Onur Özgen: Ne yaptığını bilen bir takım, tek bir oyuncunun formuna mecbur kalmadan da maç kazanabilir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Sistem, taktik tahtasına çizilen birkaç ok değil; kulübün karar alma biçimine yerleşen bir alışkanlıklar bütünüdür. Transferde hangi oyuncu tipine öncelik verildiği, antrenmanda neyin tekrar edildiği, teknik ekibin ne kadar süre aynı hedefe çalışabildiği, öz kaynaktan çıkan oyuncunun takıma nasıl eklemlendiği… Bu bağlardan biri sürekli kopuyorsa sahada tutarlı tekrar üretmek zorlaşır. Üstelik sonuçlara verilen tepki de çok hızlı değişir: İki kötü maçta her şey çöpe atılır, birkaç iyi maçta sorunlar bitti sanılır. Bu basınç, teknik ekipleri uzun vadeli ilkeler kurmaktan çok günü kurtarmaya iter.

O yüzden asıl soru şuna dönüyor: Sahada tekrarlanan bir düzen mi arıyoruz, yoksa tek başına maç çözen oyuncular mı? Elbette ikincisi. Düzen istenseydi çözüm transfer dönemi değil; haftanın sıradan günlerinde, antrenmanda kurulacak alışkanlıklarda aranırdı. Türk futbolunda bu alışkanlık kurulmadığı için, çare her seferinde takımı kurtaracak bireysel yeteneklerde aranıyor. Bu da elbette maliyeti artırır: Her mevkide ‘tek hamlede fark yaratan’ bir oyuncu aranıyor; o oyuncuyu bulmak zorlaşıyor, bulunanı da uzun süre aynı verimde tutmak zorlaşıyor.

Bu döngüden çıkış ise sistemi soyut bir şey olmaktan çıkarıp somut bir çalışma düzenine çevirmekten geçiyor. Ne yaptığını bilen bir takım, tek bir oyuncunun formuna mecbur kalmadan da maç kazanabilir; o oyuncu geldiğinde ise elindeki yapı güçlenir. Zemin sağlam kurulmadıkça, her yeni transfer çözüm üretmekten çok beklentiyi büyütür. Bu yüzden sezonlar birbirine benzer: Yeni oyuncular, yeni vaatler, yeni ‘çözümler’… Ama sahadaki kopukluk hissi bir türlü değişmez; hep aynı kalır.

Onur Özgen’in yazısı