Ağrı'da aktif fay üzerine altın madeni

ZELAL SAHİDENUR SARİ

Koza Altın (yeni adıyla Türk Altın İşletmeleri), Ağrı’nın Diyadin ilçesinde siyanürlü altın madenciliği yapacak. Bölge, yerleşim yerlerine ve Fırat Nehri’nin en önemli kollarından Murat’a yakın. Dahası maden sahası aktif fay zonunun üzerinde.

Fotoğraflar: Zelal Sahidenur Sari

Koza Holding madenciliği tekil sahalar üzerinden değil, bölgesel işleme merkezleri (hub) üzerinden kurguluyor. Ege Bölgesi’nde birden fazla maden sahası ortak tesislere bağlanırken, aynı model şimdi Doğu Anadolu’da uygulanacak. Mollakara Altın Madeni bu stratejinin merkezinde. Şirketin yatırım sunumlarına göre tesis, yaklaşık 150 kilometrelik yarıçap içindeki sahalardan çıkarılacak cevheri işleyecek.

Tam kapasitede 500’ü doğrudan olmak üzere 2 bin 300 kişilik istihdam öngörülüyor. İlk beş yılda 328 bin ons altın üretimi hedeflenirken, sahada yaklaşık 20 ton altın ve 3,5 ton gümüş rezervi bulunduğu belirtiliyor. Ancak projenin ekonomik büyüklüğü kadar çevresel ve sosyal etkileri de tartışma konusu.

Fırat Nehri tehdit altında

Mollakara Altın Madeni, yerleşim alanlarına 190 metreye kadar yaklaşan bir konumda. Köy mera alanı da maden sahası içinde kalıyor. Jeoloji Yüksek Mühendisi ve Tıbbi Jeoloji uzmanı Dr. Eşref Atabey, sahanın Fırat’ın en önemli kollarından Murat Nehri’nin kaynağına yakın olduğuna dikkat çekiyor:

“Liç sahası nehir vadisinin yamacına kurulacak. Yaklaşık 12 milyon ton pasa oluşacak. Sülfürlü yapı asit maden drenajı riskini artırıyor. Yağışlarla ağır metallerin Murat Nehri’ne taşınması ihtimali var. Bu yalnızca yerel değil, uluslararası bir su havzası sorunu.”

Atabey ayrıca maden sahasının aktif fay zonu üzerinde bulunduğunu belirtiyor: “Deprem veya yamaç kayması durumunda siyanür havuzlarında göçme riski göz ardı edilmemeli.”

Bir köy yerinden edilecek

Şirket yönetimi, gürültü ve titreşim etkileri nedeniyle Mollakara köyünün taşınacağını açıkladı. Bu durum hukuki tartışmaları beraberinde getirdi.

Maden karşıtı davaların avukatı Jiyan Özkaplan şunları dedi: “Yerleşime bu kadar yakın bir madencilik faaliyeti yaşam hakkı ve konut dokunulmazlığı açısından ciddi sorunlar doğuruyor. Ruhsat iptali davası sürüyor. Murat Nehri sınır aşan bir su; olası bir kirlilik bölgesel bir krize dönüşebilir.”

Köylüler ve arazi sahipleri tarafından açılan üç ayrı dava devam ediyor.

Ağrı-Van hattı

Mollakara tesisi çevre illerden çıkarılacak cevheri de işleyecek. Bu illerden biri Van. Şirketin Van’da 16 ayrı ruhsat sahası var. Proje dosyalarına göre Van–Ağrı hattında her gün yaklaşık 500 ton cevher taşınacak.

Doğu Çevre Platformu (Doğu ÇEP) Temsilcisi Mehmet Nuri Taşdemir, Bergama’daki çevresel ve toplumsal dönüşümün Diyadin’de de görüleceğini söylüyor: “Bergama’da madencilik başladığında benzer vaatler vardı: İstihdam, kalkınma, bölgesel refah… Bugün dönüp baktığımızda tarımın zayıfladığını, insanların geçim kaynaklarının daraldığını ve bölgenin madene bağımlı hale geldiğini görüyoruz. Diyadin için uyarıcı olan tam da bu deneyim.”

Taşdemir’e göre Mollakara projesinin en kritik boyutlarından biri meraların kaybı: “Bu bölgenin temel geçim kaynağı hayvancılık. Meralar kamulaştırıldığında yalnızca bir arazi kaybından söz etmiyoruz, bir yaşam biçimi ortadan kalkıyor. İnsanlar üretimden koparıldığında geriye tek seçenek olarak maden kalıyor. Bu da uzun vadede zorunlu göç ve sosyolojik çözülme riskini beraberinde getiriyor.

Bir yanda dünyanın en büyük jeotermal sera yatırımlarından biri var, diğer yanda siyanürlü altın madenciliği planlanıyor. Tarım ve madenciliğin bu kadar iç içe geçtiği bir model ciddi bir çelişki yaratıyor. Olası bir çevresel risk yalnızca doğayı değil, bölgedeki tarımsal üretimi de etkileyebilir.”

Uzmanlar, çevreciler ve bölge halkı, İzmir’in Bergama ilçesindeki sürecin Diyadin için bir ‘erken uyarı’ niteliği taşıdığı görüşünde.

Bergama’da ne olmuştu?

Bergama, Türkiye’de siyanürlü altın madenciliğinin sembolü. 1989’da başlayan süreç 1990’larda kitlesel çevre direnişine dönüşmüştü. Danıştay’ın 1997’de verdiği ”Kamu yararı yoktur” kararına rağmen, işletme projesine devam etti. Bergama’da madenciliğin uzun vadeli etkileri hâlâ tartışılıyor. 

Bergama Çevre Platformu Sözcüsü Erol Engel’e göre Bergama, ülke çapında bir kırılma yarattı:

“Altın madenciliği Bergama’dan başlayıp bütün ülkeye yayıldı. Biz 72 kez dava kazandık ama kararların büyük kısmı uygulanmadı. İstihdam söylemi insanların çaresizliği üzerinden kuruluyor. Tarım zayıfladıkça insanlar madene bağımlı hale geliyor.”

Engel, Bergama Ovacık’ta cevher azaldığı için şirketin yeni arayışlara yöneldiğine dikkat çekti ve şöyle devam etti:

“Madencilik faaliyetinin etkisi tek bir saha ile sınırlı kalmayacak. Cevher taşınan her yer yeni bir ekolojik baskı alanına dönüşüyor. Taşıma süreci, depolama ve işleme aşamaları ayrı ayrı risk barındırıyor. Biz bunu Bergama’da yıllardır görüyoruz. Bir yerde maden bittiğinde faaliyet sona ermiyor; başka bölgeler sisteme ekleniyor. Böylece çevresel yük yayılıyor ama ortadan kalkmıyor.”

Bergama’da isitihdam önceleri pamuk ve tütün üretimiyle sağlanıyordu ama madencilikle birlikte bu da değişti. Ovacık Altın Madeni ve bağlı tesislerde yaklaşık 1000 kişi çalışıyor.

Madende çalışmayana kız yok

Bergama’nın köy kahvelerinde hâlâ maden direnişi konuşuluyor. Yürüyüşler, jandarma barikatları, mahkeme kararları… Ancak aradan geçen otuz yılda tarım ve hayvancılığın ekonomik olarak gerilemesi, pamuk ve tütün üretiminin düşmesiyle birlikte maden, birçok aile için düzenli maaş ve sigorta sağlayan tek iş alanına dönüşmüş.

Geçmişte madene karşı eylemlere katılmış bir köylü şöyle anlatıyor: “O zamanlar yollara düştük, yarı çıplak yürüdük, jandarmanın önünde göğsümüzü siper ettik. ‘Toprağın üstü altından değerlidir’ dedik. Ama devlet de şirket de bildiğini okudu. Şimdi bakıyorum; pamuk bitti, tütün para etmiyor. Hayvancılık desen mera kalmadı. Biz toprağı savunduk ama toprak bizi doyurmaz hale gelince madene teslim olduk. Eskiden madene giren köylüye kız verilmezdi, şimdi madende çalışmayana kız vermiyorlar. Devran böyle döndü.”

Köylüye göre bu değişim yalnızca ekonomik değil, köy içindeki ilişkileri ve değer yargılarını da dönüştüren bir süreç. Bir zamanlar protestoların örgütlendiği meydanlar, bugün vardiya saatlerine göre hareket eden bir iş düzenine göre şekilleniyor.

Madende çalışan işçi geçim kaygısının gündelik hayattaki karşılığını şöyle anlatıyor: “Vardiya saati geldiğinde hepimiz o kapıdan içeri giriyoruz. İçimiz yana yana giriyoruz belki ama ne desek boş artık. Madende çalışıyoruz işte, ekmek parası… En azından maaş gününde yatıyor, sigortamız var. ‘Zehirli’ olduğunu biz de biliyoruz, toprağın öldüğünü görüyoruz ama başka neyimiz kaldı? Karnımız buradan doyuyor, maden kapansa hepimiz açız. Bizimki de böyle bir esaret işte.”

Vaminon! Arhavi maden istemiyor