Mukadderat: Bir kadın 'elalem' için değil, kendi için yaşamak isterse

Nadim Güç’ün yönettiği ve Erdi Işık’ın senaryosunu yazdığı ‘Mukadderat’ geçen hafta seyirciyle buluştu. Dul kalan bir kadının kendini arayış öyküsü olan filmi, senarist Erdi Işık Diken’e anlattı.

Mukadderat filminden bir sahne.

Kastamonu Cide’de çekilen filmin başrollerinde Nur Sürer, Osman Sonant, Aslıhan Gürbüz, Şerif Erol ve Osman Alkaş yer alıyor.

Filmde Nur Sürer’in canlandırdığı Sultan, eşinin kaybıyla yalnızlık korkusuyla yüzleşmek zorunda kalıyor. O güne kadar hayatını sadece eşine ve çocuklarına hizmet üzerine kurmuş 60’lı yaşlarının ortasındaki kadın, hayatta ne yapacağını bilemediği bu süreçte yeniden evlenmeye karar veriyor.

Evlenmekte ısrarcı olan Sultan, çocuklarının ve ‘elalem’in eleştirilerine rağmen bu kararından vazgeçmiyor. Ancak bu arayışları ve ısrarı onu bambaşka bir yola sokuyor. Sultan’ın kendini bulduğu ve özgürleştiği bu hikâye, taşrada bir kadının kendi ayakları üzerinde durmasının ne demek olduğunu bir kez daha seyirciye gösteriyor.

Mukadderat, 61’inci Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘En İyi Film’ ile ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödüllerini kazanmıştı.

Film hakkında Diken’in soruları ve senarist Erdi Işık’ın yanıtları şöyle:

Filmin hikâyesi nasıl ortaya çıktı? Siz de bir Cidelisiniz, büyüdüğünüz yer hakkında bir film yapma arzusundan mı yola çıktınız, yoksa zaten yazdığınız senaryoya mekân olarak Kastamonu’yu mu seçtiniz?

Cide doğumluyum ve 13 yaşına kadar orada yaşadım. Çocukluğumu anlatmak istediğim bir film yapma niyetim hep vardı. Nur Sürer’in canlandırdığı Sultan karakteri de annemi temsil ediyor. Annemden ilham alarak yazdığım bir karakterle bir nevi ailemi ve memleketimi aynı filmde buluşturmak istedim. Benim için çok kişisel ve özel bir hikaye Mukadderat, izleyiciye de bu etkinin geçtiğini düşünüyorum.

Sultan eşinin yasını yaşayamadan yalnızlık korkusuyla hemen kendine eş aramaya başlıyor ama sonra arayışı da hayatı da yön değiştiriyor? Karakteri kurarken ‘aslında böyle olmaz, bir kadın daha yasını yaşayamadan böyle bir arayışa yönelmez’ diye feminist çevrelerden/kadınlardan tepki görebileceğinizi düşündünüz mü ya da böyle endişeleriniz oldu mu?

Hayır, böyle bir endişe taşımadım, aksine Sultan karakterinin bu motivasyonla hareket ederken söylediği ‘Babanız yerine ben ölseydim, babanıza siz hemen bir kadın bulacaktınız baksın diye’ cümlesinin çok gerçek olduğunu düşünüyorum. Kadınların da buna hak verdiğine inanıyorum, ayrıca filmde bir kadın özgürleşmesini anlattığımız için genel anlamda feminist çevrenin de bizi desteklediğini umuyorum.

Filmi siz yazdınız, Nadim Güç çekti? Nadim Güç’le yollar nasıl kesişti?

Nadim, hem çok sevdiğim bir arkadaşım; hem de çok beğendiğim bir yönetmen. Yıllar öncesinde ben NOW TV’de çalışırken, o da ‘Kadın’ dizisini çekiyordu, o yıllardan başlayan bir dostluğumuz var. Bu hikayeden kendisine bahsettiğimde, gözlerindeki heyecanı gördüm ve onunla çalışmak istedim. İkimiz için de çok özel bir yolculuk oldu Mukadderat.

Nur Sürer Türk sinemasının en başarılı kadın oyuncularından biri, başrolde Sürer’in yer alacağı baştan belli miydi?

Evet, en başından beri Nur hanımın oynayacağı belliydi, yaklaşık üç-üç buçuk sene önce onun evinin önünde kısa bir sohbet etmiştik. O zaman kendisine filmden bahsetmiştim ve daha senaryoyu bile okumadan ‘tamam’ demişti. Ondan başkasını gerçekten düşünmüyordum, hayal ettiğim gibi müthiş bir performans gösterdi.

Nur Sürer’in canlandırdığı Sultan karakteri.

Okuduğum bir eleştiride hikâyenin Yeşilçam’ın karşıtlıklarını taşıdığı bunun da filme samimi bir atmosfer kattığından söz ediliyordu. Sizce de böyle mi? Türk sinemasının sizde ve filmleriniz üzerinde bu kadar güçlü bir etkisi var mı?

Katılıyorum bu eleştiriye. Filmde Yeşilçam kodlarından aşina olduğumuz, özlediğimiz ve eksikliğini hissettiğimiz –özellikle de böyle bir dönemde- samimiyet ve sıcaklık var. İzleyenlere de geçeceğini tahmin ediyordum ve öyle de oldu.

Peki Sultan ayaklarının üzerinde durarak kendine başka bir yol çiziyor ama aşık olup arzularının peşinden de gidebilirdi. Çünkü filmin başlarında Sultan’ın ısrarcılığı bize böyle bir hikayeyle karşı karşıyayız hissini vermişti. Senaryoda biz bir kadının kendini keşfini izliyoruz. Ama sanki aşk biraz geri planda, bu bilinçli bir tercih miydi?

Evet, bilinçli bir tercih. Biz bir kadının ‘özgürleşmesini’ anlatmak istedik, bu evlilik ısrarıyla başlıyor evet ama sonrasında kendini keşfetme hikayesine dönmesi, hepimize kendimizi sorgulama imkanı sağlıyor. 65 yaşında bir kadının, küçük bir Karadeniz kasabasında kendi ayakları üzerinde durması, bu ülkedeki tüm kadınlar için çok iyi bir örnek.

‘Lütfen Cevap Veriniz’ (LCV) filminin de senaryosunu siz yazdınız. Bir önceki işiniz hafif gerilim ile komedi ve yüzleşmelerin kol kola olduğu bir yapımdı. Şimdi sıcak bir aile hikayesi yazdınız. Bir sonraki hikayeniz belki bambaşka bir şey olacak. Türler arasında gezinmeyi seviyor diyebilir miyiz, sizin için? Yoksa bu sadece o an yazmak istediğiniz veya karşılaştığınız hikayeyle ilgili bir durum mu?

‘LCV’ benim ilk filmimdi ve o da çok özeldi. Orada toplumun başka ‘örselenmiş’ insanlarını anlatmak istedim; burada da ‘elalem ne der’ algısı yüzünden hayatını yaşayamayan insanların hikayesini anlatmak istedim. Aslında ikisi de en nihayetinde ‘insan hikayesi.’ Ben de insan hikayelerini anlatmaya devam edeceğim.

61’inci Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi film ödülü almak nasıl hissettirdi?

Mutlu, umutlu, gurur verici ve de devrimci hissettirdi. Çünkü Antalya’da uzun yıllardır bir komedi filmi büyük ödülü almamıştı, bu ödülü bizim almamız bence Türkiye’deki festival algısını da değiştirecektir. Yeni, daha renkli ve çeşitli festival seçkileriyle karşılaşacağımızı düşünüyorum.

Babasının ölümüyle Cide’ye dönen Reyhan gibi siz de bu filmle oraya dönüp o insanlar arasına karışıyorsunuz, ayrıca Reyhan’ın kız çocuk olarak ufak bir kısmını aldığı mirastan bahsedip taşranın insanın her haline ve hayatına karışan halini tiye alıyorsunuz. Bu film hem Cide’ye bir vefa borcu hem de yüzleşme olarak değerlendirilebilir mi?

Kesinlikle. Benim Nadim’den tek isteğim, çocukluğumun geçtiği coğrafyayı en güzel haliyle
resmetmekti. Sağ olsun o da, bu konuda elinden geleni yaptı. Filmin sonlarındaki, Osman ve Aslıhan’ın yüzleşme sahnesi her seferinde beni duygulandırıyor. Çünkü o benim kendi çocukluğumla yüzleşme sahnem.

Reyhan (Aslıhan Gürbüz) ve Sultan (Nur Sürer).

Hem ‘Lütfen Cevap Veriniz’de hem ‘Mukadderat’ta hayatını istediği gibi yaşayamamış veya
kimliğini bastırmak zorunda kalmış LGBT+ karakterler var. Filmin çok küçük bir kısmında olsa da sinemamızda bu tip temsiller önemli. Çünkü artık dizilerde ve filmlerde bu karakterlerin görünür olması istenmiyor, senaristler yazmaktan çekiniyor. Siz bazen küçük bazen büyük vurgularla bu konuya değinen bir senarist/yazar olarak neler söylemek istersiniz?

Yukarıda belirttiğim gibi ben ‘insan’ hikayeleri anlatmak istiyorum. Kadın, erkek, LGBT+, Kürt, Ermeni vs. benim için hepsi ‘insan’ ve her birinin hikayesi çok kıymetli. Bu konuda elimden geleni yapmaya devam edeceğim, ufacık bir sahneyle birçok kişinin kalbine dokunduğumu biliyorum, onların yüzündeki umudu ve mutluluğu görmek bana doğru yolda olduğumu gösteriyor. Her birine sarılıyorum.

Son olarak seyirci tepkileri nasıl, film hakkında duyup çok şaşırdığınız bir yorum oldu mu?

Seyircinin çok sevdiği bir film oldu ‘Mukadderat‘. Genel anlamda herkesten övgü dolu yorumlar alıyoruz. Sokak köpeklerine yer verdiğimiz için teşekkür eden seyirciler oldu mesela ya da annesini kaybettikten sonra filmi izleyip herkes gülerken hüngür şakır ağlayan seyircilerimiz de… Ama hepsinin ortak noktası ‘umut’ etmeyi yeniden hatırladılar. Bu yüzden gururlu ve mutluyum.