Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in hakkındaki iddiaları ve Zülfü Livaneli’nin çıkışıyla gündeme gelen eski CHP genel başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la pazarlık yaptığı yönündeki iddialarla ilgili konuştu.

Yurt dışından paylaştığı video ve tweet’lerle gündem yaratan Peker, 26 Haziran’da Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politika Kurulu üyeliği ve AKP yerel yönetimler başkan yardımcılığı görevini yürüten Korkmaz Karaca hakkında iddialarda bulunmuştu. Peker, Karaca’yı Baykal’la ilişkilendirip onu kadınlarla tanıştırdığını öne sürmüştü. Eski CHP lideri ise bunu yalanlamıştı.
Aynı günlerde Zülfü Livaneli’nin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la görüşmesi üzerinden Baykal’ı eleştirdiği 2007 tarihli bir yazı sosyal medyada gündem olmuş, Livaneli bunun üzerine verdiği bir röportajda kullandığı “CHP’nin, Baykal gerçeğiyle hesaplaşması şart” ifadesiyle tartışma yaratmıştı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise “CHP’nin Baykal sorunu yok” diyerek bu tartışmaları dindirmeye çalışmıştı.
Baykal’la Erdoğan arasında baş başa iki kritik görüşme yapılmıştı. İlki, siyasi yasaklı olduğu dönemde Erdoğan’a milletvekilliği ve başbakanlık yolunu açan 2003’teki görüşme; diğeriyse AKP’nin sonuçlara göre çoğunluğu elde edemediği 7 Haziran 2015’teki seçimler sonrası koalisyon ve ‘tekrar seçim’ tartışmalarının yaşandığı dönemdeki görüşme.
‘Siyaset anlayışımızın temellerine aykırı‘
Sözcü’den Saygı Öztürk’e konuşan Baykal, ‘Erdoğan’la görüşme’ konusundaki soruya şöyle yanıt verdi: “Şunu anlaması lazım insanların: Biz hiçbir pazarlık yapmadan da ‘ya işte bak yeni fırsatlar doğuyor, kullan kardeşim bunu, yürü iktidara’ havasına bütün tarihimiz boyunca direnmişizdir. Aynı şekilde Sayın Erdoğan’ın yasaklarının kaldırılmasını bazı insanlar anlayamıyor. Üstelik onlar da insan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi söylemini ağızlarından düşürmeyen insanlar.
Bu doğru değil, biz CHP olarak ordu artı CHP iktidar formülünü bilinçli olarak 1971, 12 Mart’tan itibaren Ecevit hareketi ile birlikte reddetmiş bir hareketin parçasıyız. Yani siyasette karşımdaki genel başkan olacak, parlamentoda neredeyse üçte iki çoğunluğa sahip olacak, seçime girecek ama milletvekili olamayacak, yaptırtmayacağım ben de ve mücadeleyi böyle götüreceğim. Bunu anlamam mümkün değil. Bu bizim için bir siyasi fırsatçılık değil, bu bizim karakterimizdir kardeşim. Bunu anlamanız lazım. CHP böyledir, ben o kırılma noktasında Ecevit’le birlikte ‘iktidar, devrim, ilericilik silahın namlusundan çıkarı’ reddeden hareketin bir parçasıyım. Bilmem eşit olmayan, karşımdakinin elinin kolunun bağlandığı bir yarışmaya girerek bunu bir fırsat gibi değerlendirmek bizim siyaset anlayışımızın temellerine ve karakterimize aykırıdır.
‘Akılları almıyor‘
Biz böyle fırsatçı, kapkaççı bir anlayış içinde hiç olmadık, değiliz. Bu davranışımızı da bir çıkar, bir pazarlık sonucu bir davranış olarak anlamak kendisi bizatihi bir büyük siyasi problemidir Türkiye’nin. Böyle bakanlar, akılları almıyor ya adam karşısındaki rakibinin siyasi haklarını bedavaya nasıl verir; Oysa bu bizim temel bir inancımız. Mücadele edeceksek bir şaibe ile mücadele edemeyiz. Yani o külüstür bir şiir okudu diye Pınarhisar Cezaevi’nde iki ay kaldı diye ‘Milletvekili olamaz’ dediğin sürece onunla mücadele edemezsin. Bunu halka kabul ettirmen mümkün değildir zaten.
Geçmişte nasıl ki ‘CHP generallerle işbirliği yapmadı’ diye suçlandı. Türkiye’nin bazı ilerici yazarları, bunu bir fırsat diye sayıyorlardı, biz karşı çıktık, bilinçli olarak, aynı şekilde bugün de ‘Ben Sayın Erdoğan’la anlaşmışımdır’ diye düşünülüyor. Çünkü Türkiye’de hakim siyasi kültür bizim anlayışımız doğrultusunda değil, siyaseti bir fırsatçılık gibi algılayan bir anlayış.
Bizde böyle bir şey yok. Gerçekten eşitliğe, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına, demokrasiye, siyasi mücadelede eşitliğe samimiyetle inanıyoruz. Buna aklı basmıyor Türkiye’de bazı çevrelerin. ‘Enayilik bu, olur mu ya, o bir şey aldı, ne alacak, cumhurbaşkanı olma garantisi aldı falan diye’ bakıyorlar. Tabii akılları almıyor bunu. Yani bu bizim siyasi hayatımızın bir zafiyetidir.”
‘Erdoğan’la pazarlık’ iddiaları
Erdoğan’la pazarlık iddialarını reddeden Baykal şöyle devam etti: “Böyle demokrasi doğrultusunda atılan adımların arkasında bir ‘Al gülüm ver gülüm pazarlığı’ yatıyor düşüncesi, bu yanlıştır. Ben hiçbir ilişkimde Sayın Erdoğan ile ne o karşılaşmalarımda öyle bir özel anlaşmayı yansıtacak hiçbir şeyi ne ben konuştum, ne o konuştu.
Daha sonra İstanbul’da Sayın Erdoğan’ın talebi üzerine bir araya geldiğimizde, siyasi yasağı zaten kaldırılmıştı. Sayın Erdoğan 1 Mart tezkeresi telaşı içerisindeydi. Aramızda şu konuşma geçti:
- Baykal: Tezkere kabul edilirse ülkemize kaç bin asker girecek?
- Erdoğan: 65 bin kişi.
- Ne zaman çıkacaklar?
- Ben de bilmiyorum. ABD ile işbirliği yapmazsak ambargo uygularlar, bizi sıkıştırırlar, ek mali kaynak kullanmamız, yaratmamız gerekir. Yardımcı olur musunuz?
- Elbette, bu kararın sorumluluğunu alırım ve bütün Türkiye’de bunun için çalışma yaparım. İstersen birlikte dolaşırım istersen ben tek başıma dolaşırım.
Bu konularda benim samimi olabileceğimi düşünemiyorlar. İlla ‘Pazarlık yaptı’ diyorlar. Buluşma zaten 22 Şubat 2003’de, yani 1 Mart öncesi idi. Yani hakların iadesinden sonra yapılmış bir buluşmadır o. Haklarını vermişiz neyin pazarlığını yapacaksın?”
2015’teki görüşme
Baykal 2015’teki görüşme hakkında şunları anlattı: “Onun dışında bir de seçimden sonra Erdoğan’ın talebi üzerine gittim. Seçim sonuçlarını değerlendirmek üzere istişare ihtiyacı hissettiğini düşünüyorum. Beni çağırdı ve gittim. ‘Orada kim bilir ne konuştu, ne yaptı. Gidilir mi’ falan diye kıyameti kopardılar. Orada ‘Koalisyon hükümet kurulsun’ dedim. ‘Koalisyonu ya MHP ile ya da CHP ile kurun. Türkiye’nin buna ihtiyacı var’ dedim. Hepsi bundan ibarettir.
Bunu anlatmak lazım, bizim siyasi hayatımızın ‘Vardır bir pazarlık, bir çıkar, bir dümen olmuştur’ anlayışı çok sağlıksız, çok yanlış, çok tehlikeli, aşılması gereken bir durum. Bazı insanlar gerçekten insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, demokratik değerlere inanıyordular ve o doğrultuda adım atıyordular. Bunu içinize sindirin, anlayın kardeşim. Biz de onlardan birisiyiz işte.”