Deprem bilimci Prof. Dr. Naci Görür, vatandaşların siyasetçilerden deprem dirençli kent istemesi gerektiğini, siyasetçilerin halk talep ettiği zaman harekete geçeceğini söyledi.

23 Nisan’da 12:13’ten itibaren Marmara Denizi’nde en büyüğü 6,2 büyüklüğünde peş peşe depremler meydana gelmişti.
Görür, Habertürk‘te katıldığı programda Marmara’da beklenen büyük depremin bu olmadığını yineledi.
İstanbul’u ve Türkiye’yi depreme hazırlamanın önceliğine dikkat çeken Görür’ün konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
‘Marmara kırılmak zorundadır’
* Kumburgaz ve Adalar fayı için tekerrür fayı dolmuş. En son 1766’da kırılmış. Üstüste eklersen bugünlere gelirsin. Marmara’dan korkmamız nedeni 6 şiddetinde değildi. 1999’da Marmaray’a dikkat diyen biziz. 1999 depremi olduğu zaman Marmara’nın altı yüklendi dedik. Marmara’da açığa çıkan enerji Marmara’yı yükledi. 1912’de Şarköy depremi Marmara’nın altını yükledi. Bir tarafta Şarköy bir tarafta Kocaeli. İkisinin ortasında Marmara var, deprem var. Mutlak boşluk muhakkak dolar. Bunu rahatlıkla diyebiliyoruz. Marmara kırılmak zorundadır. Kendimizi aldatmayalım. İnsanım ölmesin istiyorum. Bilimsel doğruları söylemek zorundayız.
‘7’den büyük deprem olasılığı her an yüzde 47’dir’
* 1999 depreminden itibaren her an olmak kaydıyla 7’den büyük depremin olma olasılığı bugün yüzde 47’dir. Küçümsemeyin. Elinizdeki parayı yazı mı tura mı diye atarsanız yüzde 50’yle atıyorsunuz. Tarihsel, bilimsel ve sismolojik olarak baktığınızda her depreme İstanbul dememek hangi fay olduğunu çalışıp, bulmak zorundasınız. Yıkım meselesi ille de depremin büyüklüğünü göstermeyebilir. Avcılar’da binaların yıkılması gibi. Deprem Gölcük’teydi. Biz hep fayları konuşuyoruz. Burada ‘İstanbul’u nasıl deprem dirençli yapacağım’ bunu konuşmalıyız.
‘Bizim beklediğimiz deprem bu değil’
* 23 Nisan depreminde küçük deprem oldu, herkes rahatladı. ‘Hiçbir şey yıkılmadı’ dendi. Bizim beklediğimiz deprem bu değil. İstanbul bölgesinde, Marmara denizinde beklediğimiz büyük deprem olursa kesinlikle bugünkü manzarayı görmeyeceğiz. Bir yıkım göreceğimiz kesin. İstanbul’daki ekonominin, büyük ölçüde üretimin duracağı kesin. Ekonomi, üretim durursa İstanbul oturur yerine, bütün Türkiye diz üstü çöker. Ne ekonomik ne siyasi bağımsızlığımız kalır.
* Bir İstanbul depremi olduğu zaman insanım ölmesin istiyorum. Can güvenliğimi istiyorum. Peki nasıl yapacağım? Benim İstanbulumu ve bütün kentlerimi deprem dirençli yapın. Büyük deprem olduğu zaman minimum hasarla bu depremi atlatsın. Biri Türkiye’de 53 bin ölü biri Tayvan’da 13 ölü. O da tesadüfen ölü. Büyük deprem oluyor günlük yaşam değişmiyor. Nasıl deprem dirençli İstanbul’u yapabiliriz, bunu konuşmalıyız.
‘Halktan talep gelirse harekete geçiyorlar’
* Bizim vatandaşımız insanını, çocuğunu, akrabasını sever. Can güvenlikleri için yapmayacağı şey yoktur. Seçimde kendinden oy isteyen adamlara desin ki veya pankartlar kaldırsın ki, “İstanbul’u deprem dirençli kent haline getirilmesini istiyorum. Bununla ilgili planınız varsa buyrun gelin oyumuz sizindir, aksi halde sizi sandığa gömerim” demeli. Halk dürüst, bilinçli olmalı ve bunu talep etmeli. Yavrusu için, geleceği için. Bugünkü hükümet ve belediyeler bu işi yapacaktır değil mi? Onlar da halktan talep gelirse harekete geçiyorlar.
‘Yol, köprü, fabrikayı zamanı gelince çoğaltırız’
* Bilimin doğruları değişmez. Bilim net olarak söyler. İstanbul veya herhangi kenti deprem dirençli yapmak istersen. Birincisi yönetimi deprem dirençli hale getireceksin, halkı, altyapıyı deprem dirençli hale getireceksin. Yapı stokunu, eko sistem ve çevreyi, ekonomiyi deprem dirençli yapacaksın. Yani 6 bileşeni deprem dirençli yapacaksın. Devlet bana yol, köprü, baraj, fabrika az yapsın. Zamanı gelince çoğaltırız. Önce can güvenliğimi sağlasın. Sayın Bahçeli de ‘beka meselesi depremdir’ dedi. Sayın Cumhurbaşkanı ve bakanımız da öyle dedi. Bir Afet Bakanlığı kurulsun, Türkiye’nin bütün kentlerini deprem dirençli hale getirmeye soyunsun. 10 senede yapsın, 25 senede yapsın. Sadece İstanbul’u değil bütün Türkiye’yi 20 senede deprem dirençli rahat rahat yaparız. Havaalanı, yol, köprü az yapalım. Filan bütçeye üç lira verirken depreme beş lira verelim. Çoluk çocuğumuzun neslini garanti altına alalım.
‘İstanbul’u depreme hazırlamak masa başında olmaz’
* Marmara’da Bizans’ta, Osmanlı’da olmuş, şimdi de olacak. Benim neslim depremde ölmemeli. Tayvan, Amerika, Japonya, Hindistan, Çin, İtalyan başarmış. Biz unutacak olsak hükümet, devlet, belediye mekanizmayı kurup yavaş yavaş yapacak bu işi. Gücümüzün yettiği kadar yapacak, yavaş yavaş yapacak ama non stop yapacak. Depreme İstanbul’u veya bir kenti hazırlamak masa başında olmaz. Sokağa inin ve 24 saat çalışılmalı. Başlangıçta paraya pula ihtiyaç yok. Sokağa inip çalışmak var.