Gurmenin 'git' demediği İtalya
G

Çağımızın ruhu daha çok, daha çok seyahat etmemizi talep ediyor: gezmek, yemek yemek, herkesin gitmek isteyeceği harika yerlerdeki harika hayatlarımızın fotoğraflarını paylaşmak… Günlük hayatımızda da seyyahlıkta da artık doğaçlamaya daha az yer var. Bilinmeyen yerlere gitme çabası başlı başına işe dönüştü. İtalya’da akış haritalarının dışında kalmayı ‘başarmış‘ bir bölgeden bahsetmek istiyorum. “Köyüm” demekten zevk aldığım, ikinci evime dönüştürdüğüm Oltrepò Pavese’den…

Po’nun karşı yakası anlamına gelen Oltrepò’nun Pavese’si, Pavia iline bağlı kırsal alan olmasından mütevellit. Pavia kendi küçük kırsalı uçsuz bucaksız, bijuteri gibi bir şehir. Pavia’nın ‘Karşı Yaka‘sı Oltrepò ise  iç içe geçmiş sınırlarıyla komşu kültürlerin uyum içinde kaynaştığı bir pota. Oltrepò’ya doğru ilerlerken navigasyon her virajda başka bir bölge gösteriyor. Dolambaçlı, eski, çoğu zaman iki yanı uçurum gibi bağ olan tepe sırtlarında ilerleyen yollar boyunca ilerlerken bir viraj Emilia, sonra Lombardiya; bir diğeri Piemonte, ardından yeniden Lombardiya; bir başkası Liguria… ve böyle sürüp gidiyor.

Milano’nun arka bahçesi diyebileceğimiz bölge yıllarca etrafındaki büyük kentlerin ucuz şarap merkezi olmuş. Milanolu, çoluk çocuk arabaya atlayıp mart ile mayıs arasında damacanalarla şarap almaya geliyorlar on yıllarca. Milano evlerinin garajında babaların çocuklarıyla birlikte, havaların ısınmasıyla kendi kendine hafif köpüklenen kırmızıyı damacanadan şişelere aktarmaya çalıştığı sahneler çok geride. Kaliteden çok niceliğe öncelik veren bölgede ciddi bir iş bilirlik var ama bu ne fiyatlara ne kaliteye yansıyor. Kalite yerine nicelik diyerek yanlış ata oynayan köy kooperatifleri kriz halinde, her gün birinin satıldığı, diğerinin iflas ettiği haberleri geliyor. Kaliteye önem veren küçük üreticiler, bölgenin namı nedeniyle aynı kalitedeki ürünü komşu bölgelerin fiyatlarının çok altında satmak zorunda kalıyor. Hep birlikte markaşalmanın önemi başlığı altında incelenmesi, ders alınması gereken bir gerçeklik. Ciddi bir kriz var. Durum böylece olun Oltrepò gurmenin “git” dediği bir yer değil. Gerçi 70’li yıllarda İtalya’nın önemli gezginlerinden Veronelli, iyi yemesi içmesi ve gezmesiyle meşhur yönetmen Mario Monicelli bölgenin anlaşılmamış değerlerine dair çok güzel şeyler söylüyorlar ama iltifatlar tarihin unutulmuş sayfalarında kalıyor. Marka peşindeki turistin radarına giremiyor, ‘gurmenin‘ de. “Barolo’ya gittim” demek başka Santa Maria della Versa başka…

Oysa ki peyzaj olarak Langhe’den pek farkı yok. Antifitiyatroyu andıran tepeleri, çoğu zaman iki tepenin sırtında ilerleyen, sağda ve solda sonsuz bir manzara sunan yolları kimseden geri kalmıyor. Mikro gerçeklikleriyle Oltrepò seyyah için adeta bir hazine avı. Güzelliği, hemen teslim olmayan güzelliğiyle konuştukça güzelleşen bir insan gibi olmasında.

Bağlarla kaplı tepeler, ufukta ansızın beliren dağ siluetleri, nehirler, dereler, işlenmiş yamaçlar, sarmaşıkların ağaçlara dolandığı ormanlık alanlar, köyler, başka dünyaları andıran manzaralar, patikalar. En kıymetli armağanlarından biri ise burada kaliteyi hazır bir marka üzerinden değil, kendi gözün ve damak hafızan üzerinden bulmak zorunda olmak. Oltrepò kesinlikle mükemmel değil, ama bu keşfedilmemişliği seyyah olarak emek verme, iyi bir şey bulduğunda da heyecanlanabilme lüksü sunuyor. Herkes tarafından seçilmemiş yollarda, tembelleşmeye izin vermeyen, merak ve zaman gerektiren olabildiğince sahici bir yer. Her şeyden uzakta ama her şeye yakın olmanın huzuru da cabası. Bir saatte Milano, Barolo, Genova, Piacenza, Parma… Yarım saatle bir buçuk saat arası uzaklıkta. Dolomitiler 2-2,5 saat…

Dört bir yanı kültür şehirleriyle, önemli sanatçıların eserleriyle dolu olmasına rağmen Oltrepò kasabalarında sanata dair çok ciddi bir yatırım asla yapılmamış. Giottolar, Caravaggio’lar iki adım öteden geçmişler ama bu topraklara uğramamışlar. Yine bu ünlü sanat eseri yoksunluğu, her kasabanın bir tiyatrosu, kütüphanesi, sanat merkezine sahip olmasına engel olmamış. Tepeler üzerinde birbirine bakan kaleler, bağlar arasında sanatçı kesilesiniz geliyor ama bir sanat yolu üzerine değilsiniz. Motosiklet ve bisiklet severler içinse gerçek bir cennet. Bölgede yok denecek kadar az olan turizm bu iki spor üzerinden yürüyor. Özellikle Hollandalı bisikletçilerin çok sevdiği bir meta. Sadece bağ değil, orman, tahıl tarlaları arasında güzel bir denge var. Kendinizi bir tepeden diğerine farklı coğrafyalarda hissediyorsunuz ve bu hali bölgeyi trekking için de ideal bir rotaya dönüştürüyor.

En yüksek kaliteli üreticilerin bir arada olduğu, en iyi restoranların olduğu bir yer değil ama o ortalama kalitenin içinden sıyrılan çok iyi ürünler var. Bölgenin marka değeri komşularına göre düşük olduğundan kaliteyi uygun fiyata alıyorsunuz. İş ki kaliteyle karşılaştığınızda anlayabilesiniz. Ezber öğrencisi işi değil. Duyularına güvenen, keşfedilmediği için fiyatı hala uygun olan başyapıtları değerlendirebilecek, az yürünmüş yol arayan gezgin için bir lunapark. Çok fazla otel, restoran da yok. Yeterince aradığınızda harika oteller, restoranlara da ulaşıyorsunuz. Özüne sadık kalan Oltrepò, nadir rastlanan bir misafirperverliğe sahip. Sıcakkanlı ama mesafeli; emeğin sertliğini taşıyan bir misafirperverlik. Turistten çok kırsal hayatın doğal akışını izleyen bir gezginsiniz. Her şey daha az planlı, daha doğrudan. Bugünkü Oltrepò Pavese yaratıcı bir kaos. Sürekli dönüşen, kolay tanımlanmayan bir yer. Benzersizliği de bu uyumsuzluktan, çeşitlilikten, yalnızca kendine sadık kalmasından geliyor. Yola çıkan, kültürü seven, iyi yemek ve iyi şarap peşinde olan gezgin için canlı, hareketli bir maya gibi. Kuzeyin üretim gücüyle bilinen bu geniş coğrafyada merak uyandıran enerji küçüklerden geliyor. Üreticilerin şık showroomları yok. Genelde aradığınızda evlerinin bir köşesinden, neneden kalma eski evden devşirilme tadım odaları var. Gerçekten üretim yapılan, içinde yaşanan çiftlikler bunlar. Bağlar arasında eski bir evde, ahırında inekler ve kırlangıç kuşlarının birlikte yaşadığı, tavus kuşlarının gövde gösterisi yaptığı, tavşanların kaçıştığı, artık bu dünyaya ait olmayan doğallıkta yaşama alanlarında, üretenin emeğine tanık olabiliyorsunuz. Bildik İtalyan ‘tatlıklıkları‘ yok ama aradığınızda oradalar ve zaman ayırmaktan gocunmuyorlar, hasat zamanı bile. Birkaç kez gidip gelip de belli ilişki kurduğunuzda bölgenin salamları, evin annesinin yaptığı köfteler de masaya çıkmaya başlıyor ama çok sonra. Her şeyin hemen ve şimdi olduğu çağımızda bu kendini yavaş yavaş ele vermenin tadı da başka oluyor. En azından yazarın nezdinde öyle…

Wildmann.

Dört yıldır hemen hemen iki ayda bir ziyaret ettiğim bölgeyi üreticilerinin tavsiyeleriyle keşfetme şansım oldu. Bölgenin o kusurlu sahiciliği o kadar iyi geldi ki, baktım gidip gelmekle olmayacak, ev alıp bir ayağımı kuzeye attım… Emlak tavsiyesidir! Bölge emlak ve toprak olarak da kalite-fiyat açısından İtalya’nın en uygun yerlerinden. Artık bana ev de olan bölgede önceliği sahicilik olan seyyaha şiddetle tavsiye ettiğim mekânların listesini hazırladım. Daha az gidilen yolların sunduğu o ayrıcalıklı keşif hissiyle dolaşmak isteyenlere… Oltrepò ne ‘İtalya’nın gizli cenneti‘, ne ‘Yeni Toscana‘, ne de ‘geleceğin Langhe’si‘ gibi klişelere gitmesin.

Golferenzo: Kediler ve sessiz lüks

Ortaçağ köyü Golferenzo, Albergo Diffuso Borgo dei Gatti’ye ev sahipliği yapıyor. Burası Oltrepò’daki evimiz adeta. Albergo Diffuso/Dağınık Otel İtalya’da son yıllarda çok revaçta bir konsept. Masif bir otel değil de coğrafyaya yayılmış farklı ünitelerden oluşan otellere deniyor. Kimi zaman bir kale bozması oluyor kimi zaman bir mahalle. Borgo dei Gatti özelinde ise bir ortaçağ kasabası. Birkaç dakikada dolaşılabilecek kadar küçük ama kendi içinde bir evren. Kedilerle paylaşılan taş evler… Borgo dei Gatti, otel olmayan bir otel. Hizmet var ama oda kapısına kapanma hissi yok; bütün bir ev ve köy sizin. Antika taş evler otelden çok gerçek bir ev hissinde. Son derece zevkli, konforlu, sade sıcacık taş evler. Hepsinin ufak tefek bahçeleri var. Otelin en güzel evi Villa Zenzero’nun muazzam bir manzarası var ve havuzun yanı başında. İki aile rahatlıkla kalabiliyor. Otelin adı Kediler Kasabası olarak çevirilebilir ki gerçekten öyle. Yıllardır burada yaşayan kedi kolonisinin kendilerine ait villaları var. Bahçede ve bu villanın iç mekânında yaşıyorlar.

Tüm bu harika özelliklerin de üzerine çıkan özellik ise kahvaltı. Sabah otel yönetimi tarafından kapınıza bir sepet bırakılıyor. Agriturismo Boscasso peynirleri, DOP Varzi salamı, Pievetta mandırasından süt ve yoğurt, kekler, mayalı ürünler, La Tana del Lupo’nun ekmeği, taze yumurta, bal, tereyağı… Her gün küçük sürprizlerle dolu. Tepelere bakan sonsuzluk havuzu ve bağların arasına gizlenmiş spa da bu sessiz lüksün parçası.

Bağların İçinde Uyku ve Yemek

Mondo Antico

Rocca Susella’daki üç odalı bu agriturismo, bir şarap üreticisi tarafından işletiliyor. Kendi şaraplarının yanı sıra meyve bahçeleri ve hayvanları var. Bağın ortasındaki yüzme havuzu, birkaç şezlongla sade bir huzur sunuyor. Restoranında yerel yemekler servis ediliyor; malzemelerin çoğu ya araziden ya da yakın üreticilerden.

Castello di Stefanago

Altı nesildir aynı ailenin elinde. Baruffaldi ailesi kalede yaşıyor ve kendilerini toprağın sahibi değil, koruyucusu olarak görüyor. Stefanago tepelerine yayılan bağlar ormanlarla iç içe. Sürdürülebilirlik ve biyoçeşitlilik öncelikli; enerji konusunda kendi kendilerine yetiyorlar. Pinot Noir ve Riesling rakımın karakterini yansıtıyor. Tadım için rezervasyon gerekiyor; kalede konaklamak ve 14. yüzyıla uzanan yapıyı gezmek mümkün. Her yıl doğal şarap üreten dostlarını ağırladıkları küçük ama özenli bir etkinlik düzenliyorlar. Mayıs ayında gerçekleşen etkinlik ziyarete değer.

Torrazzetta

1984’ten beri organik üretim yapıyor; Oltrepò’da organik sertifika alan ilk şaraphane. Şarap kalitesiyle tanınıyor. Konaklama, fine dining ve bağ turları sunuluyor. Kırsal atmosfer korunmuş ama deneyim rafine. Havuz, tenis kortları ve futbol sahaları var. Bölgenin köklü adreslerinden biri.

Albergo Ristorante Selvatico

Selvatico adı kulağa doğal çevreyle ilişkili gibi gelse de aslında 1920’den beri bu mülkü işleten ailenin soyadı. Gambero Rosso tarafından ‘Bölgenin Elçisi‘ seçilmiş. Dönem mobilyalarıyla sıcak bir ev hissi veren 13 odası var. ‘Tarihi otel‘ tanımını hak ediyor; ama onu gerçekten elçi yapan restoranı. Bölgesel ve komşu ürünleri, özünü kaybetmeden yeniden yorumlayan bir mutfak.

Geleneksel Mutfağın en iyileri

Prato Gaio

Prato Gaio bir hikâye anlatan restoran. Tabelasında da yazdığı gibi: ‘1890’dan beri Oltrepò Pavese’de ev sahipliği yapıyor.’ Menü bölgenin hikâyesini anlatıyor. ‘La gaia carta‘ adını verdikleri şarap listesi ise Oltrepò’nun adeta küçük anayasası; şişenin arkasındaki toprağı, emeği ve insanı hatırlatıyor.

Oltrepò’nun yeme-içme kültürünün sembolik adreslerinden biri olan Giorgio Libreti’nin Prato Gaio’su, çalıştığı zanaatkâr üreticileri cömertçe görünür kılıyor. Montecalvo Versiggia’dan Massimo ve Bruno Coroli’nin şarküterileri; Stradella’daki Claudio Merli’nin kasap ürünleri; yine Stradella’dan Valle şarküterisinin kümes hayvanları ve Luciano Sclavi’nin etleri; San Genesio e Uniti’den Marco Vaghi’nin peynirleri; Ruino’daki Il Boscasso’nun keçi peynirleri; Borgo Priolo’daki Pura Delizia çikolatası; San Martino Siccomario’daki Medaglia d’Oro kavurması… Hepsi bu sofranın parçası. Collo pieno denemeye değer.

Buscone

Varzi’ye birkaç kilometre mesafedeki Bosmenso köyünde, yerel halkın vazgeçilmez adreslerinden biri: Buscone. Elli yılı aşkın süredir Buscone ailesi tarafından işletiliyor; bugün mutfakta ve şarküteri bölümünde üç kız kardeş birlikte çalışıyor. El yapımı şarküterileri Varzi’nin en iyileri arasında anılıyor. Menü, ev yapımı ürünlerle ve yerel geleneğe yaslanan sade ama güçlü tatlarla şekilleniyor.

Wildmann

Colli Verdi’de, köyün hemen dışında Agriturismo Wildmann var. Eski bir ahırdan dönüştürülmüş, vadinin manzarasına bakan bir yapı. Yakın zamanda daha geniş bir bahçeye ve Cuneo Alpleri’ne kadar uzanan bir perspektife sahip yeni alanına taşınmış. Ricottalı ravioli ve av eti sevenler için doğru adres. Bir çiftlik olmalarına rağmen hayvan yetiştirmiyorlar; malzemeler çevredeki zanaatkârlardan geliyor. Avcılık lisansları sayesinde sunulan av etleri ise gerçekten ‘kendi üretimleri‘.

Kaz boynu dolması.

Leon DOro

Sadece öğle saatlerinde açık, pazartesi günleri kapalı. Leon D’Oro tipik bir osteria; müdavimleri yerel halk. Yazılı bir menü yok ama yemekler son derece sahici. Şarap seçkisi ise bu ölçekte bir osteria için şaşırtıcı derecede zengin.

Osteria del Campanile

Torrazza Coste’de Crivelli ailesi 1977’den beri tarımla güçlü bağları olan bu restoranı işletiyor. Mutfakta Varzi doğumlu şef Maurizio Toscanini var. Eğitimini tamamladıktan sonra ulusal ve uluslararası deneyim kazanıp memleketine dönmüş; yerel bilgiyi profesyonel teknikle birleştiriyor. Salonda ise baş sommelier Manolo Crivelli konukların damak zevkine göre eşleşmeler öneriyor. Şarap listesinde 150’den fazla Oltrepò etiketi var; bilinenlerden daha az tanınanlara kadar geniş bir yelpaze.

Del Giuse

Yirmi yılı aşkın süredir güvenilir bir adres. Stradella’daki Albergo Italia’nın içinde yer alıyor. Retro atmosferi korunmuş ama modern dokunuşlarla dengelenmiş. Menü yerel yemeklere dayanıyor; sade ama özenli. Sadece mutfağıyla değil, yerel üreticiye verdiği değerle de öne çıkıyor. Öğlenleri 15 euro fiks menü var. İş insanları ve duvar işçileri yan yana masalarda yemek yiyor. Sadece bu ortam için bile gitmeye değer.

Bisikletçilerin favorisi esnaf lokantası 4 Venti

Baraj gölü kıyısındaki bu bar lokanta bölgeye bisiklet sporu için gelenlerin favorisi. Bir zamanların otobüs duraklarındaki dev esnaf lokantalarını anımsatan mekânın mutfağında evin kadınları çalışıyor. Estetik açıdan başyapıt olmasalar da lezzetlerine diyecek yok. Zaman tünelini andıran lokantanın turşusu ve Amerikan salatası çok meşhur ve de kendi yapımları salamları. Kış aylarında sobayla ısınıyor. Köy kahvesi tadında, doğru düzgün mutfağı, başarılı şarap seçkisi ve uygun fiyatlarıyla şatafattan uzak iyi şeyler yemeyi sevenlerin gözdesi. Baraj gölü manzarası da hiç fena değil. Quattro Venti’nin arabayla yarım saat yukarısında Passo Penice’de küçük bir kayak merkezi var. Bu esnaf lokantasında göl ve kış güneşinin tadını çıkarıp yarım saatten az bir mesafe gittikten sonra karlar ülkesi Passo Penice, Passo Brallo ve Bobbio kasabalarına varıyorsunuz. Kayak merkezi derken Dolomitilerin mis pistleri ile yarışabilecek bir ortamdan bahsetmiyoruz. Özellikle çocukların bacaklarının pasını güvenli bir piste atacakları ufacık bir tesis. Yanı başında da Scarpone adında az ama öz yemekler yapan bir başka esnaf lokantası bulunuyor…

Molino Bruciamonti un fabrikası

Versa, köpüklü şarabıyla bilinse de bir zamanlar değirmenleriyle de tanınırdı. Bugün 19. yüzyıldan kalma tek değirmen ayakta: Molino Bruciamonti. Aile, değirmeni 1930’larda satın almış; hâlâ ahşap ve Fransız taş değirmen kullanıyorlar. Ottofile mısır unu meşhur ama buğday da öğütülüyor. Kendi markalarının yanı sıra başkaları için de üretim yapıyorlar. Zamansız bir ürün; yerel halk için vazgeçilmez.