Kendilerini yersiz ve haksız biçimde ‘Menderes ve Özal’ın devamı’ olarak tanıtanlar da uzun iktidar yıllarında, Turgut Özal’ı tanıtmak, hatırlatmak, anlatmak için pek bir şey yapmadılar. Yapamazlardı. Zira, Turgut Özal, günümüzün iktidar sahiplerine birçok noktada ‘ters’ bir örnek oluşturuyor.
‘Yeni Türkiye’nin gerçek başlatıcısı olan Cumhurbaşkanı Turgut Özal dönemiyle bugünkü dönem arasındaki farklardan birini medyadaki bu lumpenleşme oluşturuyor. En önemli fark ise kendisini ‘özgürlükler alanı’nda gösteriyor. Bugün başlıca sorunumuz özgürlüklerin kısıtlanması. Turgut Özal döneminde ise var olan özgürlük kısıtlamaları birer birer ortadan kaldırılıyordu.
Türkiye’nin internet çağına geçişine öncülük eden, telekomünikasyon teknolojisinde büyük atılımları hayata geçiren Turgut Özal döneminde, Twitter ve YouTube’un bırakın ‘yasaklanması’nı, yasağın ‘telaffuz edilmesi’ dahi düşünülemezdi.
Turgut Özal’ın ‘mülkiyet, ifade ve din ve vicdan özgürlüğü’ şeklindeki ‘üç özgürlük’ anlayışına paralel bir başka ‘üç özgürlük’ anlayışı daha vardı: ‘Sermayenin, insanların ve fikirlerin serbest dolaşımı’.
Bunların sonuncusu, ‘fikirlerin serbest dolaşımı’, dünyanın çehresini değiştirecek olan ‘yaratıcılık’ için ‘olmazsa olmaz’ nitelikteki ilkeydi. Turgutbey’in o ünlü ‘tabu yıkıcılığı’, bir başka deyimle ‘put kırıcılığı’nın ardında bu anlayış yatıyordu.
Ölümünden kısa süre öncesine kadar elinden düşürmediği kitaplardan biri, Amerikan Yüksek Mahkemesi yargıçlarından biri tarafından kaleme alınmış olan, ‘Free Speech in an Open Society’ idi, yani ‘Açık Toplumda İfade Özgürlüğü’!