Ama esas tuhaf olan, Suriye’deki güç dengelerini doğru okumak gibi bir zahmete katlanmadan özellikle Türkiye’de yaşanan savrulmalardır.
Daha düne kadar Rusya ile yapılan ittifakın Suriye’de dengeleri değiştireceğini, yani Türkiye-Rusya-İran üçlüsünün bölgede barışı sağlayacağı yönünde iddialı analizler yapanlar daha analizlerinin mürekkebi kurumadan Amerika ile ilgili ‘kurtarıcı’ analizleri yapmaları ibret verici bir tablo ortaya çıkarmış bulunuyor.
İşte bu anlayış bugüne kadar, “Suriye’de Amerika ve Rusya’yı denklem dışında bırakan bütün politik yaklaşımların ve analizlerin bir kıymeti harbiyesinin bulunmadığını, dolayısıyla Türkiye’nin bölgeye ilişkin geliştireceği dış politika stratejilerini bu aktörleri de dikkate alarak geliştirmesi gerektiğini” söyleyenleri ‘üst aklın piyonları’ olarak göstermeye özel bir gayret sarfetti.
Son birkaç ayda yaşanan savrulmalar gösterdi ki, eğer durduğunuz yerde sağlam durursanız, her sabah başka bir eksene savrulanlar da sonunda aynı istasyona bir şekilde uğramak zorunda kalabilirler.
Demek ki jeopolitik gerçekliği ve küresel aktörlerin dış politika hedeflerini yeterince dikkate almadan, her şeyi ‘üst akla’ havale ederek sorunları çözmek her zaman mümkün olmuyormuş.