Demirtaş’ın 31 Ekim’deki satırlarında “Seni başkan yaptırmayacağız” mevzusuyla ilgili Öcalan’ın sandığı kadar kuvvetli bir pişmanlığı olduğuna dair hiçbir emare yok. Tam tersi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi kariyerinin bundan sonraki bölümüyle ilişkilendirilen Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali, yolsuzluk ve casusluk iddialarıyla tutuklanmış olması ve oy oranı açısından istikrarlı biçimde Türkiye’nin birinci partisi olan CHP’ye yönelik diğer operasyonlara atıf var.
Hem de henüz ‘Türk-Kürt kardeşliği’nin gerçek anlamda konuşulamadığı bir ortamda bir de iktidar eliyle ‘Türk-Türk ayrıştırması’nın tetiklediği vurgusuyla yapılan koyu bir atıf. Bu cümleleri süzdüğümüzde Demirtaş’ın prensipte 2015’te durduğu yerden bambaşka bir yerde durmadığı sonucuna varmak ileri bir yorum olmayacaktır.
Demirtaş, bugün tam olarak 9 senedir hücrede olmasına rağmen, değişen Türk ve Kürt sosyolojilerini İmralı’dan Kandil’den ve hareketin Avrupa kolundan daha iyi analiz ediyor gibi görünüyor.
CORE Araştırma Enstitüsü ve CATS’ın (The Centre for Applied Turkey Studies) birlikte hazırladıkları taptaze bir gençlik araştırması var, 31 Ekim 2025 tarihli.
Katılımcıların yüzde 35’i 22-25 yaş aralığında, yüzde 34’ü 26-29 yaş aralığında, yüzde 30’u ise 18-21 yaş aralığında. “Ülkemde demokrasinin geleceği hakkında endişeliyim” diyenlerin oranı yüzde 52,5.
Seçimlerin özgür ve adil olması katılımcıların önem sıralamasında yüzde 84,3 birinci sırada, birbirinden farklı parti alternatiflerinin olması yüzde 77,3 ile ikinci sırada, mahkemelerin herkese eşit muamele etmesi yüzde 77,1 ile üçüncü sırada. Düşünce suçu nedeniyle hapis cezası verilmesine karşı çıkanların oranı ise yüzde 60.
Türkiye’deki 18-29 arası gençlerin önceledikleri konularla Demirtaş’ın önerdiği siyasi hattın önceledikleri örtüşüyor. Yeni jargonumuza göre ‘münfesih örgüt’ün kendisinin ve uzantılarının yeni isminin ne olacağı konusunda devletle pazarlıkta olan Kürt siyasi elitleri de biraz sokaklardan nabız alsa fena olmaz.