Geçenlerde rüyamda Kadri Gürsel’i gördüm, bana “Burada olmasaydım mutlaka meslektaşlarımla dayanışmak için adliyede ya da cezaevi önlerinde olurdum biliyorsun değil mi?” dedi, ben de “biliyorum Kadri Bey” dedim. Fatih Polat 22 Mart’ta “Entelektüel Diaspora” başlıklı bir yazı yazmış gazetecilere, akademisyenlere “cezaevi mi, yurt dışı mı?” ikilemini yaşatan siyasal zemini sorgulamıştı.
Tutuklu gazetecileri, yurt dışına gidenleri düşündüğümde bunca eksilmeyle nasıl başa çıktığımıza hayret ediyorum bazen. Kendimce bulduğum cevap, özlem.
Kalanları meydanlarda, adliye koridorlarında toplayan da, gidenleri bilgisayar başına kilitleyen de özlem. Hukuksuzca aylardır cezaevinde tutulan arkadaşlarımızı özledik. Aileleri, yakınları dimdik duruyor. Ben mesela Minez’le cezaevi koşullarında evlenen, boynuna sarılıp kutlayamadığım, Tunca’yı (Öğreten) çok özledim.
Gazetecilik etiğini kıran kırana tartıştığımız günleri özledik, dünyaya bambaşka yerden bakıyor olsak da birbirimizin yüzüne bakabildiğimiz günleri özledik.
Ülke felakete sürüklenirken nereye kaçabileceğimizi değil emekli olduğumuzda nereye yerleşeceğimizi konuşmayı özledik. Kaosla değil, içimizi ısıtan güneşle, açan çiçeklerle, çilekle, yeşil erikle, erguvanlarla gelen baharı özledik…