Sadece İstanbul'da her ay 15 bin çocuğun aşı hakkını ailesi gasp ediyor

MESUDE DEMİR

@mesudedemirr

Ailesi tarafından aşılanmayan çocuklara günbegün yenileri ekleniyor.

Türk Tabipleri Birliği (TBB) Aile Hekimliği Kolu, sadece İstanbul’da her ay 15 binin üzerinde ailenin çocuklarına aşı yaptırmadığına dikkat çekiyor.

Sair illerdeki aşısız bırakılan çocukları da düşününce sorunun kontrolden çıkmak üzere olduğunu tahmin etmek güç değil.

Fotoğraf: AA

Sağlık Bakanlığı’nda ülkedeki aşı reddi yapan aile ve çocukların toplam sayısı var. Çünkü aile sağlığı merkezlerinde (ASM) bunlar için formlar doldurulup, müdürlüklere gönderiliyor. İlçe müdürlükleri aileleri arayarak ‘ikna’ etmeye çalışıyor.

Bakanlık aşı karşıtlığına ait sayıyı ‘sır’ gibi saklıyor, açıklamıyor. 

Aşı karşıtlığı en büyük sağlık tehditlerinden

Küresel aşı programları son 50 yılda 154 milyon insanın hayatını kurtardı. Yaşama tutundurulan bu insanların 101 milyonu bir yaşından küçük bebekler. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) aşı karşıtlığını en büyük 10 sağlık tehdidi arasında sayıyor. 

Sanılanın aksine aşı yaptırmayanların içindeki aşı karşıtlığının oranı, aşı kararsızlığı oranından oldukça az. Aşı yaptırmayanların çoğunluğunu aşı kararsızları oluşturuyor.

Aşılamayla çocuk felci, kızamık, difteri, boğmaca, tüberküloz gibi ölüm oranları yüksek hastalıkların azalması, bu hastalıkları görmeyen, vahim olabilecek etkilerini bilmeyen anne babaları çocuklarını aşılamaktan alıkoyan faktörlerden biri.

Çocuklarının sağlıklı geleceği ellerinden alınıyor!

Karşıtlı ve kararsızlıkta, aşıyla ilgili dünyada da yayılan komplo teorilerine inanmak, bilim dışı kaynaklardan beslenmek önemli etkenler arasında yer alıyor. Hızla geliştirilmeleriyle aslında milyonlarca hayatı kurtaran COVID-19 aşılarıyla birlikte karşıtlık daha hızlandı.

Adının önünde prof. dr. yazanlar arasında da aşı karşıtları var. Üretilen akıl almaz senaryolara ‘büyük oyun’u görenler inanıyor. Aşıların insanları maymuna-domuza dönüştürme projesi olduğu, içinde çip, domuz kanı, insan fetüsü vs. bulunduğuna inananlar, ‘doğal’ bağışıklık (hastalanarak) kazanmasını isteyenler çocuklarının ellerinden sağlıklı geleceklerini alıyor.

Toplum sağlığına da zarar

Bireysel bağışıklık çok önemli. Ama toplumsal bağışıklık da öyle. Zararları sadece kendi çocuklarına değil. Toplum sağlığına da zarar veriyorlar. Hasta yapma gücü daha yüksek olan ‘vahşi virüs’ün dolaşmaması için aşılama oranının yüzde 95’in altına düşmemesi gerekiyor. Diğer çocukların yanı sıra örneğin bağışıklık sistemi zayıf olanlar ile  gebelerin bu vahşi virüslerle karşılaşması ölümlerine (bebeklerinde ciddi sekellere) dahi yol açabiliyor.

İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Emrah Kırımlı, İstanbul’da yapılmayan aylık aşı dozunun 15 bin ile 17 bin arasında değiştiğini söyledi. 2016’da yaklaşık 40 bin aşı reddi yapıldığını belirten Kırımlı, şöyle devam etti: “Şimdi bu sayıyı iki-üç ayda geçiriyoruz. Elimizde altı aylık veri var: 120 bin doz aşıyı yapamıyoruz. Bu, 100 binden fazla aile (Türkiye çapında) çocuklarına aşı yaptırmıyor demek. Yılda yaklaşık bir milyon çocuğun doğduğunu düşünürsek bu yüksek bir oran. Çocuğun yaşıyla beraber yaptırmayanların sayısı artıyor.”

Bakanlık tek madde değişikliğiyle çözebilirdi, yapmadı!

Anayasa Mahkemesi ‘nin (AYM) 2015’te, bebeklik-çocukluk dönemi aşılarını yaptırmak istemeyen ebeveynlerin bireysel başvurusu üzerine aldığı karar, büyük bir kırılma yarattı. Mahkeme, ebeveynin rızası olmaksızın sağlık tedbiri yoluyla çocuğa aşı yapılmasının, Anayasanın 17’inci maddesine aykırı olduğuna hükmetmişti.

Aslında hemen birkaç ay sonra Sağlık Bakanlığı’nın kanun teklifi paketinde yer alan Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 89’uncu maddesinde yapılan değişiklik sorunu çözecekti. Yapılmayan aşıların toplumun veya topluluğun sağlığını tehdit edeceğinden hareketle bakanlıkça belirlenen aşılarda, çocuğun velisi veya vasisinin rızası aranmayacaktı. Ancak bu değişiklik hala yapılmadı.

Ellerinde matbu kağıtla geliyorlar

Ailelerin ellerinde söz konusu AYM kararının da ekli olduğu matbu bir kağıtla geldiklerini belirten Kırımlı, “Doğumhaneye girerken de doktorlara ‘biz istemiyoruz’ diyerek bu kağıtları veriyorlar. Aralarında organizeler” dedi.

Sağlık Bakanlığı’nın aşı reddiyle ilgili hiçbir tedbir almadığını söyleyen Kırımlı, şöyle devam etti: “Muhtemelen onların içinde de aşı tereddüdü yaşayanlar var. Bakanlık aşı tereddüdünü gidermediği gibi, bunun için uğraşan çalışanları da desteklemiyor. ‘Aşı yok‘ diyen hekimler hakkında soruşturma açıyor.”

“Bu işle uğraşmak istemiyorlar”

Ekonomik krizle birlikte bakanlığın aşı temini ve ASM’lere dağıtımında zaman zaman sorunlar yaşanıyor. Aile hekimi Kırımlı, “Öyle rezil bir duruma geldik ki, aşı retçilerini ikna için çok uğraşmıyoruz. Çünkü elimizde olmak isteyenlere yetecek kadar aşı var. Diğer yandan bizim de başımıza bir sürü şey yıktılar. Buna kimsenin vakit ayıracak takati kalmadı” diye devam etti.

Belediyelerle konuştuklarını ancak yol alamadıklarını anlatan Kırımlı, “Belediyeler konuyla ilgili pankart dahi asmaktan korkuyor. Onlar da aşı karşıtlarının gürültüsünden çekiniyor. Konu sahipsiz kaldı” dedi.

‘Aşı karşıtların bakanlığın vermediği bilgilerden besleniyor’

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Aşı Çalışma Grubu’ndan Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Muzaffer Eskiocak, aşıyla önlenebilir hastalıkların sağlığı tehdit etmeye devam ettiğini hatırlattı.

Eskiocak, aşı kararsızlığını yaratan etkenlerle mücadele etmenin önemli olduğunu söyledi: “Bunun taraflarından biri Sağlık Bakanlığı. Bakanlık çok etkin bir mücadele yürütmeliydi. Aşı karşıtlarının bir kısmı bakanlığın vermediği bilgilerle besleniyor. Oysa insanları bilgilendirmeli, ‘iyi ki aşılandık’ duygusunu perçinlemeli. Bakanlık aşı üretmeli ya da tedarik etmeli, bilgi paylaşmalı, güven sağlamalı, hizmetlerini geliştirmeli. Aşı lojistiğinde aksamaya son vermeli. Sürveyans (hastalık takip) verilerini paylaşmalı. Çalışanlarına yönelik eğitimi etkinleştirmeli ve onların memnuniyetini sağlamalı. Topluma dayalı hizmete göre yapılanmalı. Sadece ASM’ler değil, sağlık kurumlarının her basamağında aşı hizmeti sunulmalı.”

Aşılama kesilince, hastalıklar hortluyor

Türkiye’de aşıyla önlenebilir hastalıklar (dünyada olduğu gibi) bir tehdit. Mücadelenin zayıflaması halinde görülmeyen hastalıklar yeniden hasta etmeye başlıyor. Yakın zamanda kızamık ve boğmaca vakalarında yaşadığımız gibi. 

Örneğin Türkiye’de çocuk felci en son 1998’de görüldü. Suriye’de son vaka 1999’da kayda geçti. Ülkede savaş çıkınca bağışıklama hizmetleri bozuldu, çocuklar aşılanmaz oldu. Çevre sağlığı, sağlık hizmetleri çöktü. 2013-2014’te Suriye’de, ardında Irak’ta çocuk felci salgını patladı. SSCB dağıldığında binlerce difteri vakası görülmüştü. Eskiocak, “Bu örneklerden de anlaşılabileceği gibi normalde görmediğimiz hastalıkları, aşılamayı kestiğimizde görmeye başlıyoruz” dedi.

Eskiocak aşıların her yaş ve toplum için gerektiği olduğunun sağlık eğitimi yoluyla sürekli anlatılması gerektiğini belirtti: “Türkiye’de ‘sağlık hizmetlerinde dönüşüm’ dendi aile hekimliğine geçildi. Evlere götürülen hizmet, gelinirse alınır hale geldi. Sağlık değil, hastalık öncelendi. İnsanlar sağlık hizmetini tedavi hizmeti olarak görüyor. Tüm bu politikalar aşı kararsızlığı için zemin oluşturdu. Oysa ki sağlığı korumak, tedaviden çok ucuzAşı da çok ucuz ve insana daha çok yaraşır.”

Bilgi boşluğunu sosyal medya dolduruyor

Aşılanma sonrası istenmeyen etkiler genellikle zararsız, kalıcı hasar oluşturmuyor. Bunlarla ilgili yeterince bilgi verilmemesinden doğan boşluğu, sosyal medyada dolaşan yalan yanlış bilgiler doldurdu. Eskiocak, “Kime ne kadar güveneceklerini şaşırdılar. İnsanlar aşılanmak için, aşıyla önlenebilir hastalıkların kendileri, aileleri, gelecekleri için bir sorun ve tehdit olduğunu hissetmeli” dedi.

Eskiocak sağlık personelinin yaklaşımının da önemli olduğunu söyledi. Sağlık çalışanları, özellikle toplumla etkileşimi olanlar, en güvenilen danışman ve aşılanma kararını etkileyenler. DSÖ’nün bağışıklamaya yönelik oluşturduğu çalışma grubuna  (SAGE) göre, eğer sağlık çalışanları tereddüt ediyorsa toplum da bundan etkileniyor.

Hekimler anlatmak için yeterli zaman bulamıyor

Aşıya karşı veya kararsız ailelerin tıbbi hizmet aldıkları hekimler ve sağlık çalışanlarının vereceği bilgilerle davranış değişikliğine gidebileceklerini düşünen Eskiocak, “Ancak mevcut koşullarda hekimler bunları duyuracak zaman bulamıyor. Hekimlerin meseleye ilgisi de bir miktar zayıfladı” dedi.

Aşılanmayanlar her türlü hastalığa ve tabii aşıyla önlenebilir hastalıklara (bazı kanserler dahil) ve ölüme açık oluyorlar. Aşıyla önlenebilir hastalıklar vücudu zayıf düşürdüğü için diğer hastalıklara da zemin hazırlıyor. Aşıyla önlenebilir hastalıkların komplikasyonları ağır olabiliyor, ölüme götürüyor.

Ortamın kazananları var. Bunlar infodemi yani yanlış bilgiyi yayanlar. Dertleri halk sağlığı değil, kendi adlarını taşıyan ticari ürünleri daha çok satabilmek. ‘Farklı’ şeyler söyleyerek, ‘şan, şöhret’ sahibi olmak. Eskiocak “En mağdur olanlar aşılanmayanlar” dedi.

‘Aşı anne sütü kadar çocuğun hakkı’

Türk Pediatri Kurumu Derneği Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, aşının anne sütü kadar çocuk hakkı olduğunu söyledi.

Aşılar sayesinde birçok hastalığın yok edildiğini veya baş edilebilir olduğunu vurgulayan Kasapçopur, şunları söyledi: “Aşı olmak her çocuğun en doğal hakkı. Çocukları bu haktan mahrum bırakmak insan haklarına da aykırı. Aşılatmayarak hastalıklara açık hale getirmek çocuklar için de büyük bir sorun.”

Türkiye’de bulunan 7 bine yakın pediatrist olarak kendilerini çocukların ‘avukat’ları saydıklarını belirten Kasapçopur,  “Her aşının mutlaka yapılmasını, her çocuğun da aşıyla buluşturulmasını bir hak olarak görüyoruz. Çocuklar bize, ailelere ve hekimlere, büyüklere verilmiş bir emanet. Bu emanetleri çok güzel bir şekilde erişkinliğe ulaştırmamız gerekiyor” dedi.

Eczacı Kılınç: HPV aşısız bırakmak ‘kadın cinayeti’

Ankara Büyükşehir Belediyesi HPV aşısı uygulamasını başlattı

Türkiye HPV aşısı için zaman kaybediyor

İKSV, çalışanlarının HPV aşısı masrafını karşılayacak

İBB’den ücretsiz HPV aşısı