Diken'den Gazete Duvar'a bir dost selamı…
D

Murat Sevinç
Murat Sevinç
Mülkiyeli. Anayasa hukuku, tarihi ve Türkiye'nin siyasal yaşamına odaklandı. 2017'de Barış İmzacısı diye üniversiteden atıldı. 2024'te iade edildi. Kitapları da var. Köşe yazısı yazmaya Radikal İki'de başladı, 2014'ten beri Diken'de.

MURAT SEVİNÇ

Çok zor bir ülke burası, her zaman öyleydi. 2010’larla birlikte zorluğu, bunaltısı artmaya başladı. 2015 seçimleri pek çok bakımdan bir milat sayılır, haziran-kasım arasında yaşananlar. Temmuz 2016 OHAL hukukuna geçişin tarihi. Uzun yıllar işbirliği yapmış ‘filler’ birbirine girince, olan her zaman olduğu gibi çimenlere oldu. O ‘hukuk’ dokuz yıldır yürürlükte. Şimdilerde herkes sırasını bekliyor sanki, “Bana bir şey olmaz” diyenler dahil.

15 Temmuz yalnızca devlet örgütlenmesini değil, çok insanın yaşamını altüst etti. OHAL KHK’ları, yürürlüktekini yok sayan, kendi başına bir hukuka dönüştü. On binlerce yurttaş sorgusuz sualsiz, anayasaya ve hukukun en temel ilkelerine aykırı biçimde kamu görevinden, işinden atıldı, ekmeksiz bırakıldı. Gece yarısına doğru, feşmekan sayılı bir KHK’da binlerce insanın adı, kurumu ve kimlik numarası yayınlanıyor, bir anda terörle ‘iltisaklı’ ilan ediliyordu. Yasalarda var olmayan bir kavram uydurup temizliğe giriştiler. Birileri de akıl ve ahlak seviyesine yaraşır biçimde ‘sivil ölü’ dedi atılanlara. Canları ne istiyorsa OHAL uygulaması başlığı altında yapıverdiler. ‘Milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyulan günlerde’ abdesthane ibriği misali yan yana dizilen vasat muhalefetimiz, ‘Aman bize de şucu-bucu derler’ endişesiyle uzun süre bakakaldı, önünden geçip gitmekte olan OHAL trenine.

İşte Gazete Duvar tam o esnada yayına başladı. Ülkenin 12 Eylül’den sonra belki de en ağır zamanında. Değerli Vedat Zencir, öncesinde Radikal’de yazılarını okuduğum hukukçu-gazeteci yazar Ali Duran Topuz ve diğer hevesli, nitelikli gazeteci arkadaşlar. Bağımsız gazetecilik yapmak, halkın haber alma hakkını kollamak için bir araya gelenler. Bize de, okumak düştü.

15 Temmuz sonrası KHK furyası akademiyi de vurdu. Binlerce akademisyen atıldı. O binlerce akademisyenin 400 küsuru, Barış Akademisyeni olarak adlandırılan gruptandı. Malum metni 2000’in üzerinde ‘ilk’ ve ‘ikinci’ imzacı imzalamıştı, yaklaşık beşte biri KHK’yla atıldı. Çünkü listeleri idareler hazırlıyordu ve bu durum, o koşullarda kimi üniversite yönetimlerince bulunmaz fırsata dönüştürüldü. İtibarına düşkün üniversiteler bu işe tenezzül etmedi, böyle bir derdi olmayan irili ufaklı paçozlar ve kurum içindeki işbirlikçileriyse, KHK listelerini ‘kurum temizleme’ ve ‘göze girme’ yöntemi olarak benimsedi. Akademiyse en iyi bildiği işi yaptı kuşkusuz, sustu.

Üniversiteden sevgili meslektaşlarımla birlikte atıldığım tarih 7 Şubat 2017. O tarihe dek, önce aralıklarla Radikal İki’de, Radikal kapandıktan sonra Diken’de yazmıştım. Atıldıktan sonra Duvar’dan bir teklif geldi. Diken’den ayrıl, demediler, Duvar’da da yazmamı önerdiler. Diken’i bırakma niyetim yoktu zaten; diyeceğim, centilmence, meslektaşlar-kurumlar arası muhabbeti gözeten bir yaklaşımdı bu. Ben de, iki mecrada birden yazabileceğimi, konuları ayıracağımı, Diken’den farklı olarak ‘kitap yazıları’ ve ‘hikayeler’ olabileceğini söyledim. Unutmuyorum, sevgili Ali D. Topuz’a, “İstersen ilk yazıda İngiltere’de geçirdiğim ilk günü anlatayım” dediğimde gülümsedi ve “Çok iyi olur” dedi. Ben de, ‘Keçiörenli’yi anlattım.

Sonrasında Ali, hoş bir jestle o ilk yazı üzerine bir yazı kaleme aldı, KHK’lilikle ilgili.

Ekim 2021’e dek yazdım Duvar’da. Kitap yazıları, yaşanmış ve kurgu hikâyeler. Garsonluk yazılarına devam ettim, sonunda, durup dururken (Murat Menteş’in teşvikiyle) “Hey Garson!” başlıklı bir kitabım yayınlandı. Tahmin edilebileceği gibi, tek satırına dahi müdahale edilmedi yazılarımın ve haftada bir gün, hep aynı şevkle yazdım. Büyük bir zevk ve kazançtı benim için. Bambaşka bir şeyler denememe vesile oldu. 

Duvar, o vahim günlerde, özellikle Ali D. Topuz’un tanıklık ettiğim çabasıyla çok sayıda KHK’lı meslektaşımızı köşesine taşıdı. Bana kalırsa bu tercih hem atılanlar hem okur için iyi oldu. Arkadaşlar o koşullarda sırtını dayayacak bir ‘Duvar’, gazeteyse iğneyle kazılan kuyulardan ses veren insanlar bulmuş oldu. Biz imzacı KHK’lıların hiç unutmayacağı bir deneyimdir. 

Duvar çok iyi bir habercilik yaptı, gazete gibi gazeteydi. Birkaç yıl önce hepimizi üzen gelişmeler yaşandı, malum, bu yazıyı okuyan herkes hatırlıyordur. Gazeten kopmalar oldu. Veda yazıları yazıldı. Ben bir veda yazısı yazmadım, bunu doğru bulmadım ve ayrıca, içimden gelmedi. Duvar’da yazmayı bıraksam da bir parçam orada kalmış gibi hissettim doğrusu. Sevgili Barış Avşar çok zor koşullarda gazeteyi sırtladı, diğerleriyle birlikte büyük emek verdi. 

Bugün Duvar’ın yayın hayatına veda ettiğini öğrendim. Bir yakınımı kaybetmiş gibi üzüldüğümü söylemeliyim. Vedat bey ve Barış Avşar birer veda yazısı yayınladı. 

Vedat Zencir yaşanan zorluğu şöyle açıklamış: “… son dönemlerde küresel çapta başlayan ve bizi de etkileyen bir medya çölleşmesinin ortasında bulduk kendimizi. Google’ın algoritma değişikleri ile birlikte birbirini tetikleyen ve devamının da geleceğini düşündüğümüz çok ciddi gelir kayıplarına uğramaya başladık. Yaptıkları için hesap da vermeyen küresel bir teknoloji devinin insafına kalmak gazetecilik açısından giderek alevlenen ayrı ve güncel bir tartışma konusu. Bunun yanısıra Türkiye’deki enflasyonist ekonomik politikalar ve krizler gazete maliyetlerini son yıllarda neredeyse ikiye katladı. Buna mukabil medya çalışanlarının yaşam koşulları aynı oranda yoksullaşma noktasına gerilemeye başladı.”

Barış Avşar da aynı sorundan söz etmiş yazının bir yerinde: “Ancak Gazete Duvar’ın da aralarında bulunduğu internet medyasını geçen yıldan bu yana açıkça sabote eden, yayına devam edebilmesini ve dolayısıyla halkın haber alma hakkını engelleyen Google’ın algoritmasındaki yeni uygulamaları bu kararın alınmasına neden oldu.”

Haber derdi olan, kamusallığı gözeten, iktidarla mesafeli olduğu ölçüde baskı altında çalışan her yayın kuruluşu aynı sorunları yaşıyor şimdilerde ve hepsi zor durumda. Firmalardan reklam almaları hiç kolay değil, şirketler çekiniyor. Okur desteği de olmayınca doğru dürüst gazetecilik yapmak cambazlığa dönüşmüş halde. Son derece masraflı bir işten söz ediyorum. Öyle, “Aaaa foncu bunlar” kalın kafalılığının kavrama ihtimali olmayan bir cendere içinde bağımsız gazetecilik. Anlayacağınız muhterem okur, severek okuduğunuz, çok şey öğrendiğiniz birbirinden değerli çok sayıda gazeteci sona ermez mali sıkıntılarla boğuşarak geçiriyor ömrünü. 

Eski bir yazarı ve sadık bir okuru olarak Gazete Duvar’a, kurup yaşatanlara, emek veren herkese içtenlikle teşekkür ederim. KHK’lı Barış Akademisyenleri için o Duvar gölgesinin ne denli ferahlatıcı olduğunu, bir kez daha yineleyerek. Her şey için teşekkürler. 

Diken’den dostça sevgi ve selamlarımla…