Evet ve hayır insanın gelişiminde ve birey olmasında en kilit rolü oynayan, çok kolay ağızdan çıksa da söylenmesi en zor iki kelimedir.
Birinin sevdiği, inandığı, desteklediği bir şeye ya da bizzat kendi kimliğine, olduğu kişiye canı gönülden ‘Evet’ diyebilmesi bazen yıllarını alır. Çoğumuz kabullenme ya da özgüven yansıması olarak da kullanılacak bir ‘Evet’ deme lüksüne erişemeden bu dünyadan ayrılırız ve arkamızdan “Yapmak istediği ne çok şey vardı” diye konuşulur.
‘Evet’ten daha da zor olanı ‘Hayır’ demek, diyebilmektir. İş hayatında ya da bir evliliğin içinde mahkûm olan reddetmenin, istemediğini yapmamanın çoğu zaman imkânsız olduğu önkabulüyle hareket eder. İstemediğimiz işlerde çalışır, başımızı yastığa zamanında ‘Hayır’ diyemediğimiz için şimdi birlikte kalmaya mecbur olduğumuz biriyle koyarız.
Sonunda hayatlarımızı ağzımızdan çıkan ‘Evet’lerle ‘Hayır’ların oranı belirler. Bu iki sözcüğü hayatımızdan çıkarmak gelişmemizi de engeller.