
Dr. FEYZA BAYRAKTAR
@FeyzaBayraktar_
info@feyzabayraktar.com
Toplumumuzda ilişkilerdeki en yaygın problemlerden biri, duyguları, özellikle de öfkeyi sağlıklı şekilde ifade edememek ve dolambaçlı yollara sapıp pasif agresif davranmak. Dolayısıyla sağlıklı bir tartışma ortamı yaratamamak ve ilişkilerdeki problemleri çözememek. Birçok insanın duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını açık, net bir şekilde ifade etmemesi ve varsayımlar üzerinden davranışlarını belirlemesi, ifade edemediklerini pasif agresif davranışlarla ifade etmeye çalışması, hem arkadaşlık ilişkilerinin hem de romantik ilişkilerin yıpranmasına neden olabiliyor.
Pasif agresif davranışlar
Pasif agresif tutum ve davranışlar sergileyen kişilerin söylemleri ve davranışları tamamen birbiriyle zıt olabileceği için kafa karıştırabilir. Söylem, tutum ve davranışları birbiriyle o kadar çelişebilir ki var olan gerçekliğe dair şüpheye düşebiliriz.
Yüzümüze gülümseyip hiçbir sorun olmadığını söylerken eş zamanlı olarak bizi öfkelendirebilecek davranışlarda bulunabilirler. Buluşmalara sürekli geç kalmak, buluşmayı son anda iptal etmek, iletişim kurmaktan kaçınmak, laf sokmak, aynı ortamdayken somurtmak, gönderilen mesajlara cevap vermemek -deyim yerindeyse- ölü taklidi yapmak, birlikte yaşayan kişiler için ev içindeki görev ve sorumluluklarını yerine getirmemek, çiftler arasında cinsel ilişkiye girmeyi reddetmek, iş yerinde yetiştirilmesi gereken işleri zamanında teslim etmemek, öfkelenilen kişi için önemli olan şeyleri unutmak, kendi hatalarının sorumluluğunu almayıp başkalarını suçlamak ve kurban rolünü oynamak, en sık görülen pasif agresif davranışlardandır (Bu tutum ve davranışlar başka şekillerde de yorumlanabilir. Tüm bu davranışları sadece pasif agresif olmakla sınırlandırmamak gerek).
İnsanların birbirine öfkelendiği zaman arkadan konuşması ama yüz yüze geldiğinde hiçbir problem yok gibi davranması da yaygın olarak karşılaştığımız pasif agresif davranışlar arasında sayılabilir (Bu davranış riyakarlıkla karıştırılabilir).
Pasif agresif davranan insanlar genellikle ilişkilerinde sınır koyamaz. Çoğunlukla insanları memnun etmeye çalışırlar; çünkü herkes tarafından kabul görmek ve onaylanmak isterler. “Hayır” demek istediklerinde bile “Evet” diyebilirler. Sınırlarının net olmaması ve gereğinden fazla sorumluluk almaları da doğal olarak öfke biriktirmelerine sebep olabilir. Öfkeyi sağlıklı şekilde yönetemedikleri için dışarı pasif agresif davranışlarla yansıtabilirler. Öfkenin şiddeti arttıkça başvurulan pasif agresif davranışlar, daha yıkıcı olabilir. Sonuç olarak ortada bir problem yok gibi gözükse bile öfkenin kokusunu farklı şekillerde alabiliriz.
Trip atmak
‘Eğer sık sık aramıyorsa, beni önemsemiyordur‘ varsayımı, sevgiliye ya da arkadaşa trip atmaya yani soğuk davranmaya ya da kendini tamamen geri çekmeye sebep olabildiği için, varsayılandan farklı sebeplerden dolayı arayıp sormayan kişi, bu durumdan bihaber,kendisine neden soğuk davranıldığını ya da iletişimin neden kesildiğini anlayamayabilir.
Eğer o da karşısındakine açık ve net şekilde, “Bana neden böyle davranıyorsun?” diye sormayıp aynen karşısındakinin yaptığı gibi ‘Eğer bana önem verseydi, arardı, böyle soğuk davranmazdı’ varsayımıyla kendisini geri çekerse o ilişkinin düğümlenmesi kaçınılmazdır. Yeşilçam filmlerinde yanlış anlaşılmalar yüzünden kavuşamayan çiftleri görüp “Ay bir konuşsanıza, neden konuşmuyorsunuz yahu?!” diye öfkelenirken, kendi hayatlarımızda da zihnimizde kurguladığımız senaryolara göre davranıp bir türlü kavuşamamamız gayet olası.
Karşımızdakine sorduğumuz, “Bana neden böyle davranıyorsun?” sorusunun cevabı, “Sen daha iyi bilirsin!” gibi pasif yıkıcılığı devam ettirici nitelikte de olabilir ki bu cevap öfke hissetmemize zemin hazırlayabilir. Yalnız -türü ne olursa olsun- ilişkinin sonlanmaması için taraflardan birisinin havadaki varsayım bulutlarını dağıtması, durumu aydınlatmak için adım atması gerekir. İlişkide ilk adım atanın kaybeden, kontrol edilen olduğu düşüncesi, çoğu zaman tarafların adım atma konusunda isteksiz olmasına sebep olabilir. Öte taraftan ilişkileri bir paylaşım alanı olarak değil de savaş cephesi olarak görmek, insanı kazanan olmak için amansız bir mücadeleye iter ki o ilişkinin bir kazanını olmaz, eninde sonunda herkes kaybeder.
Herkes bizim istediğimiz gibi davranmayabilir!
Birçoğumuzun gözden kaçırdığı bir gerçek var. İnsanlar bizim istediğimiz gibi davranmak zorunda değil. İstediğimiz gibi davranmıyor diye doğrudan o insanın bize değer vermediği sonucuna varamayız. Telefonla aramak örneğinden yola çıkacak olursak birisinin sizi aramıyor olması demek size değer vermediğini göstermez. Instagram paylaşımlarında sık sık karşımıza çıkan, ‘Değer veriyorsa arar’, ‘Kıyamet kopsa gelir’ tarzı popülist kalıplar, hayatın gerçekliği içinde geçerli olmayabilir.
Hayat giderek zorlaşıyor ve günler hızla akıp geçiyor. Yaşam mücadelesi içinde herkesin kendisine göre dertleri var. Bazen en sevdiğiniz insanı bile günlerce, hatta haftalarca arayamayabiliriz. Sadece ‘trip yememek’ için -bir arkadaşı- aramak zorunda hissetmek, ilişkideki samimiyete gölge düşürebiliyor. Kadın-erkek ilişkilerinde -özellikle de ilişki yeniyse- hormonlar karşı tarafı arama konusunda insanı daha fazla motive ederken diğer ilişkilerde insanların birbirini arayıp sorması alışkanlık veya sorumluluk haline dönüşebiliyor.
İlişkinin adı ne olursa olsun, o ilişkinin devam etmesi için iletişimde kalmak tabii ki önemli. Bununla birlikte bazen insanlar arasındaki iletişim sıklığı azalabilir ki hayatın rutininde olağan bir durum bu. İletişim sıklığının düşmesinden yola çıkarak varsayımlarda bulunmak, öfkelenmek, karşı tarafa pasif agresif tutumlar sergilemek, bir ilişkiye zarar veren şeylerden biri. Sonuç olarak, ilişkide var olan bir durumdan memnun değilsek karşımızdaki kişiye açık ve net bir şekilde konuşmadan o problemi çözemeyiz.
“Ben konuşmak için adım atıyorum ama o kaçıyor” dediğinizi duyar gibiyim. Ne yazık ki birçok insan ortada bir çatışma varsa onu çözmek yerine pasif agresif bir tutum sergileyerek ortamdan uzaklaşır. Zaten pasif agresif davranan insanların en büyük korkularından birisi çatışma, anlaşmazlıkla karşı karşıya kalmaktır. Bu yüzden de konuşmayı ertelerler. Suçlanma ve kendisini savunamayacağı endişesi ve ilişkinin tamamen sonlanacağı korkusu, kişinin problemin üzerini farklı şekillerde örtmeye çalışarak bir şey yokmuş gibi davranmayı seçmesine sebep olabilir. Herhangi bir suçlanma ya da suçlanma algısı karşısında saldırmaya geçmek de bir çatışmanın çözümlenmesini engelleyen pasif agresif davranışlardan biri.
Pasif agresif davranmanın sebepleri
Bir insanın pasif agresif davranmasının altında birçok psikolojik sebep olabilir. Kişilik bozuklukları gibi psikiyatrik bozukluklar, öz değer problemi, terk edilme korkusu, aşırı kontrolcülük, duyguları sağlıklı şekilde yönetmekte zorlanma ve sağlıklı ilişki kurma becerilerindeki problemler, bu sebeplerden sadece birkaçı.
Birçok psikolojik problemde olduğu gibi ebeveyn tutumları, pasif agresif davranışların da filizlenip kök salmasında etkili. Çocuğun duygularını özgürce ifade edemediği aile ortamında büyütülmesi, öfkenin dışavurumuna izin verilmemesi ve çocuğun öfkeyi bastırmayı öğrenmesi, agresif ebeveynler, pasif agresif davranışların sebepleri arasında sayılabilir.
Ayrıca, annenin çocuğa küsmesi, çocuğun öfkelendiği zaman ebeveynleri tarafından suçlanması, “Senin yüzünden hasta olacağım”, “Beni o kadar üzüyorsun ki senin yüzünden öleceğim” gibi manüpülatif söylemler, çocuğun kendisini sürekli suçlu hissetmesine ve birisini üzerse onun ölümüne sebep olabilecek kadar büyük bir güce sahip olduğuna inanmasına, dolayısıyla ortada ters giden bir durum olursa var olan durumun tamamen kendisiyle ilgili olduğunu varsaymasına sebep olabilir. Çocuk büyüyüp bir yetişkin olduğu zaman da ilişkilerinde aranıp sorulmadığında, insanlar beklentilerini karşılamayıp farklı davrandığında, geçmişten taşıdığı ‘Olanlar benimle ilgili, benim yüzünden‘ düşüncesi, derinlerde gizlenmiş suçluluk ve öfke duygularıyla birlikte ortaya çıkar ve ilişkideki diğer kişiye yansıtılır.
Diğer deyişle, ‘Her şey benimle ilgili‘ veya ‘Herkes bana karşı’ zemininden fışkıran öfke, suçluluk, kaygı ve güvensizlik gibi birçok duygu pasif agresif davranışlarla da vücut bulup diğer kişiyi kışkırtarak öfkelendirebilir. Pasif agresif davranışlar karşısında öfkelenmemiz normal. Böyle davranan bir insan, sınırlarımızı ve sevgimizi test ediyor olabilir. Öfkeyi bir araç olarak kullanıp ilgiyi kendi üzerinde tutmaya çalışabilir. Yalnız, farkında olmadan yapılan tüm bu girişimler, eninde sonunda ilişkiyi sabote etmelerine sebep olur. En ufak bir problem ya da anlaşmazlıkta pasif agresif davranışlara başvuran kişilerle sağlıklı bir ilişki yürütmek oldukça güçtür, çünkü kendi varsayımları içinde boğulurken her daim öfkemizi de sınayabilirler.
İlişkilerden beklentilerin gerçekçi olmaması da pasif agresif davranışların sebeplerinden biri. Sevgiliden ya da eşten beklentinin ebeveynlerden beklentilerle özdeşleştirilmesi -yani koşulsuz sevilme beklentisiyle sınırları zorlama, terk edilmeye dair aşırı hassasiyet, küçük bir çocuğun annesiyle inatlaşması gibi partnerle inatlaşma- pasif agresif davranışlara yol açabilir.
Arkadaşlık ilişkilerinde de beklentiler gerçekçi olmayabilir. İnsanın sevgilisinden almak istediği ilgiyi arkadaşından almaya çalışması, sevgilisine trip atar gibi arkadaşına trip atması, yani ilişkileri çerçevelendirmekte zorlanma da pasif agresif davranışların hayatın her alanında karşımıza çıkmasına sebep olabilir.
Pasif agresif davranışlar, ilişkide kontrolü ele alma çabası olarak da değerlendirilebilir. Kişi bunu bilerek yapmasa da kontrolü dışında gelişen herhangi bir durum karşısında yaşadığı kaygıyı, pasif agresif manevralarla kontrol altına almaya çalışabilir. Yani pasif agresif davranmak oldukça manüplatif olabilir.
Ne yapmalı?
Pasif agresif davranan kişi ne kadar damarınıza basarsa bassın öfkeyle üzerine gitmek, onun daha fazla kaçmasına ya da pasif agresif defanslarına iyice sarılmasına neden olabilir. Bu noktada duygusal sınır koymak, yani kendimizi korumaya çalışmak, olabildiğince sakin kalmak, tutarsız tutum ve davranışlarını anlamlandırmaya çalışmamak, ona pasif agresif davranışlarla karşılık vermemek -yani mesajlara yanıt vermeyen birisi ile karşılıklı ‘silent treatment‘ yani sessiz muameleye girmemek, onu tamamen yok saymamak- olabildiğince açık ve net olmak gerekir. Kendi istek ve ihtiyaçlarımızı karşımızdaki kişiye doğrudan söyleyip onu suçlamadan, ‘senin yüzünden‘ demek yerine ‘ben‘ ile başlayan cümleler kurarak onun davranışları hakkında konuşurken yargılayıcı bir tutum takınmadan ve çözüm odaklı yaklaşabilirsek ilişkideki kilitleri açmak için önayak olabiliriz.
Eğer ortak bir noktada buluşamıyor ve öfkemiz sürekli test edilip pasif agresif davranan kişi tarafından yıpratılıyorsak ilişkiyi sonlandırma seçeneğini de göz önünde bulundurmamız gerek. İlişkiler için emek harcamak önemli ama tek taraflı emek sonuç vermeyeceği gibi tüketici olabilir.
Unutmayın; ilişkiler hayatın zorluklarını daha kolay aşabilmemiz için var, hayatı daha da zorlaştırmak için değil!