Yazın son günleri olmasına karşın sıcaktı.
Henüz sayfaları çevirdiğimde, anlatının farklılığına kapılmıştım ama; hayat her zaman kendi matematiğini kurar.
Türkiye’den epey uzakta olduğum günlerde yeniden başlayıp bitirdim romanı…
Melida Tüzünoğlu yazmış. ‘Her Şey Konuşacak’.
Gerek meseleyi ele alışı gerekse biçemi ve bakış açısıyla beğendiğimi söylemeliyim.
Ancak kendi okurunu seçecek bir roman olduğu gerçeğini de göz ardı etmemek gerek.
Sanırım yazar da tecimsel başarı peşinde koşmak yerine, kahramanın kumaş, lif, elyaf, tasarım, artık ürünler ve nesneler olduğu ve bunların söz alarak, Aral Gölü’nden Angora keçisine geniş bir coğrafyada tüketim ekonomisi, kirlilik, ekoloji ve moda üzerinden dünya düzenine bakan bir roman deneyimine girişme ihtiyacını hissetmiş.
Küresel kapitalizmin yol açtığı ekolojik sonuçlar fonda gibi görünse de ağırlığını epeyce hissettiriyor. Bir taraftan Baltalimanı Antlaşması, diğer taraftan Prenses Diana derken yakın ve uzak-yakın tarihe farklı projeksiyonlar tutan bir çalışma olmuş.
Bizim okur genelde dramatik olanın peşindedir. Hele ihanet ve cinayet varsa… Geçmiş sırlar filan da içindeyse doğrusu tadından yiyemez. Survivor’da bile mahalle kavgasıyla ergen dedikodusu kıvamındaki bölümler en ilgi çeken yerler olduğuna göre, herkes sabah programlarından şikayet ederken reytinglerin tavan yaptığına bakılırsa; gerçekçi olalım öyle bilginin de sevginin de peşinde değiliz.
Dibi delik muhabbetlerde, incir çekirdeğine kafa atan kelime sarfiyatını seviyoruz.
Meğer ki sonunda zaman su gibi aksın, bir günü daha halli huzur eyleyelim.
Zamanı bu kadar boşa geçirmeyi sevmenin, her konuda bir fikri olup, çok az konuda bilgisi olanın kendini dünyanın merkezine koyduğu bu ilginç toplumu araştıracak bir sosyolog ihtiyacı, yok gibi görünse de var.
Neyse biz yine de ‘Her Şey Konuşacak’ romanının izleğinden çok ayrılmayalım.
Romanda insan merkezli anlatı yerini eşya, kıyafet ve nesne tanıklığına bırakmış. İnsanın yerine konuşan bütün o şeyler, meta fetişizmi kavramı açısından ironik bir kapı açıyor.
Bu bağlamda anlaşıldığı gibi romanın itici gücü olay örgüsü değil, üretim ve tüketim zincirinin kendi doğası içindeki; üretim hızı, günümüzün arzu nesneleri, atık döngüsünün insan yaşamına dokunması… Roman şunu soruyor alt metniyle, ‘Senin hikayeni kim yazıyor?’. Hatta ‘Karşı çıktıklarınla taraftar yaşadığının, taraftar olduklarını reddettiğinin farkında mısın?’ diye sormayı da ihmal etmiyor.
Cevaba sistem dersek çok basit. Kitap da bu basitliğe düşmüyor zaten. Düşündürmeye çalışıyor!
Dünyadaki ünlü çevre vakıflarını kuran ve en büyük sosyal bağışları yapan firmalar hangileri?
Bunu düşünmek zorunda kalıyorsunuz okudukça…
Mesela kuraklığı yaratanlar, çevreyi kirletenler, çocuk işçiler çalıştıranlar ya da ürettikleri silahlarla sivil insanları katledilmesine vesile olanlar…
Sonra da evdeki musluğu kapat diye nasihat verenler… En pahalı organik deterjanı al, en pahalı enerji korumalı makinayı al, onu da biz üretiyoruz diye kahkahalık manifestolar üretenler… Bütün bu traji-komik düşünceler içerisinde sayfalar akıp gidiyor.
Ekolojik kriz, kültür travması hatta adalet arayışındaki Fatoş’un çocukluk yılları, romanın katmanları arasından akıyor.
Sonuçta zaman zaman anlatı keyfinden ders verme sertliğine kaçma ihtimali olan bir dili, yazar dengede tutmak için elinden geleni yapmış, yine de bazı okurlar için zorlayıcı bir roman ortaya çıkmış.
Başta da söylediğimiz gibi ‘Her Şey Konuşuyor’ kendi okurunu arayan bir roman olarak raflarda yerini koruyor.
Romanın en magazinel unsuru moda bile çevre ve küresel eşitsizlik bağlamında metne sızıyor.
Bu yazı yazılırken televizyonda bir yarışma programında, an itibarıyla yarışmacılar sosisli sandviç kazandılar. Ansızın bulundukları yere bir uçan daire inmiş olsa herhalde böyle çığlık atarlardı! İnsanlığın top yekun çıldırma hali…
Aslında şöyle bakalım isterseniz.
Çevremizde her şey, her olay, her olgu, her nesne gerçekten konuşuyor.
Kendini dünyanın merkezine koyarak yalnızca kendi sesi duyanlar için bu olağanüstü bir mesaj…
Sanat, edebiyat, tiyatro çevremizde konuşan her şeyin sesini duymayı öğrettiğinde, daha kıymetli hale geliyor.
Duymasını bilene….