turdao@gmail.com
Yargı krizi, Meclis’te uçan tekmeler ve internete sansür tartışmaları arasında gündemde hak ettiği yeri bulamadı ama Türkiye haftalardır bir grip salgınının hissedilen etkisi altında. Gelgelelim grip tedavisinde kullanılan birçok ilaç bugün itibarıyla piyasadan temin edilemiyor. Eş-dostla yürütülen yoğun telefon-elektronik posta trafiği ve araya konulan hatır-ricaya rağmen aranan ilaç, genellikle bulunamıyor.
Peki neden?
İlaç salt finansal açıdan maliyet-fiyat analizlerine sığmayacak kadar hassas bir konu. Bu noktayı akılda tutarak fiyatların oluşumuna bir bakalım. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın Ocak 2013 tarihli ‘Fiyat ve Geri Ödeme Politikalarının İlaç Sanayi Üzerine Etkisi’ adlı çalışması iyi bir kaynak.

Türkiye’de ilaç fiyatlama sistemi 2004 yılına kadar maliyet-kar esasına dayanıyordu. O yıl çıkartılan kararnameyle referans fiyat uygulaması başlatıldı. Bu çerçevede beş referans ülke belirlendi: AB üyeleri Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya ve Portekiz. Bundan böyle Türkiye’de bir ilaca fiyat konacağı zaman söz konusu ilaç bu ülkelerin hangisinde en ucuza satılıyorsa o ülke baz alınacaktı.
2007 ve 2009 yıllarındaki fiyat kararnameleriyle izin verilen fiyat tavanların referans fiyatlarına oranı kademeli olarak düşürüldü. Ayrıca 20 yıllık ilaç kavramı 1987’den beri piyasada olan ilaç olarak belirlendi.
Şu anki durum
Son fiyat kararnamesinin çıkartıldığı 2011 yılında yapılan düzenlemeye göre;
1. Jeneriği (aynı işlevi gören eşdeğer ilaç) olmayan orijinal ilaçlar, en düşük fiyata sahip referans ülkedeki fiyattan (referans fiyat) satılabiliyor.
2. Jeneriği olan orijinal ilaçlar ve jenerik ilaçlar, referans fiyatın yüzde 60’ı kadar fiyatlanabiliyor.
3. Bir diğer kategori, piyasaya çıkışı 20 yılı geçmiş ilaçlarda ise depocuya satış fiyatı 6,79 TL’nin üzerinde olanlarda fiyatlandırma oranı yüzde 80.
Üstelik kamuya satılan ilaçlara bu fiyatların üzerinden yüzde 20 ile 40 arasında değişen iskonto uygulanıyor.
Maliyeti kurtarmayınca
Hal böyle olunca sektör temsilcilerine göre grip tedavisinde kullanılanlar dahil toplamda 400’e yakın ilaç satış fiyatları maliyeti kurtarmadığı için Türkiye’de üretilmiyor ya da ithal edilmiyor.
Fiyat düzenlemelerinin hem ekonomik hem de politik bir gerekçesi var. İlaç ihtiyaç oluştuğunda kullanılması zorunlu, diğer bir deyişle talep elastikiyeti düşük (talebin fiyattaki artıştan daha az etkilendiği) bir ürün. Buna bağlı olarak piyasa fiyatı tüketicilerin ödemeye hazır oldukları seviyenin üzerinde oluşabiliyor.
Fiyat kararnameleriyle yapılan düzenleme sayesinde piyasa fiyatlamasıyla üreticinin cebine gidebilecek bu fazla, kısmen de olsa tüketicin cebinde kalıyor. Ayrıca devletin sosyal güvenlik sistemi aracılığıyla üstlendiği ilaç masrafı da düşüyor.
Ucuz ilacın yan etkisi
Buna karşılık ilaç üretici ve ithalatçı firmalar hammadde, araştırma-geliştirme ve kur farkı gibi piyasada oluşan birçok maliyet değişkenini üstlenmek zorunda kalıyor. İlaç sanayi de kendi payına öncelikle bu maliyet değişkenlerini gerekçe göstererek yüksek piyasa payı ve kar marjı odaklı çalışıyor.
Bu durum sektördeki firmaların agresif pazarlama ve satış yöntemleri kullanmasına neden oluyor ki böylece ilacın talebinden fiyatlandırılmasına kadar birçok piyasa mekanizması unsuru manipülasyona açık hale geliyor.
Yeni düzenleme lazım
Bankacılık, enerji ve iletişim gibi birçok sektörde olduğu gibi ilaç sektörü de salt piyasa mekanizmasıyla uzun vadede sürdürülebilir bir ekonomik maliyet-fayda dengesi kurmaktan uzak. İlaç doğru ve etkili biçimde düzenlenmeye muhtaç bir alan olmakla birlikte mevcut uygulamanın, sanayicisi ve tüketicisiyle Türkiye’nin ihtiyacını karşılamadığı ortada.
Fiyat kararnameleriyle yapılan düzenleme ilaç fiyatlarının ucuzlamasını sağlarken yarattığı yan etkiyle ilacın kendisini ortadan kaldırıyor. Şimdi bize bu yan etkinin ilacı olacak bir yeni düzenleme lazım.
