Türk Nöroloji Derneği, hava kirliliği ile inme arasında ilişki olduğuna dikkat çekerek özellikle otoyol kenarlarında yapılan evlerde oluşanların kirli hava soluyarak riskli grup haline geldiklerini vurguladı.

Uluslararası katılımlı İnme Tromboliz ve Nörorevaskülarizasyon Akademisi basın toplantısında konuşan Prof. Dr. Öztürk hava kirliliğinin damar partikül yüzeyinde hasar verici etkileri olduğunu belirtti.
Öztürk, “Özellikle kurşun bağımlı hava kirliliği çok daha önemli ve etkin. Temiz hava hakkı diye bir kavram da var biliyorsunuz. İnme üzerindeki etkileri de gösterildikten sonra herhalde çok da temel haklarımızdan biri olmuş olacak” dedi.
‘Farkındalık gerek’
Son yıllarda özellikle İstanbul’da otoyolu ve çevreyolu kenarlarındaki toplu konut projelerinde yoğun bir artış oldu. Birçok proje bu durumu, ulaşım yollarına yakınlık olarak pazarlama aracına dönüştürse de, uzmanlar bu bölgelerde yaşayanların hava kirliliğinin etkilerine açık olduğu görüşünde.
Ana yolların kenarlarında son yıllarda inşa edilen büyük sitelere dikkat çeken Öztürk burada yaşayanlarda riskin arttığını vurguladı: “Özellikle büyük şehirlerde trafik yoğunluğunun artmasıyla mutlaka hava kirliliği ve risk artıyor. Yol kenarlarında yaşayan canlılarda bile negatif etkiler var. Damarlar içindeki hasarları artık çalışmalar gösteriyor.”
Bir yılda 40 bin kişi
Dünyada bir yılda 17 milyon kişinin inme geçirdiğini ve 6 milyon kişinin inme nedeniyle hayatını kaybettiğini belirten Öztürk’e göre inme hipertansiyon, obezite, kan yağlarının yüksekliği, aşırı tuz kullanımı, diyabet, hareketsizlik gibi faktörlere de bağlı: “İnme beyin damar hastalıkları dünyada en fazla fonksiyon kaybına neden olan, yaşam kalitesini en fazla etkileyen ve ölüm nedeni olarak da ikinci sırada yer alan hastalık grubu. Son açıklanan TÜİK raporlarına göre Türkiye’de beyin damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybeden kişilerin sayısı 2016 yılında yaklaşık 40 bine ulaşmıştır.”
‘Zaman beyindir’
Türkiye’de 20-25 inme merkezi açıldığını aktaran Öztürk şöyle devam etti: “İnme tedavisinde en önemli faktör tedaviye çabuk ulaşabilmektir ki biz bunu ‘Zaman beyindir’ şeklinde ifade ederiz. Yani kaybedilen her dakika beyinde milyonlarca hücrenin ölümü demektir. İnme belirtilerinin toplum tarafından tanınması, hastaların tedavi olanaklarına vakit kaybetmeden ulaşmasında en önemli faktör. Günümüzde inme tedavisini etkin olarak uygulayabilmek için asgari şartlar mevcut olduğu halde, inmenin kanıtlanmış, en etkili tedavisi olan trombolitik tedavi yani damar içindeki pıhtıyı giderici tedavi ne yazık ki çok düşük oranlarda uygulanabilmekte, vasküler girişimsel tedavi oranları ise çok daha düşük.”