Çisil Sohodol: İnsan­lar kendilerini anlatırken bile bir sunum dili kullanıyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Bir süredir insanlarla konu­şurken aynı kelimeler tekrar ediyor: Görünürlük, etki, fark ya­ratmak, konumlanmak. Bunlar artık yalnızca pazarlama dünya­sının ya da sosyal medyanın kav­ramları değil. Gündelik hayatın içine sızmış durumdalar. İnsan­lar kendilerini anlatırken bile farkında olmadan bir sunum dili kullanıyor. Ne yaptıklarını değil, nasıl algılanmasını istediklerini söylüyorlar.

Bir zamanlar ‘kim olduğunu bilmek’ yeterliyken, bugün ‘na­sıl göründüğünü yönetmek’ ne­redeyse zorunlu hale geldi. Bu değişim sessizce oldu; kimse açıkça talep etmedi ama herkes uyum sağladı. Kendini anlatmak bir beceri olmaktan çıkıp bir ge­reklilik halini aldı. Bu da bizi şu soruya getiriyor: İnsan gerçek­ten kendinin markası olmak zo­runda mı, yoksa bu sadece çağın dayattığı yeni bir mecburiyet mi?

Son yıllarda yapılan sosyal bi­lim araştırmaları, dijital plat­formlarda aktif olan bireylerin kendilerini daha stratejik sundu­ğunu ortaya koyuyor. Paylaşım zamanlamasından kullanılan di­le, fotoğraf seçiminden sessizlik sürelerine kadar pek çok unsur bilinçli ya da yarı bilinçli şekilde yönetiliyor. Bu durum yalnızca influencer’lara özgü değil. Aka­demisyenler, beyaz yakalılar, ya­ratıcı sektör çalışanları ve hatta öğrenciler bile benzer bir görü­nürlük baskısı altında.

Sorun şu ki bu sürekli kendi­ni sunma hali bir noktadan sonra doğal olmaktan çıkıyor. İnsanlar yaşadıkları anı deneyimlemekten çok, onu nasıl anlatacaklarını, na­sıl çerçeveleyeceklerini düşünü­yor. Beğeni, etkileşim ve görünür­lük modern çağın sessiz onay me­kanizmalarına dönüşüyor.

Çisil Sohodol’un yazısı