Oradadır Enver Ercan, güvenebileceğin bir yerdedir. Ne olursa olsun doğruyu söylemenin bıçkın bir cümlesi gibidir; eğip bükmez, gündelik dili ve argoyu çok iyi bilir, ahbapları ve yarenleri eşraftandır, şuara tayfasında ve bürokraside tanınır ve sevilir. Ayrışırız; benim gibi her fırsatta ‘ve’ bağlacını kullanmaktan hoşlanmaz.
Cağaloğlu’nun sabahına gitmek için Kadıköy’de Eminönü iskelesinde karşılaşabilirdiniz kendisiyle, yokuşu çıkıp Varlık’taki masasına oturmadan önce yarenlik edebilirdiniz.
Cağaloğlu’nda ne bir gazete bürosu gördüm ne bir dergi ofisinde çay içtim. Hepsi taşınıp gitti bir yerlere. İkitelli yeterince uzaktı, gözden ırak olmalarında bir sakınca yok bence. Madem o kadar yalan söylüyorlar, bari biraz uzakta söylesinler.
Varlık’ın bürosunda Enver Ercan’ı hiç ziyaret etmedim, arada bir nedenle telefonla görüştüğüm oldu ama onu daha çok Kadıköy’de, Beşiktaş’ta ve kitap fuarlarında gördüm.

Adnan Özyalçıner’le Enver Ercan akrabalığı
Cağaloğlu’na çıkıp Gazeteciler Cemiyeti’nin önünden döndükten sonra Tabipler Odası’nın binasının içinde Yazko ve Somut’un idari merkezi yer alıyordu. Yazko’nun başında Erol Toy vardı. Somut’ta Mehmet Fuat ve Hayati Asılyazıcı yönetimdeydi. Adnan Özyalçıner ve Sennur Sezer hem Yazko hem de Somut için çalışıyorlardı. Gelip gidenler bazen o kadar kalabalık olurdu ki Sennur çalışacak yer bulamaz, karidora çıkıp bir masaya yerleşerek işine devam ederdi. O ziyaretlerden birine Enver Ercan ve Murat Tuncel birlikte gitmişti. Salonda yanına ilişen ikiliyle ilgileniyor, arada da işini yapıyordu Sennur.

Sennur Sezer olur da Adnan Özyalçıner olmaz mı? O koridorda Sennur’a bir şeyler danışmaya gelen Adnan genç edebiyatçılarla konuşmaya başladığında, Enver “Ben sizi tanıyorum, eşimin akrabası oluyorsunuz” dedi. Sohbet genişledi, çaylar söylendi. Hatta Enver Ercan’ın işsiz olduğunu öğrenince, Seyyit Nezir’le konuşması ve Yeni Düşün’de çalışması üzere Adnan Özyalçıner öneride bulundu akrabasına. De Yayınları’nın da o dönem Seyyit Nezir’de olduğunu düşünürsek Enver Ercan’ın dergicilik ve yayıncılık geçmişine bir kerteriz koyabiliriz.
Geçen gün Adnan Özyalçıner’i aradım. “Enver Ercan’la nasıl bir akrabalığınız vardı?” diye sordum. Bir kan bağları yok ama bir evlilik sonucu akraba sayılırlar. Özge’nin annesi Adnan abinin teyzesinin oğlu Kâzım’ın kızıymış. Hayret, teyzasinin adını anımsamadı Adnan abi… Bugünleri de mi görecektik…
Varlık’tan Yasakmeyve’ye uzun yıllar
Varlık dergisinin yayın yönetmeni olduğu yıllarda Enver Ercan Varlık Yayınları’nda da kitaplar yayınladı. Sonra Yasakmeyve geldi, Komşu Yayınları ilk kitaplarını yayınladığında, ortadan dikişli kitapları kimimiz ‘sağlık karnesi‘ne benzetmiştik. Yasakmeyve dergisi ne yazık ki onun hayata veda etmesinden sonra 100’üncü sayısına erişemeden yayın hayatına veda etti. Ancak derginin kapağına taşıdığı şairlerin memleketimizin şiirinde kalıcı etkide bulunduğunu bugün de gözleyebiliyoruz.

Kadıköy’de, bugün Ahmet’e düşmemesi gerektiğini dilimize dolayan dizinin çekildiği sokaklarda, Yeldeğirmeni’nde, Yasakmeyve’de olurdu Enver genellikle. O dizide İskele Sokak’taki apartmanın giriş kapısı ekrana geldikçe, Enver’i anımsıyorum doğal olarak.
Şiir yayıncılığı yapmak hele bir de buna şiir dergisi eklemek ve ısrar etmek 20 yıl önce olduğu gibi bugün de boşluğa kılıç çekmek anlamına geliyor.

Enver yıllar boyunca şiir kitapları yayınlamayı ve dergicilik yapmayı sürdürdü. Yasakmeyve birçoğumuz için kitap yayınlatacak güvenli bir liman olmakla birlikte bazılarımızın da ilk adresi oldu. Nice şair arkadaşımızın ilk kitabında yayın yönetmeni Enver Ercan’ın, editör Gülce Başer’in, yayınevi çalışanı olarak da Saime Akat’ın değerli katkıları vardır.

Bir okul olarak Yasakmeyve
Bugün kitaplarını severek okuduğumuz, kıymetli ödüller alan birçok şair Yasakmeyve’nin odalarındaki çalışmalardan geçip geldi bugüne. Artık genç olmaktan bir adım öteye geçen o şairler elbette zaman içinde kendini yetiştirdi, okudu, çeviri yaptı, kitap yazdı ama Yasakmeyve günlerinde fuara taşındığını, koli yaptığını, dergi kargoladığını hiç unutmadı.
Aralık 2014 ve Ocak 2015 tarihlerinde birinci ve ikinci baskısını yapan Sıfır kitabımın kapağında Hakkı Zariç olarak yer aldım. Mayıs 2017’de yayınlanan üçüncü baskısında da C. Hakkı Zariç olarak güncellendi adım. Nereden nasıl oldu, oluyor işte. Olmuştur. Olur. Genç şair arkadaşım hey, kulakların çınlasın…

Fuarlarda hepimize ayrı bir özen gösterirdi Enver Ercan ve Yasakmeyve çalışanları. Hepimiz kendimizi özel ve ayrıcalıklı hissettik. İstanbul’daki fuarda genellikle Tunca Çaylant’la aynı masayı paylaştık. İzmir’de bu değişti. Diyarbakır’a gidemedim, gidebilseydim Şahin Altuner ve İbrahim Halil Akdağ’la aynı masada imza yapmak isterdim.
Türkiye Yazarlar Sendikası’nda uzun yıllar
Enver Ercan 2005-2011 yıllarında Türkiye Yazarlar Sendikası’nda genel başkan olarak görev aldı. Sendikaya üye olmam da bu döneme denk gelir. Enver Ercan sendikanın başkanlığını yürüttüğü dönemde Tevfik Taş da genel sekreter olarak görev yapmıştı. Bir sonraki dönemde Mustafa Köz sendikanın genel başkanlığına seçildi; ben de uzun dönem yönetim kurulunda yer aldım, genel sekreterlik görevini yürüttüm.

Başkanlıktan ayrıldığı dönemde de Türkiye Yazarlar Sendikası’nın genel kurullarına katıldı, söz aldı, yanıt verdi, parmak sallayanlara gülümsedi Enver Ercan. Her zaman şık, her zaman hayat dolu, her zaman bıçkın ve beyefendi oldu.

Konuk olmanın saadeti
Giderdim; Yasakmeyve’deki odasında çayımızı içerken dolma kalemleri üzerine konuşurduk bazen, renk renk mürekkepleri olurdu, o mürekkepler bazen okyanus, bazen tarçın, bazen çim kokardı kitaplardan ve mürekkeplerden bahsederdik. Varlık’ın onca yıllık arşivini karıştırmış, gözden geçirmiş, incelemiş ve artık neyse…
“Bak” dedi bir gün ve bana şair adları sıraladı. Bazılarını ilk defa duyuyordum, bazıları hakkında çok az fikrim vardı, bazıları şiirden kesilmişti, bazıları hâlâ yazıyordu sıraladığı şairlerin. “Yaşadığı yıllarda Varlık’ın çok önemli şairleri bunlar, ama aradan geçen zamanda ne adları kaldı, ne şiirleri. Ben o arşive tanık olduktan sonra büyüklenmenin yersizliğini bir kez daha anladım, kim geriye kalacak bilmiyoruz ki…”
Harfi harfine böyle dediğini iddia edemem ama öz olarak bunu söylediğini yazabilirim. Dağlarca’dan, Ece Ayhan’dan, Cemal Süreya’dan, İlhan Berk’ten söz ederdi. Şair Çünkü Onlar kitabında yaptığı söyleşiler çakılı halde değil mi hafızalarımızda..

1990’ların ortalarından itibaren özellikle İzlek, Evrensel Kültür ve İnsancıl dergilerinde şiirlerim yayınlanıyordu. 2000’ler şiiri üzerine antoloji yapan kişiler 90 kuşağıyım diye beni ve birçok şairi antolojilerine almadı ama Fecr-i Âtî’den beri yazanlarla açtıkları antolojilerini nasıl açıkladılar bilmiyorum, açıkçası umursamıyorum da, utanç ya da onur duyacak değilim bundan. Nasıl oldu, adresimi nereden buldu bir fikrim yok, karşılaştığımız ve sohbet ettiğimiz zamanlarda da sormadım kendisine ama geçtiği her şeyi öpüyor zaman kitabını 27 Kasım 1997 tarihinde imzalayarak Gebze’deki tutsaklığıma göndermişti Enver Ercan. Bu kitabıyla Cemal Süreya ve Yunus Nadi (Derya Çolpan’la birlikte) ödüllerine değer görülmüştü, ne büyük onur…
ama artık öylesine unutsan ki
diyorum
ben bile bir daha
hatırlayamasam seni

İlk temas
Yıllar sonra, 2001 sonbaharında, ben askere gitmek için telaşla içime kapanmışken Kadıköy’deki Eminönü iskelesinde gördüm kendisini. Aynı vapura binecektik, usulca sokuldum yanına, kendimi tanıttım, imzalayıp gönderdiği kitap için teşekkür ettim. O da beni dışarıda gördüğü için sevindiğini söyledi. Aynı vapurda farklı koltuklarda sürdü yolculuğumuz.
Sahafları dolaştığınızda Yasakmeyve dergileri ve Komşu Yayınları’ndan çıkan şiir kitaplarını pek bulamazsınız raflarda. Yoktur demiyorum, çok az olduğunu düşünüyorum. Şairler kitaplarına sahip çıkmıştır, o ayrı mesele. İyi de etmişlerdir. Ama öte yandan neredeyse talep eden her okula Yasakmeyve şairlerinin kitaplarını göndermiştir Enver Ercan. Taşranın kaç okulunda, hangi kütüphanelerinde kaç genç şairin kitabı var kim bilir… Denk geldiğim yerlerde bir tanıdıkla, akrabayla, dostla karşılaşmış gibi seviniyorum…

Veda ya da elveda
2018’in 22 Ocak sabahı acıya uyanıp onu son yolculuğuna uğurladık. Yeldeğirmeni’nde komşu olduğu eski kilise yeni kültür merkezinde konuşmalar yapıldı, yakamızda resmi olduğu halde mahalleden, kahveden, edebiyattan arkadaşları onunla vedalaştık.

Bu dünyadan iyi bir şair, iyi bir editör, iyi bir kalem erbabı, iyi bir mahalle arkadaşı, bıçkın bir Enver Ercan geçti. Özge Ercan’ın hazırladığı, aklımda kaldığı kadarıyla başlığı Zeynep Uzunbay’a ait kitabın adı onu birebir anlatıyor:
Enver Ercan sen sözcüğün tekisin!