Bundan yaklaşık bir yıl önceydi. Taraf’ta, hükümetin “gizli” yürüttüğü bir kanun tasarısından bahsetmiştim. Milli İstihbarat Teşkilatı’na geniş yetkiler veren tasarıya göre; yasa ile MİT’e fişleme, izleme, psikolojik istihbarat ve operasyon yetkileri veriliyordu. Hukukun, toplumun hesap soramadığı bir yapı oluşturulmaya çalışılıyordu.
Gazetecilerin istihbarat teşkilatının hukuk dışı eylemlerini ve belgesini yayımlaması suç hâline getirilip, suçun ifşası ağır hapis cezasıyla cezalandırılıyordu. “Eski devlet” tekrar ve daha hoyratça hortlatılmaya çalışılıyordu.
Bu tasarı da yine istihbarat savaşları sonrası ortaya çıkmıştı. Hükümet, devleti ve toplumu istihbari yöntem ve sistemle zapturapt altına alma kararı vermişti. Tıpkı, Saddam Hüseyin’in bir dönem Irak’ta yapmaya çalıştığı gibi. Tıpkı, Suriye’de Esad rejiminin Muhaberat Devleti gibi.
Bir yıl önce, haberin başlığını “Muhaberat Devleti kuruluyor” diye atmıştık.
Yaklaşan tehlikeyi, hükümetin istihbarat oyununu göremeyenler, Taraf’ın haberinden sekiz ay sonra tasarının Meclis’e getirilmesiyle, uyudukları uykudan uyandılar. Muhaberat Devleti başlığımız artık hafif bulunuyordu. Muhalefetiyle, medyasıyla kamuoyu tsunami gerçeğiyle yüzleşmiş, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere yetkilileri göreve çağırmaya başlamışlardı.
… Bir ülke hukuk devleti olmaktan çıkmışsa gideceği ve varacağı liman, muhaberat devletidir.
Tsunami önüne kattığı her şeyi yok edip, yıkıyor. Bundan kaçış yok.
Tarih, istihbarat çöplüğündeki yıkım ve felaketlerle dolu. Bu ülkeye, hukuk devletine çok yazık ediyorsunuz.