Türkiye’nin hızlı değişen gündemi içinde geçtiğimiz günlerde gerçekleşen iki olaya daha yakından bakmak, ülkedeki siyasi durumu ve gidişatı anlamak bakımından önem taşıyor. Bu olaylardan ilki, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun “Seçim güvenliğini tehdit edebilecek bir paramiliter örgüt” olarak ilan edip kapısına gittiği SADAT’ın, Kılıçdaroğlu’nun katıldığı bir televizyon programına reklam vermesiydi. İkincisi ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’nu hedef alan konuşmasının Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ve TSK’nin komutan kademesindeki generaller tarafından alkışlanmasıydı.
Bir yanda iktidarın “gölge ordusu” olmakla suçlanan bir yapılanma, bu yapılanma ile ilgili ciddi iddiaları gündeme getiren ana muhalefet liderine karşı üstelik kendi katıldığı programda reklam vererek üstü kapalı bir tehdit olarak da anlaşılabilecek bir mesaj veriyordu. Öte yandan ülkenin en kritik seçimlerinden birine aylar kalmışken TSK’nin komuta kademesi ana muhalefet liderini eleştiren Erdoğan’ı alkışlayarak siyasi tarafını açıkça belli ediyordu. Bu iki olay arasındaki ilişkiyi görmemek, ülkedeki resmi ve gayriresmi militarist aygıtların iktidarın politikaları bağlamında üstlendikleri ve üstlenmeye soyundukları rolleri anlamamak olur. Daha da önemlisi, bu roller anlaşılmadan ve buna karşı mücadele edilmeden ülkede demokrasi ve bölgede barışçıl bir politikanın savunulması da olanaklı değildir.