Biri yazdı, diğeri oynadı bu hayatı…

Ayhan Tinin
Ayhan Tinin
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. ‘Pupa Yelken Koçluk’ ve ‘Söz Gelir Yazı Olur’ kitaplarının yazarı. Yönetim danışmanı, senarist, oyuncu koçu, dramaturg.

H. Ayhan Tinin / Sanat da var / Edebiyat-Tiyatro              

insanatinart@gmail.com

Biz güldük ağlanacak halimize…

8 Mayıs kaderin şakalarından biri gibi…

Yılını tam bilmese de belki 1910, belki 1911 Kastamonu/Cide’de yazın dünyamızın güçlü damarlarından biri doğdu.

8 Mayıs’tı. Annesinin deyimiyle ‘derin kar’ yağmıştı.

Kastamonu Muallim Mektebi’nde öğretmenlik okudu.

Öğretmeye ve öğrencilerine tutkundu. Fakat alabildiğine eleştirdi de eğitim dünyasının aksayan, eksik yönlerini… İstedi ki; bu ülkenin çocukları çağdaş dünyanın gereklerince eğitimlerini alsınlar…

Baktı ki duyan yok sesini; tuttu ‘Hababam Sınıfı’nı yazdı.

Rıfat Ilgaz’ın doğum günü.

Biz güldük, o ağladı yazdıklarının arkasındaki gerçekliğe…

Tuttu ‘Sınıf‘ diye bir kitap yazdı.

O dönemde hem öğretmen hem de üniversitede felsefe bölümü öğrencisiydi. Öğretmenliği de öğrenciliği de alındı elinden…

O da yazarak yaşamaya başladı.

Daktilosu bile olmadığı bir gün, bir otel odasında el yazsıyla kağıtlara ‘Hababam Sınıfı’nı bir tiyatro oyunu olarak yazdı. Sonra gidip bir arzuhalcinin daktilosunda sayfası bilmem kaç kuruştan beyaz kağıtlara geçirtip, Ulvi Uraz tiyatrosuna gönderdi.

Bir başka adam…

Adam gibi adam, insan gibi insan, ‘Hababam Sınıfı’yla Ulvi Uraz Tiyatrosu’nda adını sanat ve kültür hayatımıza taşıdı…

Zeki Alasya.

Kaderin şakasına bakın ki; bir başka 8 Mayıs günü Zeki Alasya bu dünyadan ayrıldı.

Kişisel hayatımızı, kahkahalarımızı, şakaların ardına gizlenmiş hüzünleri yanına alıp; kişisel hayatımızı yoksullaştırarak gidiverdi ansızın…

Zeki ile Metin’in devasa salonları aylar öncesinden doldurduğu yıllar… Harbiye’de sabahtan bilet kuyruğuna girmişim… Kaldırımda bir yola bir yukarı zaman geçirirken. Bacağıma hafifçe bir araba değdi. Suçlusu benim tabii arkama bakmadan yola atladığım için… ‘Pardon’ diye bir ses, fakat suret Zeki Alasya! Ben heyecanla hayranı olduğum bu güzel insana bakarken, elimden tutup gişeye götürdü… Bütün aileye beklemeden bilet bulduğuma mı sevinsem, bu ilk sohbetin birkaç dakikalık hazzına mı?

Sonra başka yerlerde tesadüf edip, sohbet ettik.

Bu anıdan bahsettiğimde hem güldü hem de ‘başkalarının hakkını yemişiz sakın anlatma bir yerde’ diye şakalaştı.

Robert Kolej yıllarında, Genco Erkal ile Engin Cezzar tiyatro kulübündeyken hiç ilgisi yokmuş tiyatroyla…

Sonra babası ölünce, amatör tiyatroyla başlayıp, Metin Akpınar ‘usta’ ile birlikte burada dostluklarının harcını karıp; ‘Hababam Sınıfı’nı sahnede oynarken yıldızı iyice parladığı yıllar… Fakat tiyatro aynı zamanda biraz da parasızlık maceraları demek…

Bir gün Metin Akpınar ile birlikte Beyoğlu’nda yürürken Devekuşu Kabare’nin fikir babası Haldun Taner ile karşılaşıp, Ahmet Gülhan’ı da işin içine katarak, kaderin değiştiği zamanlar…

Hababam Sınıfı’nın kapalı gişe oynadığı 1966 yılında, Rıfat Ilgaz imzalı, Zeki Alasya’ya ithaf edilmiş bir ilk baskı, oyunun romanı… Bir tesadüf ile bir okurum tarafından bana gönderilmiş…

Belki de bir can dostumun dediği gibi ‘Hayatta tesadüf yoktur’.

8 Mayıs.

Büyük ustalar, doğum gününüz de veda gününüz de kutlu olsun.