Karşımızda bir sorun olduğu açık ama kanımca bir de soru var: “Yapay zekâ konusundaki söylem neden ve nasıl bu kadar hızlı biçimde bir ‘güvenlik’ diline dönüştü?” Daha önce güvenlik eksenli olarak tartışılmayan bir başlık, ne oldu da ellerimizle büyüttüğümüz ve tüm insanları öldürmesini beklediğimiz bir canavara dönüştü?
Uluslararası ilişkiler literatüründe sıklıkla kullandığımız “güvenlikleştirme” kavramı bence bir yönüyle açıklayıcı niteliğe sahip. Kopenhag Okulunun temsilcilerinden Barry Buzan, Ole Wæver gibi isimler hiçbir meselenin kendiliğinden bir güvenlik meselesi olarak okunamayacağını, bunun gerçekleşmesi için öncelikle o meselenin birileri tarafından varoluşsal bir tehdit olarak tanımlanması gerektiğini söylerler. Onlara göre örneğin göç, iklim, etnik kimlik vs. gibi konular eğer birileri tarafından “varoluşsal bir tehdit” olarak tanımlanır ve toplum da bu yaklaşıma ikna olursa, siyasi otoritelerin normal şartlarda itiraz edilecek olağanüstü önlemleri alması meşruiyet kazanır. Nitekim yapay zekâ tartışması da kanımca aynen bu şekilde ilerlemekte. Yaratabileceği zorluklar, kolektif algıda yaratabileceği tehlikelere dönüşmüş durumda. Sıradan insanlar açısından gelinen nokta “Devlet bunu düzenlesin de fazla sıkıntı yaratmasın” olmaktan çıktı. Talep artık net: “Bizi bundan koruyun.”
Düzenleme ile güvenlikleştirmenin aynı eksende ilerlemeyeceği açık. Devlet, siyasi bir aygıt ve örgüt olarak her alanı zaten regüle eden bir kurumdur. Ancak risk algısı ve tehdit düzeyi değiştiğinde konu, düzenlemeden kontrol altına almaya doğru evrilir. İnsan zihninde korku ve kaygının yarattığı hasar, devlet-birey ilişkisini de özgürlük-güvenlik dengesini de yeniden şekillendirir. Güvenlik ihtiyacı büyüdükçe iktidarın müdahale alanı genişler ve meşruiyet kazanır.
Google, Microsoft, Meta, OpenAI, Anthropic gibi yapay zekâ ve teknoloji şirketlerinin kontrol ettikleri veri, algoritma, hesaplama gücü ve bilgi üretme kapasitesiyle devlet merkezli egemenlik alanının dışında muazzam bir güç alanı oluşturdukları reddedilemez bir gerçek. Devletlerle bu tekno-oligarklar arasında gelecekte bir iktidar mücadelesinin olması da beklenmeyen bir durum değil. Ancak ilginç olan, bizzat bu tekno-oligarkların devletleri müdahale etmeye çağırması; yani kontrol edilmesi gerekenlerin devleti bizzat kendi elleriyle kontrole davet etmesi. Bu bir paradoks.