Ruşen Çakır: Erdoğan barış sürecinin en önemli aktörü değil, süreç onun ruh haline endekslenmemeli

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

Erdoğan’ın özerklik sözü verip vermediğine gelecek olursak: Yerel seçimler öncesi bu yönde çok spekülasyon yapıldı, hatta bunu kanıtlayacak bazı tapelerin yayınlanacağı da ileri sürüldü, fakat olmadı. Sanmıyorum ki Erdoğan böyle bir söz vermiş olsun.

Böyle bir söz vermiş olsa bile bunun herhangi bir kıymeti olacağını ise hiç sanmıyorum. Çünkü Türkiye’de Kürtler, özerklik mi olur, federasyon mu ya da başka bir formül mü bilmiyorum ama eninde sonunda (ana)yasal bir statüye kavuşacaklar. Ve bu statüyü Erdoğan (veya bir başka başbakan) razı olduğu, diğer bir deyişle lütfettiği için değil, uzun soluklu bir mücadelenin sonunda hak ettikleri için elde edecekler.

O an geldiğinde bunu Erdoğan’ın (veya bir başka devlet yöneticisinin) engelleme imkânına sahip olamayacağı da çok açıktır.

İster destek olsunlar ister karşı çıksınlar; ister gidişatından memnun olsunlar ister şikâyet etsinler, çözüm sürecini tartışanların büyük çoğunluğu, Erdoğan’ın bunun en önde gelen aktörü olarak görme hatasında birleşiyorlar. Hatta bazıları onun dışındaki tüm aktörlere ikincil rolleri uygun görüyor.

Kuşkusuz rolü önemlidir, fakat bu süreç o istediği için başlamış değil. Erdoğan o süreci başlatmak zorundaydı. Aksi hâlde önünü hiçbir şekilde göremezdi. Benzer bir şekilde sürecin kaderini onun isteklerine, ruh hâline vb. endekslemek de gerçekçi olmayacaktır.

Ruşen Çakır’ın yazısı