Uluslararası Sanat Galerileri Derneği tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen Art Show, 28 galerinin katılımıyla 13-15 Şubat tarihleri arasında gerçekleşti.
Artshow’un bu yılki mekânı, otomotiv sektörüne ait bir şirketin showroomuydu. Giriş katında, son model lüks otomobillerin sağlı sollu sıralandığı koridordan geçerken neoliberal dünyanın estetik anlayışı için bile bu karşılamanın oldukça sert olduğunu düşündüm.
Eserlerin bu kez doğrudan bir otomobil showroomunda sergilenmesi, sanatın sermayeyle kurduğu mekansal ortaklığı yeni bir boyuta taşırken sanki aralarındaki bağımlı ilişkinin deklerasyonu gibiydi. Bu ilişki fuarlar aracılığıyla bir süredir kanıksatılmaya çalışılsa da artık görüyoruz ki sanat ve sermaye arasındaki hayali çizgi silinmiş ve bu ortaklık bir mülkiyet tesciline dönüşmüş.
Art Show, daha isminden başlayarak bu gerilimin merkezinde duruyor. Pop-Art ile sanat alanına daha derinden nüfuz eden show kavramı, doğası gereği gösteri dünyasına aittir ve sanatla yan yana gelişi her zaman gerilimli olmuştur. Sanat eseri artık bir deneyim alanı değil, showroom’daki lüks otomobiller gibi statü simgesi olarak kodlanır. Fakat eserlerin lüks bir tüketim nesnesine indirgenmesini sanatçı kabul edemez.
Mekânın alt katında lüks otomobillerden uzaklaşan eserler bir nebze daha şanslıydılar. Ancak mekânın niteliğiyle örtüşmeyen giriş kattaki eserler kaçınılmaz bir yabancılaşma yarattı. Daha önce kişisel ve karma sergilerden tanıdığım bazı eserler bu bağlam kaybı nedeniyle aurasını yitirerek etkisizleşti.