Dünyanın en büyük onkoloji kongresi olan Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) Yıllık Toplantısı’nda hangi diyetin, hangi kanserde ‘ilaç’ gibi çalışabileceği ortaya konuldu.

29 Mayıs-2 Haziran arasında Şikago’da düzenlenen kongre, kanser hastalarının beslenmesiyle ilgili bazı paradigmaları da değiştirdi. Kanser tedavisi denildiğinde akla ilk cerrahi, kemoterapi, radyoterapi veya akıllı ilaçlar geliyor. Ancak kongrede paylaşılan veriler, beslenmenin de en az bu tıbbi tedaviler kadar hayati olduğunu gösterdi.
Yeni kurulan Onkoloji Diyetisyenliği Derneği (OnkoDiDer) Başkanı Doç. Dr. Dilşat Baş, kanser hastalarının beslenmesiyle ilgili son verileri Diken’le paylaştı.
Baş, iyi beslenmeyen bir hastada dünyanın en pahalı ilacının bile tam kapasiteyle çalışamayacağının ortaya konulduğunu söyledi.

‘Beslenme tedavinin anahtarı oldu’
Baş’ın verdiği bilgiye göre söz konusu paradigma değişikliği yaklaşık 10 yıl önce başladı. Büyük ve vizyoner kanser merkezleri, beslenmeyi tedaviye entegre etmeye başladılar. Onkoloji beslenmesi bölümleri kurulmaya başlandı. O zamana kadar geçerli olan ‘hasta kilo vermesin yeter’ anlayışından, ‘beslenme, tedavinin ayrılmaz bir medikal bileşenidir’ anlayışına geçildi.
Baş, beslenme yönetiminin artık bir lüks değil, tedavinin anahtarı olduğunu vurguladı: “Bu hareket, bugün beslenmenin sadece bir destek değil; immünoterapinin etkinliğini artıran, kemoterapinin toksisitesini yapay zekâ ile öngörmemizi sağlayan ve hücresel düzeyde yaşam süresini doğrudan etkileyen ana bir tedavi stratejisi olmasıyla sonuçlandı. ‘Besin tümörü besler’ korkusu tamamen bilim dışı ve terk edildi.”
Sadece kiloya bakmak yetmiyor
Eskiden hastaya “Kaç kilo verdin?” diye sorulurdu. Şimdi hasta aşırı kilolu, hatta obez görünse de içten içe kemoterapiye karşı en büyük zırhı olan kasları eriyebiliyor (sarkopeni). Tartıda ölçülen kilo, fikir vermek için yetersiz kalıyor. Baş, “Hastayı yapay zekâ ve bilgisayarlı tomografi (BT) destekli analizlerle, milimetrik ‘iskelet kası indeksi’ne bakarak, biyoelektrik impedans analizi teknolojisiyle değerlendirebiliyoruz” dedi.
Biyoelektrik impedans analizi (BIA) denilen yöntem, hastanın sadece kilosunu değil, iskelet kası indeksini ve hücresel canlılığın göstergesi ‘faz açısı’nı da ölçüyor.
İlaçların yan etkilerinden kaslar koruyor
Baş, kanser hastalarının beslenmesiyle ilgili ASCO’da sunulan araştırma sonuçlarını şöyle özetledi:
Hastanede yatan kanser hastalarında yapılan ölçümlerde, hastaların yüzde 29,8’inde BIA ile gizli ‘düşük kas kütlesi’ tespit edildi. Bu düşüş, hastanın 30 günlük erken ölüm riskiyle doğrudan ilişkilendirildi. Yani BIA cihazıyla saniyeler içinde “Kilonuz aynı kalmış ama sizi ilaçların yan etkisinden koruyan kaslarınız erimiş ve hücre sağlığınız düşmüş” denilebiliyor.
Beslenme yetersizliği ölüm oranlarını yükseltiyor
Modern tıbbın zirvesi sayılan CAR-T hücre tedavilerinde (hastanın kendi bağışıklık hücresinin genetiği değiştirilerek kanser hücrelerini hedefleyen akıllı hücrelere dönüştürülmesi) bile, hastada beslenme yetersizliği varsa hastane içi ölüm oranının tam 7,2 kat arttığı bildirildi.
Albüminin korunması yaşam süresini uzatıyor
Kanda bakılan albümin (yaşamsal bir protein) değeri, beslenmenin ve sistemik inflamasyonun en önemli hücresel göstergesi. Hastanın albümini düştüğünde, kullandığı yeni nesil akıllı ilaçlar vücuttan çok hızlı atılıyor ve ilacın etkisi kayboluyor. Tedavi sırasında hastanın albümin seviyesindeki her yüzde 10’luk artış, ölüm riskini yüzde 22 oranında azaltıyor. Albümini korunan hastaların medyan sağkalım süresi 29,3 ay iken, ciddi düşüş yaşayanlarda bu süre 12,1 aya geriliyor.
Beslenmeye erken müdahale hayat kurtarıyor
Pankreas kanseri gibi beslenmenin hızla bozulduğu bir türde yapılan NUANCE çalışması, kemoterapinin ilk dört ayında erken diyetisyen desteği alan hastaların hem kilolarında hem de günlük yaşam performanslarında (ECOG PS) kötüleşme olmadığını kanıtladı. Yine pankreas ameliyatlarından (Whipple) sonra diyetisyen takibinde kalan hastalar, takip edilmeyenlere göre anlamlı derecede daha az kilo kaybediyor. Erken müdahale hayat kurtarıyor.
‘Moda diyet’ti ‘metabolik silah’ oldu
Yakın zamana kadar enerji alımını kısıtlayan ve hastayı malnütrisyon riskine sokan hiçbir ‘moda’ diyetin (ketojenik diyet, aralıklı oruç vb.) kullanılmaması öneriliyordu. Çünkü o dönemde bu diyetlerin kanseri iyileştirdiğine dair kanıta dayalı hiçbir veri yoktu. ASCO’da bu diyetlerin artık ‘kulaktan dolma internet efsaneleri’ olmaktan çıkıp, çok sıkı tıbbi denetim altında uygulanan ‘hedefe yönelik metabolik silahlar’ hâline geldiği görüldü. İleri evre yumurtalık (over) kanserinde yapılan bir çalışmada, kemoterapiden 36 saat önce ve 24 saat sonra uygulanan denetimli kısa süreli açlığın serbest diyete kıyasla insülini düşürdüğü ve hastalığın ilerlemediği, sağkalım süresini belirgin şekilde uzattığı gösterildi.
Kansere göre diyet
*Öte yandan, meme kanserinde neoadjuvan kemoterapi alanlarda uygulanan ketojenik diyetin tümörün küçülmesine istatistiksel hiçbir doğrudan katkısı olmadığı, asıl etkenin hastanın psikolojik durumu olduğu kanıtlandı. Yani temkinli yaklaşım, 2026’da ‘hangi diyetin hangi kanserde gerçek bir ilaç gibi çalışabileceği’ni netleştiren klinik bir devrime dönüştü.
Tümör mekanizması hacklenebiliyor
*Gıda ilaç mı? Yediğimiz şey kanser hücresini doğrudan küçültebilir mi? Bu soruların yanıtı da kongrede geldi. Buna tıpta ‘hassas beslenme’ deniyor. Gıdalar adeta bir ilaç gibi tümörün mekanizmalarını ‘hacklemek’ için kullanılabiliyor. Mide kanserinde kemoterapi ve immünoterapi alan hastalara günde üç kez iki gram sorbitol (basit bir şeker alkolü) içeren tıbbi diyet verildiğinde, tümörün küçülme oranı yüzde 38,5’ten yüzde 61,5’e çıktı. Cilt kanserinde (melanom), bağırsak mikrobiyomunu düzenleyen yüksek lifli diyetle beslenen hastalarda, bağışıklık sisteminin kansere saldırısı güçlendi İmmünoterapiye yanıt oranı yüzde 29’dan yüzde 77’ye çıktı. Bu nedenle, akciğer kanseri gibi kırılgan gruplarda hastaların evine ‘tıbbi amaçlı özel yemekler’ teslim edildiğinde tedavinin yan etkiler yüzünden gecikme veya yarım kalma riskini yüzde 44 oranında azaltabileceği görüldü.
Yapay zekâ desteği işe yarıyor
İşin teknolojik boyutu o kadar ilerledi ki, ‘Ina’ adı verilen yapay zekâ destekli beslenme platformlarında hastaların diyetisyene gönderdiği kısa mesajların (SMS) duygusal tonu analiz ediliyor. Dijital mesajdaki duygusal tonda yaşanan her iyileşme, hastanın yaşam kalitesinde yüzde 14’lük bir artışı ve diyet programına uyumunu önceden (proaktif olarak) tahmin etmeyi sağlıyor.
Vitaminler tedavilerin etkisini bozabilir
İnternet efsaneleri hastalara zarar vermeye devam ediyor. Hastaların yüzde 60’ından fazlası hekimine sormadan vitamin ve takviye kullanıyor. Bu durum hayat kurtaran tedavilerin etkisini bozabiliyor.
Çiğ meyve sebze yememek yanlış
4 bin 320 hastayla yapılan bir araştırma, enfeksiyondan korumak için çiğ meyve ve sebzeyi yasaklayan nötropenik diyetin böyle bir etkisi olmadığını, sadece yetersiz beslenmeye sürüklediğini kesin olarak kanıtladı. Temel hijyen kurallarına uyulmasının yeterli olduğu bildirildi. Ancak kök hücre nakli hastaları hariç tutuldu. Bu hasta grubunda hâlâ nötropenik diyetin yeri var.
Türkiye’de de onkoloji diyetisyenliği gelişiyor
Türkiye’nin ilk onkoloji diyetisyenlerinden olan Baş, multidisipliner beslenme yönetimi alanındaki boşluğu doldurmak amacıyla Onkoloji Diyetisyenliği Derneği’nin (OnkoDiDer) kurulmasına öncülük etti.
Türkiye’de bu alanda büyük bir boşluk olduğunu söyleyen Baş, hedeflerini şöyle anlattı: “Kanser hastası kemoterapi ünitesinden çıktığı an muazzam bir yalnızlığın içine düşüyor, internetteki bilgi kirliliği ve ‘mucize kür’ vaatleriyle baş başa kalıyor. Bu kritik boşluğu doldurmak, onkoloji ekibinde beslenmeyle ilişkili ortak bir dil birliği sağlamak için yola çıktık.
Şimdilik 45 diyetisyen üyemiz var. Bir yandan onkoloji diyetisyenlerinin hem sayısını hem de yetkinliklerini artırmayı, diğer yandan hasta dernekleriyle iş birliği yapmayı hedefliyoruz.”