Reza Zarrab, Sabah gazetesine demeç vermiş, onlar da bunu dizi yapmış, yayınlıyorlar. Zarrab’ın anlattıklarından öğreniyoruz ki bugün iyi kötü bir ekonomik denge içinde yaşıyorsak, bunu ona borçluyuz. Ne TÜSİAD’ın sanayicileri, ne TUSKON’cular, ne yeşil sermaye, ne Anadolu kaplanları! Ve tabii ki ne de ekonomi yönetimi! Ali Babacan filan hikâye! Zarrab diyor ki, “200 ton altın ihraç ettim, Türkiye’ye 25 milyar lira kazandırdım”. Hızını alamıyor ve devam ediyor: “Cari açığın yüzde 15’ini kapattım.”
… “İyi de bu kadar altını nereden buldun, kaça aldın, kaça sattın ki memlekete 25 milyar lira kazandırdığını söylüyorsun” diye sorulmamış kendisine. Belli ki, Sabah’taki arkadaşlar Reza Zarrab’ın aynı zamanda bir simyager olduğunu düşünüyorlar!
… Bunu söylemeyi hiç istemezdim ama yazmak zorundayım, Sabah’taki arkadaşlar da hiç hesap bilmiyor! Röportajı yapan muhabir, onu okuyup sayfaya koyan editör, röportajın anonslarını birinci sayfaya koyan yazı işleri müdürü ve en nihayetinde genel yayın müdürü! Ya hiç kuyumcunun önünden geçmemişler ya da o kadar çok para kazanıyorlar ki satın aldıkları altına kaç para verdiklerine dikkat bile etmiyorlar. Hiçbiri demiyor ki “acaba bu arkadaş biraz palavracı olabilir mi”? Hiçbirinin aklına gelmiyor ki “cari açığın yüzde 15’ini 200 ton altın satarak kapatabiliyorsak, neden bütün açığı kapatmayı düşünmedik”? Hiçbiri sormuyor ki “sen bu altını kaça alıp, kaça sattın ki 25 milyar lira para kazanabildin”?
Mehmet Ali Ağabey’den (Kışlalı) gazeteciliğin bir “merak ve kuşku duyma” mesleği olduğunu öğrenmiştim. Demek ki havuz medyası olmanın bir koşulu da merak etmemek, kuşku duymamakmış! Bu da genç gazeteci arkadaşların kulağına küpe olsun. Birisi size böyle hikâyeler anlatırsa elbette önce dinleyin ama sonra bir çarpıp, bölün.