Graffitiyi Türkiye'de yaşatmaya çalışan cesur yürekler fabrikayı boyadı

GÜLBEN ÇAPAN

gulbencapan@diken.com.tr

@istanbulartsnob

Sanatçı arkadaşım Yusuf Aygeç’in daveti üzerine, ATT Concorde Tekstil’in sahibi, Nejat Türkmen’in Çerkezköy’deki fabrikasını ziyarete gittim. Uzun süredir hiçbir sanat ortamında böyle heyecan duymamıştım. Türkiye’nin en başarılı ve genç graffiti sanatçılarından oluşan sekiz kişilik bir ekip, 10 gün süren çalışmanın ardından fabrikanın dış cephesini boyamıştı.

Eskreyn, Wicx, Met, Leo Lunatic, Mr. Hure, Nuka, Reach Geblo, Yusuf Aygeç ve projenin gerçek sahibi Nejat Türkmen ile fabrikanın yemekhanesinde graffiti konuştuk. Fotoğraf sanatına olan ilgisi ve graffiti fotoğrafçılığıyla tanınan koleksiyoner Nejat Türkmen bu merakını ve projeyi şu sözlerle anlatıyor: “Ben graffitinin bir sanat akımı olduğuna inanalardanım ve çok meraklıyım. 90’lardan beri dünyanın farklı coğrafyalarına gidip graffiti fotoğrafları çekiyorum. Duvarlara karşı hep bir tepkim vardır. Bizi sınırlandıran bir şeydir duvar. Ben de duvarların yıkılmasından ve her şeyin özgür olmasından yanayım. Bu illaki fiziki bir yıkım değil, duvarlar aslında renklerle ve boyalarla yıkılıyor. Burası da bir tekstil fabrikası ama sanatçılarımızın boyadığı bina aslında bir depo ve fabrikanın genel mimarisinden biraz kopuk olduğu için duvarlarına böyle bir çalışma yapmayı düşündüm. Bu proje, fabrikamıza değer kattı, bir sanat eserine dönüştürdü. Sıfır ego, sıfır kompleks ile müthiş bir ekip çalışmasına tanık oldum. Aslen birbirlerini tanıyan ama hiçbir zaman aynı anda çalışmamış bir grup bu. Harika bir iş çıktı ortaya. Bundan sonrası için bu işleri görmek isteyenler bizlere ulaşabilirler, randevu almak şartıyla gelip gezebilirler. Kapımız herkese açık.”

Ekip güler yüzlü ve samimi. Aralarında alaylılar da var, üniversite öğrencileri de, yüksek lisansını tamamlayanlar da. Her biri sokağa aşık, sokağın sesinden ve nefesinden beslenen, bir başkaldırı sanatı olan graffitiyi Türkiye’de yaşatmaya çalışan cesur yürekler. Polisten dayak da yemişler, yüzlerce lira ceza da ödemişler. Küçücük yaşlardayken cep
harçlıklarını biriktirip boya almışlar, gecenin köründe sokakları tuval olarak kullanmışlar.

Siyasi gazete manşetleriyle işleri yok. Resim yapıyorlar.. hem de şahane resimler. Kimisi figüratif çalışıyor kimisi soyut. Arada belediye, stadyum ve alışveriş merkezlerinden teklif alıp para kazanmak için de resim yapıyorlar. “Yaşam o şekilde ilerliyor” diyor grubun en genç üyesi olan Reach Geblo (26). Henüz on üç yaşındayken, ‘Getting Up’ adlı bir bilgisayar oyunu sayesinde graffitiyle tanışmış, o gün bugündür duvarlara resim yapıyor. Geblo şunları söylüyor: “Oyunda ne varsa hepsini gerçekte de yaşadım, graffiticilerle tanıştım. İlk ismim üç harflı bir isimdi çünkü yasa dışı boyadığımız için imzayı hızlıca atıp kaçıyorduk. Zengin aile çocukları değiliz dolayısıyla o dönem hem okulda derslerle uğraşıyorduk hem de harçlıklarımızla para biriktirip boya almaya çalışıyorduk. Şimdi artık graffiti daha popülerleştiği için iş alıyoruz ve az çok para kazanıyoruz.”

Çift kimlikle yaşayan sanatçı, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü son sınıf öğrencisi. Geceleri graffiti yapan gündüzleriyse hem okula giden hem de Üsküdar’daki atölyesinde
minimalist heykel üreten Geblo gelecek planlarını şöyle anlatıyor: “Heykel alanında devam etmek istiyorum ama sokaklardan asla vazgeçmem. İşin en heyecanlı kısmı sokaklar. Yasa dışı işlerin üstü bazen ertesi gün bile kapatılabiliyor. İnsan üzülüyor. Ama biz bunu bildiğimiz halde yapıyoruz, o adrenalini yaşamak için yapıyoruz. Tabii ki risk var, yakalandığımız zamanlar oluyor. Çok dayak yedik, terörist muamelesi gördük. Ama derdimizi anlatınca anlıyorlar. Artık devlet destekli projelerin gerçekleştiği bir dönemdeyiz zaten onun için graffiti çoğu zaman yasa dışı olsa da polisler de bugün bize eskisi kadar zorluk çıkartmıyor.”

12 yaşında yaşadığı sokaklarda, Güngören’de duvar boyamaya başlayan Mr. Hure (32) hiçbir sanat eğitimi almamış. Bu işin eğitimle öğrenilebileceğine inanmıyor, çağdaş sanattan kopuşunu da bu noktayla bağlıyor. Soyut resim yapan sanatçı sokak sanatını şöyle anlatıyor: “Graffiti ve sokak sanatının kendi kuralları var. Eleştirmeni yok bu işin. Çağdaş sanattan orada kopuyor. Eleştirecek biri ancak bir başka graffiticidir. Hem özgürüz hem de kurallarımızı biz koyuyoruz.”

ABD’nin New York, Portekiz’in başkenti Lizbon, Bosna – Hersek gibi birçok ülke ve şehirde graffitileri bulunan sanatçı Leo Lunatic (32) ile
mahalleden tanıştıklarını söylüyor: “Leo ile on beş yaşından beri beraberiz. Beraber boyuyoruz, beraber yaşıyoruz. New York işini de beraber yaptık.”

Mr. Hure günümüzde artık dünyada olduğu kadar Türkiye’de de yaygınlaşan bir trend haline gelen graffiti için ise “Graffiti 2000’den önce nadir olan 2000’den sonra sosyal medya ile popülerleşen bir sanat. Biz bundan kısmen memnunuz kısmen değiliz. İnsanların sadece Instagram’a fotoğraf koymak için işlerimizi renkli bir fon gibi görmeleri bizi üzüyor” diyor.

Panda resimleriyle bilinen Leo Lunatic, ABD’nin Miami kentinin graffitiyle süslü sokaklarıyla ünlü olan Wynwood duvarlarına bile 2016 yılında imzasını atmış. Lunatic, “Abimler hep Hip- Hop dinliyordu. Dinledikleri albüm kapaklarında graffiti vardı. Sonra bir film izledim ve orada trenleri boyuyorlardı. İlgimi çekti. Ben de başladım” diyor.

Graffitinin de çağdaş sanatın bir parçası olduğunu söyleyen sanatçı, geçmişte Aria Galeri’de ve Elgiz Müzesi’nde işlerini sergilemiş. “Biz duvar boyuyoruz ama duvardan başka her şeyi de boyuyoruz. Malzeme olarak sprey kullanıyoruz, tek farkımız o. Zaman ne gösterir bilemem
tabii her şey şartlara bağlı ama kontratlı sanatçı olarak bir galeriyle çalışmayı hiç düşünmedim”
diyor ve kendi galerisini açtığını anlatıyor:

Tarihi Cihangir Camii’nin karşısında Kumrulu Sokak’ta Luxury Hands adında sokak sanatçılarına ait bir pop-up açıyoruz. Arka tarafında dövme stüdyosu ön tarafında graffiti sanatçılarının yaptığı tablo, tişört ve birçok başka şey olacak. Sergiler düzenleyip satış yapacağız. Komisyonlar öyle büyük rakamlar olmayacak, dükkan giderlerini karşılasın yeter.”

Yaklaşık beş yıldır çağdaş sanatla dirsek temasında olan Furkan Nuka Birgün (30), C.A.M Galeri ile kontratlı olarak çalışıyor ve kendisini şöyle anlatıyor: “Aslen illüstratörüm. Bu yanım ön plana çıksın diye galeri ile çalışmaya başladım. Benim en büyük şansım galericim Sevil Binat’tır. Beni tamamen özgür bıraktı ve beraber çok iyi işler yaptık.”

Sokağa olan bağlılığını ve sadakatini vurgulayan sanatçı, galeri işlerine rağmen sokağı hiçbir zaman bırakmayacağını da açıkça ifade ediyor:

“Her şey oradan filizlendiği için sokağın yeri bambaşka. Graffitiye ilk
başladığımızda, sanat diye bir kaygımız yoktu. Ne yaptığımızı bile bilmeden yapıyorduk. İnsanları nasıl daha çok rahatsız edebiliriz diye düşünerek boyuyorduk.”

Kadıköy Belediyesi ile her yıl Mural İstanbul Festivali’ni düzenleyen, festivalin kurucu ortaklarından Eskreyn (32) ise toplumun graffiticileri kategorize etmesinden şikayetçi olduğunu ifade ederek şunları söylüyor:
“İnsanlar bizi sokakta maskeleriyle boya yapan çocuklar olarak tanıyor, sokaklarda bunu yasa dışı olarak yaptığımız için siyasi bir duruş sergilememiz bekleniyor. Ama biz hiçbir şekilde insanların beklentilerini karşılamak zorunda değiliz. Siyasi bir duruş sergilemek zorunda da değiliz. Ortadoğu coğrafyasına yakınız diye gazete manşeti gibi iş yapmak zorunda da değiliz. Gezi Parkı’na çıkıp iki slogan yazmakla olmuyor bu işler, sokağa çıksınlar. Bize etiket yapıştırmasınlar. Graffiti yaşam tarzı insanların etiket için sömüreceği bir iş değil. Burada herkes bu işin cezasını da çekti dayağını da yedi. Biz içimizdekini yansıtmak için, bir iletişim kurmaya çalışıyoruz.”

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, heykel bölümünden
mezun olan sanatçı, yüksek lisans öğrenimine devam ediyor. Graffitiyi heykel eğitimiyle birleştirerek işler üreten sanatçı çağdaş sanat piyasasındaki genç heykeltıraş eksiğini Reach Geblo ile beraber tamamlayacağa benziyor.

2006 yılında Güngören Belediyesi ile graffiti festivali ve sonrasında gelen talep üzerine Galata Köprüsü’nde graffiti festivali düzenleyen sanatçı MET (34) grubun en kıdemlisi sayılır. MET, graffitinin geçmişini şöyle anlatıyor: “Bizim başladığımız dönemde graffiti yapanların sayısı çok azdı. Türkiye’de, Turbo bizim bildiğimiz en eski graffitici ve hala da aktif olarak çalışıyor. O yıllarda internet yaygın değildi, Bluejean diye bir gençlik dergisinde graffiti sayfası vardı. Tek kaynak olarak o dergiyi beklerdik her ay.”

MET, bugün graffitinin ne kadar önem kazandığını, uluslararası giyim markalarının bile artık sokak sanatçılarıyla işbirliği yaptığının altını çiziyor.

Projenin mimarı Yusuf Aygeç (30), “Biz yine Nejat Bey ve aynı ekiple, Türkiye’de graffitinin nasıl başladığını ve graffiticilerin ilk nereden ve nasıl çıktığını anlatan bir yayın çıkartmak istiyoruz” diyor.

Bu konuda da önderlik yapacak olan Nejat Türkmen ekiple işbirliğine devam edeceklerini şu sözlerle anlatıyor: “Dağılmamamaya karar verdik. Benim dünyanın her yerinden sokak sanatı üzerine kitaplarım var, neden Türkiye’de de böyle bir kitap olmasın? Bu projenin fotoğraflarını da ben çekmek istiyorum. Gelecek kuşaklara ışık tutacak bir yayın olarak, kalıcı bir iş yapmak istiyoruz. Müzelerde ve kütüphanelerde Türkiye graffiti sanatının kitabı olması şart.”