f.geerdink@gmail.com
Roboski katliamını yapan iki pilotun istifa ettiği yönünde bir söylenti dolaşıyor ortalıkta. İddiaya göre, öyle ağır psikolojik sorunları var ki artık görevlerini yerine getiremiyorlar. Bu konuya bir tweet’te değindiğimde, birisi bana ‘İlahi adalet’ diye mesaj attı. Eğer istifa iddası doğruysa, yaşananı ‘ilahi adalet’ olarak görmek pilotların çektiği acıyı reddetmek anlamına gelir. Ayrıca, katliamdan gerçekte kimin sorumlu olduğunun ve kurbanların kimliklerinin doğru bir açıdan değerlendirilmesini de engeller.
Pilotlar da bu katliamın kurbanı
Kurbanlar herkesden önce, 28 Aralık 2011’deki katliamda öldürülen 34 insandı. Aynı zamanda, arkada bıraktıkları aileleri, köyleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nde yeni bir katliamla daha karşı karşıya bırakılan bütün Kürt halkı… Fakat istifa etmiş olsunlar ya da olmasınlar, ben pilotları da kurban olarak görüyorum. Üst düzey eğitim almış, ordu için şevkle çalışan zinde ve sağlıklı adamlar olabilirler. Fakat nihayetinde ordu hiyerarşisinde çok yükseklerde değillerdi ve öldürme emrini yerine getiriyorlardı.
O pilotlarla söyleşi yapmayı çok isterdim. Onlara nasıl ve niye pilot olduklarını sorardım. Bir F-16 uçurmak çocukluk hayalleri miydi? Babaları ve dedelerinin de ülkeye hizmet ettiği ailelerden mi geliyorlardı? Onların izinden mi gitmek istiyorlardı? F-16 pilotluğu gibi zorlu bir iş için seçilmekten ve daha birkaç yıl öncesine kadar ülkenin en saygı duyulan, en güçlü devlet kurumu için çalışmaktan onur duyuyorlar mıydı?
İntikam aldıklarını sanıyorlardı
Yaptıkları işe inanıyor olmalıydılar. F-16 pilotları hiçbir zaman yaşlı erkekler değildir. Dolayısıyla söz konusu pilotlar, yaklaşık 30 yıl önce başlayan ‘terörle mücadele’nin çoktandır tümüyle yürürlükte olduğu bir dönemde büyüdü.
Türklerin birçoğu gibi, ülkede Kürt meselesi diye bir şey bulunmadığına, sadece terör olduğuna inandırıldılar. Ve terörle mücadelenin tek yolu şiddetti. Ülkelerini tehdit eden terörizm ve ayrılıkçılıkla mücadelede önemli bir rol oynayabilecekleri için çok büyük ihtimalle kendileriyle gurur duyuyorlardı.
Ekim 2011’de, PKK Hakkari bölgesinde 20’den fazla askerin öldüğü saldırıyı düzenlediğinde, birçok Türk gibi çok öfkelenmiş olmalılar. Türklerin birçoğu intikam istiyordu ve hükümet bunu yapmaya söz verdi. Dolayısıyla, PKK liderlerinden Fehman Hüseyin’in Irak’tan Türkiye’ye girmek üzere olduğuna ve bunu muhtemelen kaçakçıların arasında gizlenerek yapacağına dair muğlak da olsa istihbarat alındığında, intikam fırsatı bulundu. İstihbaratın doğru çıktığını ve üst düzey bir bir PKK liderinin öldürüldüğünü bir düşünün!

İlahi değil gerçek adalet gerekiyor
Askerlerin istihbarattan haberdar edildiğini sanmıyorum. Muhtemelen, onlara sadece bombalanması gereken yerin koordinatları verildi. Ve büyük ihtimalle, onlar da komutanlarına güvenip emri uyguladı. Hedef vuruldu, görev başarıyla tamamlandı. Pilotlar tebrik edildi. Ta ki ölümlerine yol açtıkları kurbanların fotoğraflarını görene dek… Fehman Hüseyin yoktu ve öldürülen grubun arasında olma ihtimali zaten neredeyse yüzde 0’dı. Çoğu reşit olmayan, 34 sivil öldürülmüştü.
Terörle mücadele yüzünden başka iş bulamadıkları için, sınır ötesi ticaretle hayatlarını kazanmaya çalışıyorlardı.
Ne kadar yıkıcı olmalı… Sivilleri öldürmek ve bunun üstüne de, çok uzun zamandır inandıkları devletin gerçeklikleriyle bir bombardıman sonucu yüzleşmek…
Onları masum sivilleri öldürmek durumunda bırakan ve hayatlarının sonuna kadar bu yükle bırakan bir devlet…
Pilotların ağır psikolojik sorunlarında ilahi adalete dair hiçbir şey yok. Ve burada ihtiyaç duyulan şey zaten ilahi adalet de değil. Bu katliamın, F-16 pilotları dahil birçok kişiye verdiği derin acıyı azaltmanın tek yolu, sorumluların bağımsız bir soruşturmaya tabi tutulup bağımsız bir yargıcın önüne çıkarılması yoluyla gerçek adalete ulaşılması.

