“Evet” çıkmasını isteyen iktidarın Kürtlerin oyuna ihtiyacı var; MHP’li seçmene güvenilmeyeceğini anladılar. 12 Eylül 2010 referandumunda Devlet Bahçeli sıkı “Hayır”cıydı, ama kendi memleketi dair evet oyu verdi. Şimdi de seçmenin liderden bağımsız hareket etme ihtimali var.
Tarihin cilvesi işte, şartlar Kürt hareketinin de elini kuvvetlendirdi. Yüzde 10’luk oyları yeniden pazarlık masasına oturma ihtimali doğurdu. Az gibi görünse de kritik bir oran bu. Sistemde nasıl bir kırılma/rahatsızlık etkisi yaratabileceğini Haziran 2015 seçimleri göstermişti.
Kürt halkı eğer sandıktan “Evet” çıkmasına katkılarının karşılığını alabileceğini görürse bu tercihlerinden dolayı onları kim yargılayabilir? Hasan Cemal istediği kadar kızarsa kızsın, öncelikleri liberallerin intikamını almak değil 300 yıllık mücadelede yol kat edebilmek. ABD de referandum sonucu masanın yeniden kurulması için bastıracaktır.
Tabii haziran seçimlerinden sonra yaşanan sürecin acı tecrübesi de belleklerde. Güneydoğu’da tedirgin bir sessizlik hâkim şimdilik. Kürt halkı sandıktan “Hayır” çıkması ihtimalinin sonucunda huzurunun yine kaçacağına ikna olursa ve sırf bu yüzden bile “Evet” oylarına katkıda bulunursa, yine kim onları suçlayabilir?