Bu balık türü, erkekler olmadan 100 bin yıl hayatta kalmayı başardı. Bilim insanları, evrim teorisine göre bu türün çoktan yok olmuş olması gerektiğini düşünüyorlardı. Ancak tür, gayet sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürüyor.

BBC’nin haberine göre Meksika ve Güney Teksas’ın nehirlerindeki bir balık, tamamen dişilerden oluşan sürüsünde süzülürken, gümüş pulları yakından akraba olan türlerin erkeklerine sürtünüyor. Eşini burada seçiyor. Ancak alışılmadık bir evrimsel dönüşümle, erkeğin genleri yavrularında hiçbir rol oynamıyor.
Bu, jineogenez olarak bilinen biyolojik bir süreç. Bu süreçte dişi, erkeğin spermini sadece yumurta gelişimini tetiklemek için kullanıyor ama DNA’sını hızla atıyor. Sadece dişi yavruları oluyor ve her biri kendisinin bir klonu.
Bu balık, Yunan mitolojisindeki savaşçı dişi kabilesinin adını taşıyan Amazon molly’si ve neredeyse bir asırdır bilim insanlarını şaşırtıyor. Evrim teorisi, cinsiyetsiz türlerin hızla yok olması gerektiğini öne sürüyor. Ama sadece dişilerden oluşan bu tür yaklaşık 100 bin yıldır varlığını sürdürüyor.
Geleneksel düşünceye göre yok olması gereken bu tür nasıl hayatta kaldı?
Teori, Amazon Molly’nin çoktan soyunun tükenmiş olması gerektiğini öne sürerken, bu tür nasıl hayatta kalabildi? Yeni araştırmalar bu gizemi çözmeye başladıkça, bilim insanları aseksüel türlerin düşünülenden daha dirençli olabileceğini keşfediyor. Bu da ‘cinsiyetsiz yaşamın başarısızlığa mahkum olduğu’ fikrini sorgulamaya itiyor.
Cinsellik neden önemli?
Almanya’daki Ludwig Maximilian Üniversitesi’nden biyolog ve Amazon molly balığı üzerine yeni bir çalışmanın ortak yazarı Edward Ricemeyer’e göre “Cinsellik, üremek için oldukça karmaşıkbir yok.”
Yani Ricemeyer, cinselliğin maliyetli olduğunu söylüyor. Bireyler eş bulmak ve onun için rekabet etmek zorunda. Üstelik her ebeveyn, kendi DNA’sının yalnızca yarısını aktarıyor. Üreme süreci genellikle eşitsiz. Pek çok türde dişiler, yavruların doğumundan yetiştirilmesine kadar erkeklerden çok daha fazla enerji harcıyor.
Buna karşılık eşeysiz üreme çok daha cazip bir seçenek gibi görünüyor. Bir eş bulmaya (ve onunla uğraşmaya) gerek yok ve genlerinizi yüzde 100 oranında aktarabilirsiniz. Yine de hayatta baskın olan cinsellik.
Hollanda’daki Amsterdam Üniversitesi’nden evrimsel biyolog Dave Speijer, “Genel tabloya bakarsanız, yüzde 99,9’u cinsellik” diyor.
Kopyla yapıştır sistemi
Ricemeyer, yeni çalışmanın bulmacanın daha önce eksik olan bir parçasını aydınlattığını belirterek “Bu parça gen dönüşümüydü” dedi.
Gen dönüşümü bir genetik onarımın bir biçimi ve Amazon molly balıklarına özgü değil. İnsanlar da dahil olmak üzere birçok organizmada görülüyor.
İnsanlar gibi eşeyli türlerde, her birey genellikle çoğu genin iki kopyasını taşıyor. Biri annemizden, diğeri babamızdan.
DNA, örneğin UV radyasyonu nedeniyle hasar gördüğünde, hücreler bazen bir gen kopyasını diğerini onarmak için şablon olarak kullanabiliyor.
Gen dönüşümü olarak bilinen bu süreç, genellikle bir tür ‘kopyala-yapıştır’ mekanizması olarak tanımlanır. Sonunda, bu süreç bir genin iki kopyasını birbirine daha benzer hale getirebilir.
İnsanlarda ve çoğu hayvanda, bu mekanizma büyük ölçüde arka planda sessizce DNA hasarını onararak işliyor. Fakat Amazon molly balığında, genomu korumada çok daha ön planda bir rol oynuyor gibi görünüyor.
Ricemeyer ve ekibi, Amazon molly balıklarının DNA’sını nesiller boyunca karşılaştırmak için tüm genom dizileme yöntemini kullandı.
Molly balığının DNA’sının bazı bölümlerinin, cinsiyetin genetik açıdan düzenlenmesi yoluyla değil, gen dönüşümü yoluyla tekrar tekrar ‘üzerine yazıldığı’ gözlemlendi.
Burada, gen dönüşümünün molly balığının genomunda cinselliğin bizimkine yaptığına benzer bir şey yaptığı görülüyor. Zararlı mutasyonların birikimini sınırlamaya yardımcı oluyor.
Evrim teorisine göre olmamalıydı
Araştırmalar, bu olayın yaklaşık 100 bin yıl önce bir dişi Atlantik molly balığının bir erkek yelken yüzgeçli molly balığıyla çiftleşmesiyle gerçekleştiğini gösteriyor.
Katır veya erkek aslan ve dişi kaplanların karışımları gibi çoğu melezden farklı olarak, bu eşleşme kısır yavrulara neden olmadı. Bunun yerine, cinsiyetsiz üreyebilen bir tür üretti.
Yani artık her Amazon molly balığı, iki atadan gelen genetik materyali taşıyor ve bu da türe en başından itibaren yüksek bir genetik çeşitlilik sağlıyor.
Bu ikili miras, molly balığının kapsamlı gen dönüşümü yeteneğinin anahtarı olabilir.
Ebeveyn türleri oldukça yakın akraba oldukları için, genleri çoğunlukla aynı işlevleri yerine getirecek kadar benziyor ama aynı zamanda geniş bir şablon yelpazesi sunacak kadar da farklı.
Ricemeyer, “En kötü, en tehlikeli, en zararlı olmasını beklediğiniz türden mutasyonlar, gen dönüşümünün en sık gerçekleştiği genom bölgeleri” dedi.
Sonuç olarak, 100 bin yıldır cinsel ilişki olmamasına rağmen bu türün genetik sağlığı oldukça iyi.
Yani evrim teorisinin bir zamanlar var olmaması gerektiğini öne sürdüğü bir balığın genetik sağlığı beklenmedik derecede güçlü.
Ricemeyer “Cinsel üremenin bir genomu sağlıklı tutmanın tek doğru yolu olduğunu düşünüyorduk… Ama şimdi hayır, başka bir yol daha olduğunu öğrendik” dedi.