Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Demokrasi ancak laik bir rejimde mümkündür. Eğer din kamusal alanın, politika alanının dışına çıkarılmazsa, orada demokrasiden söz etmek abestir… Demokrasi ancak din, kimliğin bir unsuru-bileşeni değilse mümkün olabilir… Politikanın dine karıştığı, müdahale ettiği yerde laiklik bir retorik, içi boş söylem olmanın ötesine geçemez… Bizdeki dinci partilerle, Batı’daki Hristiyan Demokrat Partiler arasında benzerlik olduğu izlenimi yaratılmak isteniyor.
Oysa Batı’nın Hristiyan toplumları laikliği çoktan bir temel ilke olarak kabullenmiş durumdalar… Orada bizdeki “Diyanet İşleri Başkanlığı” gibi kurumlar yok… Okullarda zorunlu din dersi de… Laik bir ülkede “Diyanet İşleri Başkanlığı’ diye bir kurum olamaz… Batı’da devlet Kilise personeline, Rahiplere maaş vermez… Siz dine karışırsanız, din de size karışır… Her ne kadar referansı kutsallığa dayansa da son tahlilde din de bir ideolojidir ve yoruma tabidir…
İbn-i Haldun boşuna “Halk hükümdarın dini üzredir” demiyor… Halkın dini her zaman egemenin-hükümdarın, efendinin, mülk sahibi sınıfların dinidir… Dinin gerici-karanlıkçı, anti-demokratik, özgürlük, sosyal eşitlik ve adalet karşıtı bir yorumu olabileceği gibi, özgürlüğü, eşitliği, adaleti esas alan bir yorumu da pekâla mümkündür…