Önerilen yapı, buzulun altına sızan sıcak deniz akıntılarını kesmeyi hedefliyor. Deniz tabanına sabitlenecek, esnek ama devasa bir perdeyle sıcak suyun buzun altına ulaşması engellenmeye çalışılacak. Bu fikir bir anda ortaya çıkmadı. Son yıllarda buzulların beklenenden çok daha hızlı çözüldüğü anlaşıldı; ardından erimenin büyük ölçüde alttan gelen sıcak okyanus akıntılarıyla beslendiği görüldü.
Duvar ya da perde fikri de tam bu noktada “En azından bunu yavaşlatabilir miyiz?” sorusuyla gündeme geldi. Amaç, erimeyi tamamen durdurmak değil; hızını düşürmek. Bilim insanları bunu açıkça söylüyor: Bu bir çözüm değil, bir geciktirme girişimi. Bir tür zaman satın alma çabası.
Bir sorun yönetilemediğinde, sınırlandırılmaya çalışılır. Kontrol edilemeyen akışlar, setlerle durdurulmak istenir. Bu nedenle buzula örülmesi planlanan bu yapı, bir mühendislik başarısından çok, küresel bir itiraf gibi duruyor: İklim krizini durduramadık. Şimdi sonuçlarını yönetmeye çalışıyoruz.
Bu plan, insanlığın iklim krizine verdiği cevabın geldiği noktayı gösteriyor. On yıllardır sera gazı emisyonlarını azaltmanın gerekliliği konuşuluyor. Raporlar yayımlandı, zirveler yapıldı, hedefler açıklandı. Ama fosil yakıtlara dayalı büyüme modeli, dünya ekonomisinin omurgası olmaya devam etti. Enerji sistemleri yeterince hızlı dönüşmedi, tüketim alışkanlıkları köklü biçimde değişmedi.
Sonuçta, iklim krizinin nedenleriyle mücadele etmek yerine, etkileriyle baş etmeye çalışan bir dünyaya geldik. Bir anlamda, doğayı korumak için doğaya set çekmeyi konuşuyoruz.