MESUDE DEMİR
@mesudedemirr
HIV pozitif olan Britanya vatandaşı D.’nin ‘önceden mevcut hastalık’ diyerek tedavisini karşılamayan Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) karşı açtığı davada mahkeme, ilacın dava süresince kesintisiz biçimde kurumca karşılanmasına hükmetti.

Enfeksiyon hastalıkları uzmanı Profesör Deniz Gökengin, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde HIV pozitif tanı alan D.’ye AIDS evresine geçmesini engelleyecek antiretroviral (HIV’i baskılayan) ilacın verilmesini planladı.
İlaç bulaşıcılığı da ortadan kaldırıyor
Söz konusu antiretroviral tedavi hem HIV pozitif kişinin sağlığı, uzun ve kaliteli bir yaşam sürmesi hem de bulaştırıcılığın ortadan kalkması açısından ‘olmazsa olmaz’.
Tedavinin kesilmesi, baskılanmış virüsün tekrar çoğalmaya başlamasına, bağışıklığı baskılamasına ve fırsatçı enfeksiyonlarla ve kanserlerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Tedavinin sürdürülmemesi ölümle sonuçlanıyor.
Genel Sağlık Sigortası primlerini ödeyen D., Prof. Gökengin’in raporuyla ilaç ödemesi için Kemeraltı Sosyal Güvenlik Merkezi’ne başvurdu. Ancak merkez, D.’nin ilk sigortalılık tarihinin 21 Ağustos 2023 olduğunu, HIV pozitif tanısınınsa 1 Kasım 2023’te konulduğunu belirtti.
Hastalığın kan testinde tespit edilebilmesi için bir sürenin geçmesi gerektiği göz önüne alındığında, D.’nin hastalığının sigortalı sayıldığı tarihte mevcut olduğu sonuç ve kanaatine varıldığını söyleyerek talebini reddetti.
40 yılda 7 bin yabancı hasta HIV pozitif tanısı almış
Merkez bu kararını, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 64’üncü maddesinin birinci fıkrasına dayandırdı. HIV pozitifli yabancıların Türkiye’de tedaviye erişiminde karşılaştıkları en büyük engellerden biri bu madde.
Madde, yalnızca yabancı uyruklu kişiler için geçerli olmak üzere, Genel Sağlık Sigortası başlamadan önce mevcut kronik sağlık durumlarının tedavi giderlerinin SGK tarafından karşılanmayacağını söylüyor. Ancak ‘mevcut hastalık‘ ifadesi tıbben ve hukuken belirsizlik taşıyor.
Sağlık Bakanlığı’nın istatistiklerine göre, 1985 ile Kasım 2024 arasında toplam 7 bin 403 yabancı uyruklu (toplamdaki oranı yüzde 16,2), 291 uyruğu bilinmeyen hasta HIV pozitif tanısı almış.
Aynı dönemde AIDS vakaları içinde 343’ü yabancı uyruklu, sekiz de uyruğu bilinmeyen diye kayda geçmiş.
Yargı sosyal devlet ilkesini hatırlattı
D. bunun üzerine alanda çalışan sivil toplum kuruluşu Pozitif-İz Derneği’ne başvurdu ve destek aldı. Derneğin avukatlarından Ahmet Rodi Polat’ın İzmir 1’inci İş Mahkemesi’nde açtığı davanın ara kararı 28 Mart 2025’te çıktı.
Mahkeme antiretroviral tedavinin hayati önem taşıdığını ve kesintiye uğramasının bireyin yaşamını tehdit edeceğini belirterek ilacın dava süresince kesintisiz şekilde SGK tarafından karşılanmasına hükmetti.
Polat mahkemenin verdiği ihtiyati tedbir kararının, bu keyfi uygulamaya karşı yargının net bir müdahalesi olduğunu söyledi:
“D.’ye HIV tanısı, sigortalı olduğu tarihten yaklaşık üç ay sonra, doğrulama testiyle kesin olarak konulmuştu. Kurumun yorumunun kabul edilmesi halinde yalnızca HIV değil, diyabet ya da kanser gibi hastalıklar da biyolojik geçmişi gerekçe gösterilerek kapsam dışına alınabilir.
Bu karar yalnızca bireysel bir sağlık hakkını güvence altına almakla kalmadı; aynı zamanda yaşam hakkı, insan onuru ve devletin sosyal yükümlülükleri açısından da son derece önemli bir mesaj verdi.
HIV ile yaşayan yabancıların tedaviye erişimi sadece tıbbi bir ihtiyaç değil. Aynı zamanda insan onuruna yakışır bir yaşam sürebilmeleri için vazgeçilmez bir insan hakkı.
SGK’nın mevcut tutumu, bu kişileri görünmez kılıyor ve ayrımcılığı kurumsallaştırıyor. Yargının bu örnek kararı, sosyal devlet ilkesinin yeniden hatırlanması açısından büyük önem taşıyor.”
Davanın esasına ilişkin yargılama süreciyse devam ediyor.
Karar emsal niteliğinde
Pozitif-iz Derneği yönetim kurulu üyesi, aktivist Çiğdem Şimşek dernek olarak yabancı hastaların karşılaştığı zorluklara her gün tanıklık ettiklerini söyledi. HIV pozitif yabancı uyruklu bireyler için tedaviye erişimin temel bir insan hakkı olduğunu belirten Şimşek şöyle devam etti:
“HIV tedavisi hem bireyin sağlığını korur hem de toplum sağlığı açısından bulaş riskini ortadan kaldırır. Çünkü düzenli tedavi görenlerde virüs yükü ‘bulaşmayan’ seviyeye düşer. Bu da onların yalnızca kendileri için değil, toplum için de koruyucu bir rol üstlendiği anlamına gelir. Bu kişileri sağlık sisteminin dışında bırakmak, ciddi bir toplumsal ihmal olur.”
Şimşek mahkemenin bu ara kararının, yalnızca bireysel bir hukuki kazanım değil, aynı zamanda Türkiye’de HIV’le yaşayan yabancıların sağlık hakkı için emsal niteliğinde bir adım olduğunu söyledi.
Öte yandan derneğin son hak ihlalleri raporunda, Genel Sağlık Sigortası’na girişinin yapıldığı tarihten evvel HIV’le enfekte olduğu varsayım ve kanaatleri, bu nedenle ilaç ve tedavilerinin geri ödeme kapsamından çıkarılması, sağlığa erişim hakkı ihlalleri olarak kayda geçti.