Çerçeve | La Lecture au Coin du Feu – Hale Asaf
Ç

Cumhuriyetin ilk kadın ressamlarından Hale Asaf’ın, hayat arkadaşı İtalyan edebiyatçı Antonio Aniante’yi resmettiği tablosu.

        La Lecture au Coin du Feu (Şömine başında okuma, 1930-38)

Son nefesini veren bir şömine. Küçük bir saksı. Kitaplar, kağıtlar, makaleler. Varlığıyla odayı kaplayan düşünceli bir dev. Ve karşısında Asaf’ın kara kedisi Simeralda. Hepsi elele verip his-yapbozunu tamamlıyor. 

Asaf’ın hayat arkadaşı Aniante, kendine gömülmüş. Kaşları, gözleri ve bıyıklarından mahcubiyet okunuyor. Ve bütün mahcubiyetler gibi sessiz, içedönük. Hayli iri resmedilmiş. ‘Dünyayı ben yarattım’ diyen geniş omuzlarının arasında utançla bükülmüş, narin bir kafa. 

Kum rengi duvarlar yaz mevsimini andırıyor: Bir uzaklaşmışlık ya da bilinçli bir kaybolmuşluk hissine eşlik eden göğüs hafifliği… Fakat odayı saran renklerden masaya, şömineye ve Aniante’ye doğru indikçe bir yavaşlama, bir soğuma seziliyor. Oda soğuk ve sıcak arasında kararsız. Mevsimin son gününü akla getirmek, illüzyonu paramparça ediyor gibi. Geriye, düşüncelerine gömülmüş bir adam ve kolların yaslanamayacağı ölçüde soğuk, metalik bir masa kalıyor. 

Aniante, sırf çırılçıplak iletişimden kaçmak için sahte hikayeler kurgulayabilir. Kendine öyle kapanmış ki, iç sesi, bütün sesleri eziyor. Elinde tuttuğu boş bir parşömen mi? Yoksa Asaf’ın çizimleri mi? Bu adamın ne düşündüğü tahmin edilemez.

Karşısındaki kara kedi hayli sakin ve yerini bulmuş. Tabureden bir zıplasa, üstünde oturduğu kağıtlar uçuşacak. Simeralda odaya sıcak bir güven yayıyor. Asaf’ın çizimlerinin –dolayısıyla şevkinin– koruyucusu, duygu dengesinin olmazsa olmazı… Aniante’nin kapalı beden dilinin tam karşısına kurulmuş. Asaf için dinginliğe atılmış bir çapaya benziyor Simeralda.  

Sanatçının yaşamöyküsünü ya da tablonun tarihini bildiğini zannederek bir resme yaklaşmak, bakışa yön verir; aslında onu yönsüzleştirir. Eser ile hikayeler arasında dünden-hazır-kılcal-damarlar örüldükçe, bakış, ince uzun iplikler gibi birbirine dolanır, keçeleşir. Tek bir doğruya indirgenen sanat ihanete uğrar. Gülü tarife ne hacet.

Tabloya çıplak baktığımıza göre sıradaki soru hazır: Bursa’da Hale Asaf’ın başına ne geldi? 

Yazar ve ressam Abidin Dino’nun ‘sanat fedaisi ve büyük ressam’ dediği Hale Asaf, Paris’teki eğitiminden sonra öğretmenlik için 1930’da Bursa’ya tayin edildi. 

Hem şanslı hem de şanssız bir 25 yıl yaşamıştı. Şanslı, çünkü teyzesi ilk Türk kadın ressamlardan Mihri Müşfik Hanım’dı (az çatışmamışlardı!). Şanssız, çünkü henüz 5 yaşındayken Büyükada’da bir tavşan ısırdığından beri yakası kist ve ameliyatlardan kurtulmuyordu.

Bursa’ya vardığında artık sesini bulmuş bir ressamdı. Açık havada resim yapmayı seven Asaf, bir gün Çorapçılar Çarşısı’na gidip dağları resmetmeye başladı. Gelgelelim bir kadın, üstelik ‘r’leri söyleyemeyen bir kadın, nasıl uluorta resim yapardı… Milli güvenlik ve kamu düzenini bozduğu gerekçesiyle gerici bir grubun saldırısına uğradı.

Cumhuriyetin ilk sanatçı topluluğu Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği kurucuları arasındaki tek kadın üyeydi Asaf. Fakat teyzesi Müşfik Hanım, “Ressam olma!” diye bas bas bağırıyordu: ‘‘Senelerce çalışmakla ben neye muvaffak oldum? Hiç.. Bizim gibi -Avrupa’ya nazaran- geri kalmış bir memlekette sanatkarın yolu kadar güç bir yol yoktur. Bizimkisi fazla fedakarlık isteyen bir meslek… Sanatkarın yolu, yürüdükçe uzar gider…’’

Bir yıl sonra, yine tavşan ısırığının sebep olduğu bir göz ameliyatı için Paris’e dönen Asaf, Mussolini’nin faşist İtalya’sından sürgün bir edebiyatçıyla tanıştı: Antonio Aniante. 

İkili, portakal alamayacak denli yoksuldu. Asaf’ın hastalığı giderek ilerliyordu. Düzinelerce ameliyat, çokça geçmiş özlemi. Tablolarını sürrealist bir bilinçle resmetmeye başlamıştı. Otoportrelerinde, bedeninin ameliyatlı bölgelerini özellikle boyamıyordu. 

Çaresizdi Asaf. Öyle ki, bir nevi otobiyografiye dönüşen resimleri huzur arayışını çağrıştıran motiflerle dolmuştu: Çocukluk, beşik, tahta at, civcivler, hayali hayvanlar, tavşan… 

Asaf 1938’de Paris’te öldü. Sürrealist öğeler taşıyan 37 eseri orada kalmıştı. Ta ki sanat danışmanı Duygu Günkut Atbaş ve koleksiyoner Köksal Kızılca, 2023’te Türkiye’ye getirene dek.

‘Hale Asaf – Türk Resim Sanatında Bir Dönüm Noktası’ adlı monografiyle 2007’de sanatçının kayıp hikayesine hayat veren sanat tarihçisi Burcu Pelvanoğlu şöyle diyor: 

‘‘Hale Asaf, henüz 23 yaşındayken bir otoportresi Paris’teki önemli bir sergide sergilenen çok başarılı bir kadın… 2001’de lisans öğrencisiyken başladım araştırmaya; müze envanterini, kitapları karıştırırken Asaf’ın çoğu yerde sadece bir-iki kelimeyle geçtiğini fark ettim: Çok duyarlı bir kadın ressamdı, erken öldü. ‘Kimmiş bu kadın?’ diyerek peşine düştüm. Bir konuyu ele alınca bırakamıyorsunuz. Hele Hale Asaf gibi bir konuysa, çektikçe çekiyor.’’

Hale Asaf (1905-1938)

Çerçeve | Krizantemli Kız – Olga Boznańska 

Çerçeve | Ayrılık – Edvard Munch

Çerçeve | La Conversation – Henri Matisse