Görüntü var hakikat yok!
G

Ayhan Tinin
Ayhan Tinin
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ‘Pupa Yelken Koçluk’ ve ‘Söz Gelir Yazı Olur’ kitaplarının yazarı. Yönetim danışmanı, senarist, oyuncu koçu, dramaturg.

Diken’de yazmaya başladığımdan bu yana yazılarım sanat üzerine…

Tiyatro, sinema, edebiyat, sanat insanları, sanat felsefesi ve bazen de bu içinde yaşadığımız çağın sanatı sözünü nasıl söylemeli diye sorular sorarak yazıyorum.

Özellikle kendi tiyatromuzda hem Nazım’ın Kedisinde hem ‘Geleceğini Biliyorduk’ isimli yeni oyunumuzda post-modern dünyanın çelişkilerini ve sesini yansıtmaya çalıştık.

Ancak geçtiğimiz gün haber saatine giren bir konu, beni gerçekten dehşete düşürdü.

Ankara’da Kızılay yönünü gösteren tabelaya asılarak fotoğraf çektiren insanlar!

Haberde söylendiğine göre uzun süredir bu asılma merakı yüzünden tabela defalarca kırılmış ve yeniden yapılmış.

Kendi aralarında sessiz, tuhaf bir tarikatın üyeleri gibi…

Şimdi ben bunu oyun diye yazsam amma abarttın derler!

“Neden burada fotoğraf gösteriyorsunuz?” sorusuna her yaştan insanlar şöyle yanıt veriyor, “Sosyal medyada gördüm!” Bunu gerçek-üstü şaka bir haber zannedip dikkat kesiliyorum.

Hayır!

Tik Tok’un anlık esintisiyle yönlendirilen insanlar, bu basit bir ‘anı yakalama’ çabası gibi görünen davranışı tutkuyla Kahramanmaraş’tan, Kayseri’den, Erzurum’dan gelerek gerçekleştiriyorlar.

Modern insanın sosyal ve sanatsal boşluğunun, sosyal medyanın hipnotik etkisinin bir tezahürü…

Kişinin kendi tercih ettiği değil, başkalarının onayladığı deneyiminin önem kazanmış hali.

Başka bir deyişle, gösterişin yeni ve en absürt türü…

İnsan evladı artık kendisi için değil, dijital vitrindeki izleyici için var.

O tabelada asılı durmak, bir zamanların ünlü deyimi ‘piyasa yapmak’ denen şeyin, modern versiyonu gibi; fakat iyice boşalmış hali… Abdullah Cevdet’e bir zaman söylenen söz gibi, “O alçak değil, çukurdur çukur!” En önemli fark ise artık her şey hızlandırılmış, anlık ve ölçüye sığmaz bir beğeni ekonomisine tabi tutuluyor!

Kaç like aldıysan, o kadarcıksın!

İnsan geldiği noktada varoluşuyla değil, varmış gibi görünmesiyle kendini değerli hissediyor günümüzde…

Artık o şehir ya da yer değil, tabelanın önünde çekilen fotoğrafın, dijital temsili önemli. Tüketilen hakiki değil, temsili gerçeklik.

Yalnızca bireysel bir boşluk değil; toplumsal bir çılgınlıktan bahsediyoruz.

Slavoy Zizek deyişiyle ‘simülasyonun, simülasyonu’!

Bu şartlarda önceki hafta yazdığım Elmaslar filmini sinemada altı kişiyle seyretme halini çok da yadırgamamak gerek.

Ya da artık seyircinin gideceği tiyatroyu seçerken, oyuncu menajerlerinin bir projeye sanatçı seçerken kriterlerinin sosyal medya takipçi sayısı veya like oranları olmasını da garipsemeyeceğiz.

Çünkü ihtimal ki bunu Müşfik Kenter hocamıza söylesek söyleyeceği şeyleri burada tekrar etmek zor olur.

Işıklarda uyusunlar Tuncel Kurtiz, Genco Erkal, Kenan Işık nasıl bakardı, Tik Tok fetişizmi ile oyunculuk arasında düz kontak biçiminde kurulan ilişkiye?

İşte tam da bu nedenlerle dizideki oyuncuları, dizinin arasına giren reklam kuşaklarında makarna ya da deterjan reklamında, sabahları yemek programında, ödül törenlerinde sunucu, sohbet programlarında konuk, magazin programlarında da hamburger yerken izlemek zorunda bırakılıyoruz.

Ve hepsinden fena halde sıkılmakla kalmıyoruz, hiç fırsat verilmeyen yetenekli insanlar adına utanıyoruz.

Bırakın da leyleğin fotoğrafını biraz da başkaları çeksin!

Zamanın ruhu gevezeliklerine de karnımız tok artık. Modern insanın, işverenin, çalışanın kendini görünür olmaya adayan o zavallı ve çok kırılgan ruhu, sürekli yeniden kurgulanan filmler gibi yapıştırıldığı yerden kopuyor devamlı…

Dijital adaklara yüklenmiş bir gelecek dileniyor insanlık…

Kaydedilip başkalarının tüketimine sunulan tabela tam bir sembol!

Orada asılı duran her yaştan insan, kendilerini algoritmanın çengeline asıyorlar.

Bu insanlar o tabela değil, tabelanın sağlayacağı içerik için orada var olmaya çalışıyorlar. Bedenleri ve yüzleri filtrelenmiş bir dekor, bir Tik Tok ezgisi…

Foucault yaşasaydı, disiplin toplumunun yerini gösteri toplumunun aldığını söylerdi.

İnsanın kendini kaybederken çok akıllı hissetmesi, özgünleşirken aynılaşması, görünürken kaybolması…

Çağın sanatının ayak sesleri nasıl olmalı? Asıl soru bu!