MESUDE DEMİR
@mesudedemirr
“Başka bir sağlık sistemi, başka bir hekimlik ortamı mümkün” diyen hekimlerin ‘Beyaz Yürüyüş’ü İstanbul’da başladı. Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) düzenlediği yürüyüş, 1 Mart’ta Ankara’daki Büyük Hekim Buluşması/Forumu’nda sonlanacak.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap yürüyüşten önce Diken’in sorularını yanıtladı. Sağlık sistemindeki tıkanıklığın net görüldüğünü belirten Azap, şunları söyledi:
“Ülkenin olanakları, insan kaynakları, daha iyi bir sağlık sistemi kurabilecek birikim ve özelliklere sahip. Öncelikle hekimler, sağlık çalışanları arasında sağlık sisteminin nasıl olması gerektiğine dair bir tartışmayı başlatabilmek, çözüm önerilerimizi hep birlikte olgunlaştırıp, kamuoyuyla paylaşabilmek için bir Beyaz Yürüyüş yapıyoruz” dedi.
Ülkede bugün sağlık sisteminde yaşanan sorunların kaynağı, Sağlıkta Dönüşüm Projesi. Dünya Bankası’nın önerdiği proje, 1986’dan beri adım adım uygulanıyor. TTB, hekimler, sağlık çalışanları örgütlerinin gösterdiği direnç, açtıkları davalar etkili oldu. Süreci yavaşlattı. Küçük adımlarla ilerleyen projeyi, AKP iktidarı hızlandırıldı.
Özel sağlık sektörünün önü açıldı. Ancak devlet ‘maliyetleri azaltmak‘ için kamusal sağlık hizmeti vermekten kaçarken, aslında artırdı. Kısa zamanda özel kurumların sayısı katlana katlana arttı. Ancak bunlar yine devletten, Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan (SGK) besleniyor.

Hastaların hekime, hastanelere ulaşmaları zorlaştı. Ulaşsa da beş dakikaya kadar inen muayene süreleriyle, tanı ve tedavi alması güçleşti. Daha fazla tetkik isteniyor. Hasta hekim hekim dolaşıyor. Haliyle bu da maliyetleri artırıyor.
Korumaktan ziyade yine maliyeti daha yüksek olan tedavi edici hizmetler önceleniyor.
‘Proje çöktü, bakanlık da gördü’
Azap ısrarla uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Projesinin iflas ettiğini söyledi:
“Yenidoğan skandalıyla birlikte artık bu projenin çöktüğünü Sağlık Bakanlığı da halk da gördü. Sağlıkta Dönüşüm Sistemi, sağlığı piyasanın kurallarına terk ediyor, herhangi bir metaymış gibi ele alıyor. Piyasanın kendi kuralları var.
En fazla kârı nasıl edeceğine bakar. Yolu belli. Giderleri azaltacaksınız, daha az sayıda ve niteliği daha düşük kişiyle hizmet vereceksiniz, geliri artıracaksınız. Örneğin SGK’dan alacağınız parayı artırmak için gereksiz işlemler, tetkikler yapacaksınız. Yapmadığınız işlemleri, yapmış gibi göstereceksiniz.”
Koruyucu sağlık hizmetlerinin değil, tedavi edici hizmetlerin öne çıkarılmasının temel hata olduğunu söyleyen Azap şöyle konuştu:
“Kaynakların nereye ayrıldığı önemli. 2025 bütçesinin yüzde 52’si tedavi edici hizmetlere ayrıldı. Halbuki biliyoruz ki koruyucu hizmetler hem daha ucuz hem daha verimli. Koruyucu hizmetlere (birinci basamak sağlık hizmetlerini geliştirmek, kanser taramaları yapmak, kronik hastaları iyi takip etmek vs.) çok daha az para harcanarak hem insanların hastalanması önlenir hem daha pahalı tedavi edici hizmetler vermek zorunda kalınmaz hem de daha insani.”
Koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi ve sevk zincirinin kurulma halinde ikinci (devlet hastaneleri) ve üçüncü basamaktaki (araştırma ve eğitim ile tıp fakülteleri hastaneleri) yığılmaların da önüne geçmek mümkün. Böylece hastalar sıra beklemezken, hekimler onlara daha uzun zaman ayırabilir. Sorunlarına çözüm bulabilirler.
Azap şöyle konuştu: “Maalesef asıl para kazandıran tedavi edici hizmetler. Temel karar, sağlık sisteminin nasıl örgütleneceği. Para kazanılacak bir alan olarak mı, yoksa insanların daha sağlıklı, mutlu yaşayabilecekleri bir alan olarak mı örgütlenecek?”

‘En büyük sorun kısa muayene süreleri’
Kamu hastanelerinden randevu alabilmek son derece zor. Hastane kapılarındaki kuyrukları belki azaldı ama hastalar telefon başında, randevu sırası bulabilmek için ‘kuyruk‘ta. Muayene süreleri beş dakikaya kadar indi.
Bu kadar kısa süredeki hasta-hekim görüşmesine ‘muayene‘ demek de zor. Hastanın şikayetini soran hekim, çoğu kere muayene dahi edemeden tanı koyuyor, reçetesini yazıyor, tetkiklerini istiyor, sıradakini alıyor. İçerideki hasta beş dakikadan uzun kalırsa, kapıda bekleyenler sıkıştırıyor.
Azap sağlık alanındaki en büyük sorunun kısa muayene süreleri olduğunu söyledi:
“Bunu mutlaka düzeltmek lazım. Beş dakikada sağlık olmaz. Bu pek çok soruna sebep oluyor. Hasta doğal olarak kendisine beş dakika ayıran hekimden memnun kalmıyor. Biz hekimler de memnun değiliz. Beş dakikada hastaya tanı koymak, tedavisini planlamak olanaksız.
Bir şey atlamamak için bu kez tetkiklere yöneliyoruz. Belki hastayı ayrıntılı sorgulayabilsek, muayene edebilsek istemeyeceğimiz tetkiklere başvurmak zorunda kalıyoruz. Tomografi ve MR istemlerinde, nüfusa göre Avrupa birincisiyiz. Hastayı en çok mutlu eden şey, hekimin ona hastalığıyla ilgili bilgi vermesi. Ama böyle bir zaman yok ki. Hastaya faydalı olamayınca meslekten de soğuyoruz.”
‘Hastalar da daha uzun muayene süresi talep etsin’
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu randevu sürelerinin kısaldığını açıklıyor. Aile hekimleri, hastaları için randevu alabiliyor. Azap bunun sorunu çözmeye yetmeyeceği düşünüyor:
“Hastanın doktorun odasına girebilmesi, iyi sağlık hizmetine ulaştığı anlamına gelmiyor. Yine beş dakikası var. Bu konuda vatandaş da bilinçlenmeli. Sağlık Bakanlığı’na “Bana beş dakikada bakacak hekim istemiyorum” veya “Bir hekimin 80’inci hastası olmak istemiyorum” demeli. O yüzden insanlar geç tanı alıyor. Hastalar hekim hekim dolaşıyor.”
Kamu sağlık kurumlarına ulaşamayan ya da beş dakikanın yetmeyeceği bilenler, özel sağlık kurumlarına gitmek zorunda kalıyor. Azap’ın verdiği bilgiye göre, 2002’den bugüne özel hastane yatak sayısı dört buçuk kat arttı. Buna karşılık kamu hastane yatak sayısı 1,3 kat arttı.

‘Özel hastanelere mecbur edilmesin’
Dönüşüm programının başında, kimlik belgesiyle herkesin özel hastaneye gidebileceği söylendi. Başta hastadan alınacak katılım payı, tutarın yüzde 30’uydu. Sonra katılım payı bir katına, ardından iki katına çıkarıldı. Pratikse yüzde 200 katılım payı alan hastane neredeyse yok. Bu yasal orana da uymuyorlar. 10 katına varan ücretler talep ediliyor. Böyle devlet, özel sektöre hastasını da hazırladı ve elleriyle sundu.
Azap hastaların kamudan hizmet alamadıkları için mecburen özel sektöre gitmek zorunda kalınmasına itiraz ettiklerini söyledi:
“Özel hastanelerde mesleğini çok iyi yapan hekimler, sağlık çalışanları var. Kamuda yaşadığı sorunlar nedeniyle, beş dakikada bir hastaya yeterince zaman ayıramadığı için, haftada bir kere ameliyat yapma fırsatı bulabildiği için mesleğinden tatmin olamadığı için de özele geçen arkadaşlarımız var. Önemli olan kamunun kendi hastasına bakması. Parası olan, 90’lı yıllarda olduğu gibi özel hastanelere gidebilir.”
Üniversite hastaneleri de zorda
Bir başka önemli sorun, geleceğin hekimlerinin ve uzmanlarının yetiştirildiği, bilim üretmesi gereken kamu tıp fakültelerinin yani üniversite hastanelerinin bu çarkın içine sokulması.
Mali sıkıntı çekmeyen üniversite hastanesi neredeyse yok. Hastanelerden kendi giderlerini kendilerinin karşılaması isteniyor. Azap bununla ilgili şunları söyledi: Bunu yapabilmek için eğitim ve araştırmaya değil, daha çok hasta bakmaya mecbur kalıyorlar. Hasta bakacak ki SGK’dan o hastanın faturası karşılığı ücret alabilecek, çalışanlarının ücretlerini, elektriğini, suyunu, doğalgazını vs. ödeyecek. Öyle olunca da eğitim ve araştırmaya çok az kaynak ve zaman ayrılıyor. Eğitim amaçlı bir hizmet, hekim ya da asistan hekim yetiştirildiği için daha çok zaman alır. Üniversitelerle eğitim ve araştırma hastaneleri, diğer hastaneler gibi değerlendirilmemeli.”
Diğer yandan üniversite hastanelerindeki eğiticiler hak ettikleri ücreti de alamıyor. Yetiştirdikleri asistan hekimler, uzman olduktan sonra çalıştıkları yerlerde hocalarından daha fazla maaş alıyor.

“Üniversite hastanelerindeki eğiticiler de kendi hayatlarını devam ettirebilmek için eğitimden çok hasta bakmak zorunda kalıyor” diyen Azap, hastane yönetimlerinin de bunu teşvik ettiğini ifade etti.
Tıp fakültelerinin sayısının çok (toplam 140) ve bazılarının yetersiz olanaklara sahip olması niteliksiz hekimlerin yetişmesine yol açıyor. Benzer sorun uzmanlık öğrencileri için de geçerli. Azap, şunları söyledi:
“Eğitebileceğimizden çok daha fazla tıp ve uzmanlık öğrencisi var. Tıp fakültesi sayısı çok fazla. Dünyada nüfusuna göre en fazla tıp fakültesi olan ülkeyiz biz. Sadece hekim sayısına bakıp, ‘çoğaltmamız lazım’ diyorlar. Ama bu kaliteden ödün vererek olmaz. İyi yetişmeyen hekimler sağlıkta sorunların artmasına sebep olacak.”
1 Mart’a kadar yürüyecekler
Beyaz Yürüyüş bugün Gebze ve İzmit’te, yarın Balıkesir, Bandırma ve Bursa’da, 28 Şubat’ta Bursa ve Eskişehir’de olacak. Geçilen yerlerde hem halk hem de sağlık çalışanlarıyla buluşulacak. 1 Mart’ta Ankara’da sona erecek. Aynı gün Büyük Hekim Buluşması olacak.