Deniz Ülke Kaynak: Yapay zekâ konu­sundaki söylem neden ve na­sıl bu kadar hızlı biçimde bir 'güvenlik' diline dönüştü?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Karşımızda bir sorun oldu­ğu açık ama kanımca bir de soru var: “Yapay zekâ konu­sundaki söylem neden ve na­sıl bu kadar hızlı biçimde bir ‘güvenlik’ diline dönüştü?” Daha önce güvenlik eksenli olarak tartışılmayan bir baş­lık, ne oldu da ellerimizle bü­yüttüğümüz ve tüm insanları öldürmesini beklediğimiz bir canavara dönüştü?

Uluslararası ilişkiler li­teratüründe sıklıkla kul­landığımız “güvenlikleş­tirme” kavramı bence bir yönüyle açıklayıcı niteli­ğe sahip. Kopenhag Okulunun temsilci­lerinden Barry Bu­zan, Ole Wæver gibi isimler hiçbir mese­lenin kendiliğinden bir güvenlik mesele­si olarak okunama­yacağını, bunun ger­çekleşmesi için ön­celikle o meselenin birileri tarafından varoluşsal bir tehdit olarak tanımlanması gerektiğini söylerler. Onlara göre örne­ğin göç, iklim, etnik kimlik vs. gibi konular eğer birile­ri tarafından “varoluşsal bir tehdit” olarak tanımlanır ve toplum da bu yaklaşıma ik­na olursa, siyasi otoritele­rin normal şartlarda itiraz edilecek olağanüstü önlem­leri alması meşruiyet kaza­nır. Nitekim yapay zekâ tar­tışması da kanımca aynen bu şekilde ilerlemekte. Yara­tabileceği zorluklar, kolektif algıda yaratabileceği tehli­kelere dönüşmüş durumda. Sıradan insanlar açısından gelinen nokta “Devlet bunu düzenlesin de fazla sıkıntı yaratmasın” olmaktan çıktı. Talep artık net: “Bizi bundan koruyun.”

Düzenleme ile güvenlik­leştirmenin aynı eksende ilerlemeyeceği açık. Dev­let, siyasi bir aygıt ve örgüt olarak her alanı zaten regü­le eden bir kurumdur. An­cak risk algısı ve tehdit dü­zeyi değiştiğinde konu, dü­zenlemeden kontrol altına almaya doğru evrilir. İnsan zihninde korku ve kaygının yarattığı hasar, devlet-birey ilişkisini de özgürlük-gü­venlik dengesini de yeniden şekillendirir. Güvenlik ih­tiyacı büyüdükçe iktidarın müdahale alanı genişler ve meşruiyet kazanır.

Google, Microsoft, Meta, OpenAI, Anthropic gibi ya­pay zekâ ve teknoloji şirket­lerinin kontrol ettikleri veri, algoritma, hesaplama gücü ve bilgi üretme kapasitesiy­le devlet merkezli egemenlik alanının dışında muazzam bir güç alanı oluşturdukla­rı reddedilemez bir gerçek. Devletlerle bu tekno-oli­garklar arasında gelecekte bir iktidar mücadelesinin ol­ması da beklenmeyen bir du­rum değil. Ancak ilginç olan, bizzat bu tekno-oligarkların devletleri müdahale etmeye çağırması; yani kontrol edil­mesi gerekenlerin devleti bizzat kendi elleriyle kont­role davet etmesi. Bu bir pa­radoks.

Deniz Ülke Kaynak’ın yazısı