin tek başına çözüm olmadığını vurguladı: “Probiyotikler tek başına yeterli değil. Onları besleyecek doğru besinler alınmazsa bağırsakta yaşayamazlar. Kaldı ki ‘şu probiyotik kesin faydalıdır’ diyebileceğimiz güçlü bir bilimsel kanıt yok.”

Çocukluk dönemindeki beslenme ve çevresel maruziyetler çok önemli faktörler: “Özellikle işlenmiş gıdalar ve katkı maddeleri mikrobiyotayı bozuyor. Çocuk abur cuburla beslendiğinde, örneğin cipslerdeki katkı maddeleri (özellikle Çin tuzu), mısır şurupları, hazır içecekler… Bunların hepsi bağırsak florasını tahrip ediyor. Cipslerdeki Çin tuzları inanılmaz problem yaratıyor. Abur cuburlarda, hazır içeceklerin tamamında içinde bakteri üremesin diye koruyucu maddeler var. Çocuğun bütün florasını ve bariyerlerini darmadağın ediyor. Ayrıca çevresel kirlilikler, orman yangınları, ev içi kirliliği de etkili.”

Aydoğan ayrıca şu uyarılarda bulundu:

*Kargodan gelen paketleri asla evin içinde açmayın. Çünkü o esnada havada küçük partiküller asılı kalıyor ve solunuyor. Bu partiküller hem alerjen hem de hem mikropları taşıyor.

*Bulaşık makinelerinin içerisine parlatıcı, çamaşır makinelere yumuşatıcı asla konulmamalı.

*Mümkünse çocukların giysileri, yorgan, yatak, yastıkları sabun tozuyla yıkanmalı, iyi durulanmalı.

*Özellikle büyük restoranlardaki bulaşıklar çok sık ve hızlı yıkanıyor. Kullandıkları deterjanlar bulaşıkların üzerinde kalıyor. Alerjisi olanlar tabaklarının vs. sudan geçirilmesini istemeli.