Küllerinden doğan Akıncı, Kıbrıs'ta 'çözüm güçleri'nin umudu oldu

 

tumayTÜMAY TUĞYAN*

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde tüm gözler, bugün yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimindeydi. Kurulacak sandıklar, sadece cumhurbaşkanlığı makamını önümüzdeki beş yıl boyunca kimin dolduracağını değil, aynı zamanda geçten ekim ayında askıya alınan ve mayıs ayında yeniden başlaması planlanan Kıbrıs müzakerelerine Kıbrıslı Türkleri temsilen kimin liderlik edeceğini de belirleyecekti.

Kıbrıslı Türk seçmenin önünde iki seçenek vardı: Son beş yıldır halihazırda bu görevi yürütmekte olan Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile “Gelişen koşullarda aday olmamak sorumluluktan kaçmak anlamı taşıyacaktı” diyerek siyaset sahnesine geri dönen, Mustafa Akıncı.

Deneyimli siyasetçi 2009 yılında aktif siyaseti bırakmış olmasına rağmen, 19 Nisan’da yapılan ilk turda, en yüksek ikinci oyu alarak ikinci tur için ‘çözüm güçleri’nin umudu olmayı başarmıştı. Akıncı ikinci turda da oyların yüzde 60’tan fazlasını alarak KKTC’nin 7’nci cumhurbaşkanı olmayı bildi.

Akıncı ikinci tura yalnızca uzun süre liderliğini yaptığı partilerin değil, solun çözüm yanlısı diğer büyük partisi Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin de (CTP) desteğiyle girdi.

‘Acıyı en iyi, çekenler bilir’

AKINCI 5Akıncı, Kıbrıs sorununa federal bir çözüm bulunması hedefiyle, Kıbrıslı Türk seçmenden bir kez daha oy istiyordu.

“Acıyı en iyi, onu çekenler bilir. Barışı da en çok, o acıyı yaşayanlar ister” diyen Akıncı, seçim kampanyasında KKTC-Türkiye ilişkileri konusundaki vizyonunu ise şu satırlarla anlatmıştı: “Türkiye ile karşılıklı saygıya dayalı, yeni bir ilişki biçimine ihtiyaç vardır. Karşılıklı yarar temelinde işbirliğini gözeten, kişilikli ilişkiler kurulması, her iki tarafın da yararınadır. Kıbrıslı Türk toplumunun iradesinin yönetime doğru yansıması ve kendi kurumlarında söz sahibi olması esastır. İlişkilerin zemini teslimiyet ya da çatışma değil, uzlaşma olacaktır. Uzlaşmanın temeli de karşılıklı olarak, haklara saygıdan geçmektedir!”

Siyasi geçmişi

AKINCI 2Peki kimdir Mustafa Akıncı?

1947 yılında doğan ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü mezunu Akıncı da tıpkı Eroğlu gibi, siyasete 1970’li yılların ortalarında atılan bir isim.

Aktif siyaset yolculuğuna 1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti Kurucu Meclisi üyeliğiyle başlayan Akıncı’nın siyasi kariyerindeki önemli eşiklerden biri, kuşkusuz 1976 yılında, daha sadece 28 yaşındayken seçildiği Lefkoşa Türk Belediyesi başkanlığı dönemi.

Üç dönem üst üste, 1990 yılına kadar kesintisiz 14 yıl boyunca bu görevi yürüten Akıncı, Lefkoşa Türk belediyesinin seçilmiş ilk başkanı. Akıncı bugün hâlâ, bu göreve seçilen en genç isim olma özelliğini de sürdürüyor.

Mustafa Akıncı’nın belediye başkanlığı döneminde altına imza attığı en önemli hizmetlerden biri, 1978 yılında Lefkoşa Rum Belediye Başkanı ile Lefkoşa Kanalizasyon Projesi ve Lefkoşa İmar Planı konusunda yaptığı işbirliği.

İki başkan arasında hayata geçirilen bu işbirliği anlaşması, 1974 sonrasında Kıbrıs Türk tarafı ile Kıbrıs Rum tarafının ortak imzasını taşıyan ilk iki toplumlu anlaşma özelliğini taşıması açısından da ayrıca önemli.

1985 yılında sona eren belediye başkanlığı döneminin ardından, 1987-2001 yılları arasında, dönemin Kıbrıs Türk sol siyasi hareketinin en büyük partisi konumunda bulunan Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) genel başkanlığı görevini sürdüren, 1993 yılından itibaren de milletvekili olan Akıncı, 1999-2001 yılları arasında ise küçük ortak olarak yer aldığı Ulusal Birlik Partisi (UBP) – Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) hükümetinin başbakan yardımcılığı ve turizm Bakanlığı görevini üstlendi.

Annan Planı döneminde oluşturulan çözüm yanlısı Barış ve Demokrasi Hareketi’nin (BDH) kurucularından olup hareketin liderliğini yürüten Akıncı, TKP ile BDH’nin 2007 yılında kendi kendilerini feshederek birleşmesi ve Toplumcu Demokrasi Partisi’nin (TDP) kurulmasıyla beraber, başkanlık görevini bıraktı; aktif siyasetten ayrıldığı 2009 yılına kadar, siyasi kariyerini milletvekili olarak sürdürdü.

Komutanla tarihi polemik

AKINCI 9Mustafa Akıncı’nın uzun siyasi kariyerinin önemli satır başlarından birinde 2000 yılında dönemin güçlü adamı bir tuğgeneralle giriştiği polemik, diğerinde ise 2003 yılında dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştirel sözleri var.

İlkinden, Akıncı’ın başbakan yardımcısı olduğu dönemde, Kıbrıslı Türklerin silahlı gücü Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın (GKK) başına, KKTC Anayasası’nın geçici onuncu maddesinin verdiği yetkiyle Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından atanmış, dönemin komutanı tuğgeneral Ali Nihat Özeyranlı’yla yaşadığı tarihi tartışmadan başlayalım.

Yıl 2000, konu polisin sivil otoriteye bağlanması…

Bu noktada hemen bir ek bilgiyle, konunun daha iyi anlaşılabilmesine olanak sağlayalım: KKTC’de polis örgütü bugün hala sivil otoritenin, yani KKTC hükümetinin kontrolünde değil. Polis doğrudan GKK’ya bağlı olarak faaliyet gösteriyor. Ve her ne kadar, şeklen başbakanlığa bağlı bir kurum olarak görünse de aslında GKK, TSK tarafından atanan komutanı aracılığıyla, faaliyetlerini fiilen bu kuruma (TSK) bağlı olarak yürütüyor.

Polis örgütünün GKK’ya değil de sivil otoriteye bağlı olarak faaliyet göstermesinin gerekliliği, Kıbrıslı Türk siyasi platformunda, özel olarak bol güçler tarafından çok uzun yıllardır yüksek sesle dile getirilen, ancak ‘Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü’ gerekçesiyle, ‘ilgili’ kesimlerce hep görmezden gelinen, yok sayılan bir talep.

Kıbrıs sorununun Annan Planı sürecine doğru hızla yol aldığı, Kıbrıs Türk toplumunun bilinçli politikalarla kamplara ayrılmaya çalışıldığı, askerin tüm gücüyle siyasi arenada söz sahibi olduğu, çözüm isteyen güçlerin ‘hain’ olarak işaret edildiği, çok sıkıntılı bir dönem, 2000 yılı…

Devir, Denktaş devri.

Akıncı’nın başbakan yardımcısı olduğu, başbakanlığı ise şimdinin cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun yürüttüğü UBP-TKP hükümeti, polisin sivile, yani içişleri bakanlığına bağlanması konusunda bir inisiyatif üstleniyor. Yukarıda sözünü ettiğimiz ‘tartışma’nın fitili de böylelikle ateşlenmiş oluyor.

TSK tarafından atanan dönemin GKK komutanı Özeyranlı, devlet ve hükümet erkanının da yer aldığı bir açılış töreninde yaptığı konuşmayla, hükümeti hedef alıyor, sivil otoriteye ‘Haddinizi bilin’ mesajı veriyor: “Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı, polisin politize edilmesine karşılık bir zırh görevi yapıyor. Bu zırhı delmek isteyenler var ama başaramadılar. 1974’ten bu yana Kıbrı’ta ateşkes var, bu özel şartlar nedeniyle polisin sivile bağlanması mümkün değildir.”

Özeyranlı’nın bu sözleri üzerine Akıncı, “Demokrasi anlayışım açısından benim bu ifadeleri kabul etmem mümkün değildir” diyerek, töreni erken terk ediyor.

Akıncı’nın bu davranışına ‘öfekelenen’  Özeyranlı, hemen ertesi gün, bir tatil günü olmasına rağmen kendisine ‘destek’ bildirmek için ziyaretine gelen milliyetçi örgütleri kabulünde, daha da sertleşiyor, doğrudan Akıncı’yı hedef alıyor: “Oklar hedefe ulaştıkça, hedefin kalbine girdikçe, canı yananların bağırtısını duyuyorum. Ama bunlara üzülüyor muyum? Hayır. Aksine seviniyorum. Çünkü bu acizlerin gerçek yüzünü topluma yansıtmak için fırsat buluyorum. Demokrasiyi abur cuburla karıştırıp usulüne uygun yemez, elle yerseniz midenize oturur, karnınızı şişirir, gaz yapar.”

Komutanın bu açıklamaları üzerine Akıncı ertesi gün bir basın toplantısı düzenliyor ve Özeyranlı’yı şu sözlerle yanıtlıyor: “Herkes kendi görev alanı içinde kalmaya özen göstersin. Bizim tek bir amacımız vardır. Ülkemizde kendi kendimizi yönetmek istiyoruz. Polisimize, devletin sahip olmasını istiyoruz. Tıpkı Rum Yönetimi, Türkiye, AB ülkeleri ve diğer demokratik ülkelerde olduğu gibi. Kıbrıs Türk halkı kendi kendini yönetmeye muktedirdir. En başta Türkiye, bizim bu talebimizi desteklemelidir. General çizmeyi aşmıştır.”

Devamında yaşananları uzun uzadıya anlatmaya gerek yok. Farklı siyasi operasyonlarla, Akıncı’nın genel başkanı olduğu TKP, 2001 yılında hükümetten ayrılmak durumunda kalıyor.

Uluslararası toplantıda Erdoğan’a bir çift söz

AKINCI 7Mustafa Akıncı’nın, akıllarda yer eden siyasi bir diğer çıkışı ise 2003 yılına rastlıyor…

Annan Planı masada, müzakere masasındaki Denktaş, Eroğlu hükümetinin de desteğiyle, süreci sıkıntıdan sıkıntıya sürüklüyor. Kıbrıslı Türkler çözüm için ayakta, ancak Denktaş masada çözüme karşı var gücüyle direnmekte, sürdürdüğü politikalarla Rum tarafının tek yanlı olarak Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik vizesi almasına yol açmış durumda.

Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin resmen AB üyeliğinin başlayacağı Mayıs 2004 Mayıs öncesinde, Kıbrıs müzakere sürecinin bir anlaşmayla sonuçlanmasına ihtiyacı var. Ve tam bu kritik aşamada, Kıbrıs’ın kuzeyinde genel seçimlere hazırlanılıyor.

Seçimin tarihi, Aralık 2003.

Sandıktan barış güçlerinin değil de yine çözümsüzlük politikalarının mimarlarından biri olan Eroğlu yönetimindeki UBP’nin çıkma ihtimali, Kıbrıslı Türklerin önünde süreç açısından ciddi bir tehlike olarak durmakta.

Ancak halktan gelen güçlü sinyal, sandıktan barış isteyen güçlerin çıkacağına işaret etmekte.

Tam bu noktada UBP hükümeti, halkın oy doğrultusuna etki etmek amacıyla, bir süreden beridir sürdürdüğü gayrı yasal biçimde vatandaşlık dağıtma politikasına, sistematik olarak hız veriyor.

Bakanlar kurulu kararlarıyla ardı ardına, Kıbrıs’ta ikamet etmediği halde, aralarında dönemin Ankara Ticaret Odası başkanı Sinan Aygün’ün de bulunduğu bini aşkın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına, sahte adresler gösterilerek KKTC vatandaşlığı veriliyor.

Böylesi bir dönemden geçilirken, Akıncı ve dönemim Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, İspanya’nın Mayorka Adası’nda, ‘Akdeniz’de Bölünmeler ve Diyalogla Çözüm Yolları’ konulu konferansta buluşuyor.

Tarih, Ekim 2003…

Erdoğan’ın toplantıya hitabının ardından, dinleyenler arasında bulunan Akıncı söz alıyor ve bakın ne diyor: “Bir Kıbrıslı Türk olarak, bu konferansta ana gündem Akdeniz sorunlarıyken Kıbrıs’tan hiç söz edilmemesini onaylamam mümkün değildir. Sayın Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’nin demokratikleşmesi yönünde attığı adımları takdirle karşılıyorum. Ama aynı şeyi Kıbrıs için söyleyemem. Mayıs 2004’e kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak zorundayız. Böylelikle, Kıbrıslı Rumlar yanında, Kıbrıslı Türklerin de birleşik bir Kıbrıs’ta AB’ye girmesi, Türkiye’nin de Aralık 2004’te müzakereler için tarih alması mümkün olacaktır. Bunun olabilmesi için Aralık 2003’te Kıbrıs’ta yapılacak seçimlerin özgür ve demokratik olması esastır. Aralıkta yapılacak seçimler tehlike altındadır. Denktaş ve yandaşları her gün Türkiye’den gelenlere yeni vatandaşlıklar vererek seçmen yapısını değiştiriyorlar. Bu şekilde irademize müdahale ediyorlar. Sayın Başbakan, burada uluslararası toplum önünde vatandaşlıkları ve irademize müdahaleyi durdurmanız çağrısında bulunuyorum. Aksi takdirde tehdit altında olan sadece Kıbrıslı Türklerin geleceği olmayacaktır. Türkiye’nin AB’deki geleceği de tehdit altındadır.”

Akıncı, 2003 yılının Aralık ayında yapılacak genel seçimler öncesinde, Erdoğan’a yazdığı bir mektupla, aynı konudaki endişelerini bir kez daha dile getiriyor: “Seçimlere giderken, keyfi vatandaşlık kayıtları hızla artmaktadır. Sadece 24 Eylül 2003 günü, 1563 kişi KKTC vatandaşı olmuştur. 1998 ile 2003 arasında 24 bin yeni seçmen kaydedilmiştir.”

* Gazeteci, Yeni Düzen gazetesi yazarı