Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Kamuoyu, çalışanlar ve işverenler aylarca sadece asgari ücret rakamına odaklanmakta; ancak tartışmalar bir türlü yapısal boyuta taşınamamaktadır. Oysa asıl mesele rakam değil, asgari ücretin Türkiye’de fiilen ortalama ücret haline gelmiş olmasıdır.
Avrupa Birliği ülkelerinde ve OECD ortalamasında asgari ücret, toplam çalışanların yalnızca küçük bir bölümünü ilgilendirmektedir.
Almanya’da çalışanların yaklaşık %4’ü,
Fransa’da %5’i,
Hollanda ve İspanya’da %3’ü asgari ücret seviyesinde çalışmaktadır.
OECD ortalaması %6 civarındadır.
Türkiye’de ise çalışanların yaklaşık %50’si asgari ücret veya asgari ücrete çok yakın bir ücret almaktadır.
Bu nedenle Türkiye’de asgari ücret “taban ücret” değil, fiilî ortalama ücret haline dönüşmüştür. Bu durum, orta gelir grubunun erimesine ve ücret skalasının aşağı doğru baskılanmasına yol açmaktadır.
Türkiye’de her yıl asgari ücret gündemiyle sınırlı kalmak, soruna kısa vadeli bakmaktır. Oysa asgari ücret tartışmasının odak noktası; artış oranının ne olacağı değil, asgari ücretli çalışan oranının nasıl düşürüleceği olmalıdır. Gerçek çözüm; ücret skalasının yukarıya doğru genişletilmesi ve orta gelir grubunun yeniden inşa edilmesidir.