ABD’deki davada Türkiye’nin İran’a yönelik yaptırımları delmesiyle ilgili iddiaların soruşturulmasına tepki gösteren eski başbakan Ahmet Davutoğlu, Rıza Sarraf’ın ‘rüşvet‘ iddialarıyla ilgili ise şöyle dedi: “Kim rüşvet almışsa Türkiye mahkemelerinde hesap sorulmalıdır.”

17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının kilit ismi, eski ekonomi bakanı Zafer Çağlayan, eski içişleri bakanı Muammer Güler ve eski Halkbank genel müdürü Süleyman Aslan’a rüşvet verdiğini öne sürmüştü.
‘Amerikan ambargosuna uymadık’
İzmir’deki bir etkinlikte konuşan AKP Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu, “Amerika’nın tek taraflı ambargosuna uymadık uyamayız. O zaman da söyledik, şimdi de söylüyoruz, kıyamete kadar da söyleyeceğiz” diye konuştu.
Kimsenin Türkiye’nin İran’la veya herhangi bir komşu ülkeyle ilişkilerini mahkeme konusu yapamayacağını belirten Davutoğlu şöyle devam etti: “17-25 Aralık darbe girişimi sonrasında saatlerini bile buna göre ayarlayanlar bize FETÖ ile mücadele dersi veremez. Biz o mücadeleyi yaptık, o mücadelenin bedelini ödedik, gerekirse ödeyeme de hazırız. Bugün 17-25 Aralık’ı darbe teşebbüsü olarak görüp de o günlerde o dosyalara sahip çıkanların sicillerine bir bakmak lazım. Bugün o mahkemede sunulan belgelerin 17-25 Aralık ile irtibatı dolayısıyla bizim açımızdan hükmü yoktur. Türkiye’deki darbe teşebbüsü bir silsiledir. Bütün çabalarımıza o zaman karşı çıkanlar, bugün de eleştirme cüretindeler. New York’ta sürdürülen algı operasyonlarına karşı dimdik ayaktayız.”
‘Hesap yeri New York değil’
Rıza Sarraf’ın Türkiye’nin izzeti ve itibarıyla oynamanın yanında adaleti de rencide eden beyanatlarda bulunduğunu kaydeden Davutoğlu, mahkeme çerçevesinde gündeme gelen rüşvet iddialarıyla ilgili de şunları söyledi: “Devletimizin izzeti ve itibarı anlamında yapılan her komplo karşısında dimdik dururken adaleti ve ahlakı hakim kılmak zorundayız. Devletimiz ateş çemberi içinden geçerken her birimiz bu ülkeyi bu ateş çemberinden nasıl çıkarırız diye düşünürken Rıza Zarrab başta olmak üzere bu ateş çemberindeki ülkenin düştüğü zor şartlarda kim kendi çıkarını düşünmüşse, kim servetini artırmayı planlamışsa, kim rüşvet almışsa kim haksız kazanç peşinde olmuş ve elde etmişse onlardan da hesap sorulmalıdır. Biz buradayız. Bu ateş çemberin içinden geçerek geldik. Mücadele yürütürken eğer Türkiye’de yanlış bazı işler olmuşsa bu yanlışın hesap verilme makamı da New York değil Ankara’dır, Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleridir. Bu anlamda İran’a da dost bir ülke olarak düşlen görev de budur.”