
BAHADIR KAYNAK
bahadir.kaynak@altinbas.edu.tr
Son haftalarda Ukrayna’daki savaş gündemin orta yerine öyle bir oturdu ki başka bir konuda kalem oynatmak neredeyse mümkün değil. Bir ucu, küçük de olsa nükleer savaş ihtimaline uzanan bir çatışmanın herkesin dikkat odağında yer alması anlaşılabilir. Ama içinden geçtiğimiz kaos, bu hengamenin arkasındaki diğer gelişmeleri gözden kaçırmamıza neden olmamalı.
Aslında srail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un Türkiye ziyareti bile kolaylıkla Ukrayna-Rusya savaşıyla irtibatlandırılabilir. Rusya gibi köşetaşı bir ülkenin dahil olduğu bir anlaşmazlık nedeniyle küresel siyasetteki konumunun değişmesi, birçok dengeyi de aynı anda yerinden oynatıyor. Şu andaki gidişat, Moskova’nın başta Avrupa ülkeleri olmak üzere çoğu partneriyle arasındaki mesafenin açılacağını ve giderek izole olacağını gösteriyor. Henüz çatışmanın sonlanmasına dair tünelin ucunda ışık olmadığı halde Ukrayna’daki hoyratlıklarının bedelinin Rusya için sistem dışına itilmek olduğunu söyleyebiliriz. Üstelik bazılarının sandığı gibi Moskova bu amok koşusunda yanında Çin’i de bulamayacak gibi duruyor. Transatlantik makasını kapattığı yetmiyormuş gibi, küresel ekonomiyi de dinamitleyen Putin’in Pekin’de popüler olma ihtimali yok.
Rusya’nın sistem dışına itilmesinin en önemli sonuçlarından birisi enerji piyasalarında gözlemlenecek. Hem bizim hem de Avrupa kıtasının en büyük doğalgaz tedarikçisi Rusya’nın pazar hakimiyetinin törpülenmesi için planlar raflardan indirilmeye başladı bile. Ne kadar maliyetli olursa olsun, başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri, Rusya riskini daha fazla taşımak istemiyor. Bu durumda da akla ilk gelen alternatif fosil yakıt tedarikçilerinin sisteme dahil edilmesi. Şu veya bu şekilde henüz yeraltı kaynaklarını ticarileştirmeyi başaramayan ülkeler Putin’in büyük kıyağıyla bir anda tüketici ülkelerin radarına girdi bile. ABD’nin Venezüela’yla görüşmesi, İran’la nükleer müzakerelerin hızlandırılacağına dair rivayetler, bu eğilimin açık örnekleri.
Türkiye için Herzog’un Ankara’yı ziyareti Rus doğalgazını ikame etmek için bir adım olarak görülebilir. Gerçi bunca zaman son derece gergin ilişkiler yürüttüğümüz İsrail’le normalleşme süreci sadece bir başlığa indirgenemez ama değerlendirmeye enerjiden başlayalım.
Türkiye son tüketici olarak zaten fosil yakıt tedarikçileri için önemli bir pazar ve kullanımı artmaya devam ediyor. Geçen yıl doğalgaz tüketimimiz 60 milyar metreküpü de geçti ve Gazprom’un Almanya’dan sonraki en büyük müşterisi konumumuzu koruduk. Üstelik bu durum son yıllarda yapılan kaynak çeşitlendirmesi hamlelerimize rağmen böyle.
TANAP’la gelen Azeri gazı da artan sıvılaştırılmış doğalgaz alımlarımız da hızla artan tüketim sebebiyle Rusya’nın öneminin azalmasına imkân vermedi. Üstelik Türk Akımı’nın devreye girmesiyle gaz pazarındaki Rus hakimiyeti daha da güçlendi. İran büyük ölçüde maruz kaldığı yaptırımların sonucu olarak derdimize derman olacak bir üretim kapasitesine erişemiyor; kış aylarında kendine yetemeyip gaz arzında kesintiler yapması da cabası. Döviz kurundaki ataklara karşı mükemmel bir zamanlamayla ortaya çıkan Karadeniz’deki doğalgaz keşiflerinin ise kullanılabilir hale gelmesine henüz zaman var.
Bu durumda akıllara meşhur Doğu Akdeniz gazı geliyor. 10 sene önceye kadar enerji ithalatçısı bölge ülkelerinin, art arda keşiflerle kendi ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp Türkiye ve Avrupa gibi pazarlara da ulaşacak büyüklükte rezervlere sahip olduğu ortaya çıkmıştı. Ancak ticari koşullar bir yana, Türkiye’nin, İsrail ve Güney Kıbrıs’la arasındaki politik sorunlar sebebiyle meseleye momentum kazandırılamadı. En büyük rezervleri kendi münhasır ekonomik bölgesinde bulan Mısır’ın ve onun sıvılaştırma tesislerinin devreye girmesiyle boru hattı meselesi uykuya yatırıldı.
Oysa Türkiye, Rusya’ya alternatif doğalgazın Avrupa’ya ulaştırılması için güney enerji koridorunun belkemiği olma konusunda bir zamanlar pek hevesliydi. Bütün bunlar siyasi çekişmelerin gölgesinde kaldı. Kıbrıs meselesi zaten malum ama önemli ihracat potansiyeli olan İsrail’le ilişkilerin 10 yılı aşkın süredir yerlerde sürünmesi bu defterin açılmasına müsaade etmedi. Elbette 2008 sonunda Gazze’ye yönelik başlatılan operasyon ve Tel Aviv yönetiminin Filistin meselesinde giderek şahinleşen tutumunun Müslüman topluluklarda tepki yaratması kaçınılmazdı. Öte yandan iç tüketime de elverişli bu mesele bir süre sonra Türkiye’nin diplomatik manevra alanını daraltmaya başladı. Doğu Akdeniz’de İsrail’le ortak hareket etmekte çıkarımız olan konularda bile bu bariyerleri aşamadık. Mısır’daki darbe sonrası Kahire’yle de bağların kopması bölgede yalnızlaşma sürecimizi hızlandırdı. Bir süredir bu kısır döngüden geriye sarma girişimlerini hissetmekteydik ama anlaşılan Ukrayna işgali ve Rusya’nın enerji piyasalarındaki ağırlığına son verilmesine ilişkin anlayış, süreci hızlandırdı.
Herzog’un Ankara ziyareti dondurucuda bekleyen Doğu Akdeniz doğalgazı konusunun gündeme geleceğinin ilk belirtilerinden birisi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önce de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden doğalgaz ithaline ilişkin açıklamalarda bulunmuştu ancak o kaynak hem kükürt yoğunluğu sebebiyle teknik olarak bazı sorunlar getiriyor hem de Türkiye’nin yıldan yıla artacak ihtiyacı için tek başına yeterli olmayacak. Dolayısıyla İsrail’den Türkiye’ye bir boru hattı her iki taraf için de kazanç sağlayacak bir gelişme olabilir.
İsrail’in Batı Şeria ve Kudüs’e ilişkin planlarıyla hiçbir Türk hükümetinin mutabık olması mümkün değil, öte yandan mevcut koşullar bu meseleden bağımsız olarak diğer alanlarda işbirliğine gidilebileceğini gösteriyor. Üstüne Doğu Akdeniz gazının Türkiye üzerinden Avrupa pazarına ulaştırılması ayrı bir tartışma konusu. Bölgedeki keşiflerin hacminin Norveç’in rezervlerini geçtiği düşünülünce Doğu Akdeniz’deki kaynakların Avrupa için önemli bir alternatif olacağını söyleyebiliriz. Ancak bu gazın kıtaya ulaştırılması için bir dizi başka seçenek de değerlendirilebilir. Bizim için şu aşamada önemli olan kendi kaynak çeşitlendirmemiz için bu fırsatı kullanabilmek.
İsrail’le yeniden başlayan görüşmelerin son 10 yılın en sıcak meselesi Suriye’ye ilişkin görüş alışverişini içerip içermediğini ise henüz bilmiyoruz. Rusya’nın içinden geçtiğimiz süreçten zayıflayarak çıkması, Batı’yla çelişkilerinin derinleşmesi halinde sönümlenmekte olan Suriye iç savaşının başka bir faza geçmesi de ihtimal dahilinde. Esad yönetimi, Rusya’nın doğrudan sahaya inmesinden önce içinden geçtiği varoluşsal krizi atlatmış gözüküyor fakat şu andaki durum son derece kırılgan. Rusya’nın küresel siyasette zemin kaybetmesi ihtimali üzerine diğer oyuncuların yepyeni taleplerle gelmesi mümkün. Bu durumda Şam’daki yönetimin altından zemin bir kez daha kayabilir.
İsrail’le Türkiye arasında enerji alanında işbirliğinin her iki taraf için de getirileri olduğu açıkça görülebiliyor. Onlar doğal kaynaklarını ticarileştirip zenginleşirken biz de bugün tekrar ayırdına vardığımız kaynak çeşitlendirme ihtiyacımızı karşılamış olacağız. Dolayısıyla siyasi engellerin ortadan kalkması halinde varılacak noktayı şimdiden söyleyebiliyoruz.
Öte yandan Suriye’nin geleceği üzerinde Ankara ile Tel Aviv’in çıkarlarının tam olarak örtüştüğünü iddia edemeyiz. Esad yönetiminin ayakta kalacağının netleşmesiyle önceliğini Fırat’ın doğusundaki yapılanmaya ve PYD’nin devletleşmesinin önlenmesine veren Türkiye ile Suriye’nin dağılmış halinden epeyce memnuniyet duyan İsrail arasında pek bir uyum görünmüyor. Dolayısıyla doğalgaz ticaretinde hızla mesafe alınırken Suriye üzerinden zorlu bir pazarlığın süreceğini tahmin edebiliriz.
Elbette henüz sahada Rusya’nın en güçlü aktör olarak varlığı sürüyor. Ancak Putin’in Ukrayna’daki savaşı uzar ve Ruslar sistem dışına itilirse güneyimizde de soru işaretleri büyüyecek. Her halükârda İsrail’le ilişkilerin normalleşmesinde fayda var.
Bir net kazanç bir de soru işaretiyle en karmaşık meselelerimizden birine geri dönmüş bulunuyoruz.