Başbakan 17 Aralık ve akim kalan 25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarına karşı geliştirdiği söylem kapsamında, iktidar dönemleri 2002-2012 yılları arasında milli gelirin üç kat arttığını çeşitli vesilelerle dile getirdi. Hükümet çevrelerince de yinelenen bu beyanatla birlikte soruşturmaların piyasalardaki olumsuz yansımalarının ekonomiye çıkardığı maliyete ilişkin açık artırma da başlatıldı. Son rakam 100 milyar doları geçmişti ve artıyordu!
Hesaplama tutarsızlığı
Her iki konudaki açıklamaların da hesaplama tutarlılığına dayanmadığı aşikâr. Dönemsel büyüklükler arasındaki gerçek artış cari rakamların birbirine oranlanmasıyla belirlenmiyor. Nitekim Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) rakamlarına göre 2002-2012 döneminde milli gelir sabit fiyatlarla ‘sadece’ yüzde 62.3 oranında arttı.
Soruşturma haberleriyle dalgalanan piyasa göstergeleri de milli gelir üzerinde doğrudan ve günler içinde hesaplanacak bir etkide bulunmaz. Hükümetin bu söyleminin, seçmen algısında iktidarın bekası ile ekonominin sağlığı arasında güçlü bir bağlantı kurup pekiştirmeyi hedeflediği ortada.
Çekiş gücü azalıyor
2015 genel seçimlerinin öne alınması halinde üç seçimin de sığdırılabileceği bir 2014’e girerken, Başbakan ve mesai arkadaşlarının bu söylemi yüksek sesle dillendirmek için iyi bir nedeni var: Giderek kayganlaşan karlı bir yolda ilerlemeye çalışan araba misali, büyüme yolundaki Türkiye ekonomisinin tekerleklerindeki çekiş gücü giderek azalıyor. Bu gidişle sonunda kar lastiği takmak ya da şoförü değiştirmek zorunda kalınabilir.
İkinci seçenek kendi kendini açıklıyor, birincisi ise kapsamlı bir ekonomik reform programını uygulamayı ve yeni bir büyüme stratejisini hayata geçirmeyi gerektiriyor. Göstergeler birinci seçeneği hayata geçirmek için zamanın iyice daraldığına işaret ediyor.
Son 12 yılın özeti: Dışa bağımlı, dalgalı büyüme
Aşağıdaki grafikte AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana kaydedilen büyüme rakamları yer alıyor.
Bir defalık etkiler yaratan dış ya da iç kaynaklı ekonomik ve siyasal şokları bir kenara bırakalım. Düşen performans Türkiye’nin ekonomide yeni bir büyüme stratejisine ihtiyaç duyduğunu haykırıyor. Son 12 yılın özeti, dış finansman koşullarına bağımlı olarak yüksek ve dalgalı bir büyüme seyri izlendiği.
Çifte tehlike
Daralan finansman koşulları karşısında isabetliliği geriye dönük olarak şimdi daha iyi anlaşılan hükümetin hız kesme kararıyla büyüme 2012’de yüzde 2.2 oldu. 2013’te ise iyimser tahminle yüzde 4’ü aşamayacak performans, ekonomik büyümenin önceki yıllara göre daha düşük bir platoda dengelendiğini belgeliyor.
Düşük iç tasarruf oranı büyümedeki yavaşlamanın önlem alınmazsa kalıcı olacağının, dahası orta gelir tuzağı diye anılan kapana sıkışılacağının da habercisi.
