Bugün geldiğimiz noktada, ne siyasetçinin ne üreticinin ne de tüketicinin önceliği enflasyonla mücadele gibi görünüyor. Böyle bir toplumsal destekten yoksun kalan Merkez Bankası da, ancak ‘olduğu kadar’ bir dezenflasyon programı yürütebiliyor.
Faizler yeterli düzeye çekilemeyince, kur politikası finansal istikrarın tamamlayıcı bir aracı olarak görülüyor; ancak enflasyonla paralel biçimde kurun hareket etmesine izin verilmemesi, üreticilerin dış rekabet gücünü zayıflatıyor ve bu da haklı tepkilere yol açıyor.
Bu çıkmazdan kurtulup 2010 öncesindeki tek haneli enflasyon seviyelerine dönmek mümkün mü? Elbette mümkün. Fakat bunun için kısa vadeli kazanımlar yerine uzun vadeli, stratejik bir planlama ve toplumsal uzlaşıya ihtiyaç var.
Kurumsal yapının güçlendiği, hukukun üstünlüğünün tesis edildiği; teknoloji, inovasyon ve ihracat odaklı sanayileşmenin desteklendiği; eğitim ve beşerî sermaye yatırımlarıyla kapsayıcı bir kalkınma ortamının oluşturulduğu bir Türkiye hedefinde hemfikir olduğumuz anda yatırım iştahı yeniden artacaktır.
Bu şartlar sağlandığında, tıpkı 2001 sonrası dönemde olduğu gibi, Merkez Bankası kısa vadede faizleri yüksek tutsa bile yatırımlar bu güven ortamında canlanacaktır.