ERAY ÖZER
Sırada Galatasaray var. Üzerinde konuşulması en zor takım. Hele de şu aşamada. Başkan kalacak mı, teknik direktör gidecek mi… Hepsi meçhul. Hepsi hemen her gün gündemde.
Hani derler ya, Fenerbahçe cumhuriyettir, Beşiktaş halktır filan diye. Galatasaray ise Türkiye’dir.
Biri elit, iki zümrenin iktidara talip olduğu, biri iktidarı ele geçirdiğinde diğerinin dışarıda kalıp gücünü topladığı ve bir süre sonra yeniden tahta talip olarak sahneye çıktığı bir oyun. Şerif Mardin’in meşhur kavramsallaştırmasıyla söylersek, elitler (bizim örneğimizde liseliler) ile avamlar arasında süregiden bir merkez-çevre ilişkisinin futbolda vücut bulmuş hali.

İşleyiş beğenilmezse ‘derin’ bir el devreye girer
Üstelik ‘derin’i de mevcut. Birileri işlerin kötü gittiğine ikna olduğunda bilinmeyen bir elin devreye girdiği, bütün yönetim şemasının yeniden yapılandırıldığı bir organizasyon.
Aynı ‘derin’ güçler her zaman elitizm pompalamaz tabii. Meşruiyetin devamını sağlamak, organizasyonun ‘göreli özerkliği’ (burada da Poulantzas’a bir selam olsun) yanılsamasını yaratabilmek adına arada Dursun Özbek’ler, Abdülrahim Albayrak’lar da geçiveriyor kulübün tarihinden.

Tabii İnan Kıraç’gillerin gözü önünde oynamak şartıyla…
‘Şık’ yönetemezsen sorun yok
Dursun Özbek sahiden işi bilmiyor, başkanlığı beceremiyor olabilir. Bu başka bir tartışma. Lakin onunla ilgili kullanılan dile baktığımızda maharet eksikliğinden ziyade bir tür ‘görgüsüzlüğe’, ‘vulgarizme’ vurgu yapılması asıl derdin yönetmek/yönetememek olmadığını anlatıyor aslında. Ünal Aysal da yönetemiyor örneğin. Ama ‘şık’ yönetemiyor belli ki.
Tudor nasıl teknik direktör, anlamaya fırsat olmadı

Teknik direktör Igor Tudor’u ise ben anlamadım. Öyle sanıyorum ki, kimse anlamadı ve bu sadece Tudor’un kendisinden kaynaklanan bir durum değil.
Bu anafor içerisinde adam nasıl bir adamdır, ne oynatır, nasıl bir futbol, nasıl bir takım ister algılamaya fırsatımız olmadı. Sanırım olmayacak da.
Galatasaray’daki teknik adamlık ömrü vefa etmeyecek; sezonun, hadi diyelim ilk yarısını tamamlayabilse bile etrafındaki gürültü hiç eksik olmayacağından sahadaki takım kafasındaki takım mıdır, asla emin olamayacağız.
Bundan böyle Galatasaray’a dair kurulacak her cümlenin içerisinde Fatih Terim’in adı geçecek. Durum böyleyken neden bir an önce takımın başına getirilmez, ‘Tudor’a şans verelim’ filan diye, söyleyenin kendisini bile ikna edemediği cümleler neden kurulur, anlamak mümkün değil.
Sol bek, sağ açık şart
Gelelim takımın kadro yapısına. Söz konusu Galatasaray olduğunda takımın başarısına sahadaki takım dışında neredeyse her şey etki ediyor gibi. Şimdi kağıt üstünde bakıldığında iki mevkideki çok kritik eksiğine rağmen (ki buralara transfer yapılacağı kesin) Galatasaray’ın aslında iddialı bir kadrosu var.
Bir kere kale, değil Türkiye’nin, dünyanın en güvenilir ellerine emanet edilmiş durumda.
Savunmada stopere transfer yapılacağı söyleniyor fakat alınacak oyuncunun sol stoper olması ve gerektiğinde solda kullanılabilmesi şart. Sol kanat için Asamoah ismi geçiyor ama onun alınması bile yetmez. Sol ayaklı bir stoper tercih edilirse çok daha dengeli bir savunma kurulabilir.
Selçuk İnan devri bitti mi?

Orta saha epey kalabalık ama düşünün bu kalabalık listede Ryan Donk bile var. Orta sahanın göbeği için Ndiaye’ye 7.5 miyon avro gibi bir para verilmesi Selçuk İnan’ın artık iyiden iyiye gözden çıkarıldığının bir işareti olarak okunabilir. Onun önünde Belhanda ihtiyacı karşılar mı, onun yokluğunda Ndiaye on numara olarak gerekli verimi sağlar mı, soru işaretleri.
Takviyesiz geçilemeyecek bir diğer bölge de sağ açık. Burası için de Feghouli’nin adı geçiyor. Hatta bu transferin bittiği söyleniyor.
Devre arasında forvet ararlar
Bir de kehanette bulunalım: Gol hattında Gomis-Eren ikilisi yeterli olur mu, zor gibi. Devre arasında Galatasaray’ın golcü aradığını okursak hiç şaşırmayalım.
O meşhur sözü Galatasaray’a uyarlayarak bitirelim: Galatasaray asla sadece Galatasaray değil. Söz konusu sadece Tudor, onun takımı, o takımın sahadaki performansı olsa çok daha umutlu olabilirdik.
Umarım yanılırız ve iyi bir hava yakalanır
Lakin Tudor kaldığı sürece devam edecek Terim sesleri, her pazar TV programlarından fışkıracak ‘Dursun Özbek istifa’ nidaları ve Les Ottomans’dan basına sızacak gizli toplantılar gölgesinde bu sezon belli ki sarı-kırmızılılar için zor geçecek.
Umarım yanılırız da ilk haftalarda elde edilecek bir-iki iyi sonuçla bir hava yakalayan ve muhalif sesleri susturarak futbola odaklanmayı başaran bir Galatasaray izleriz.