Bahçeli, özellikle koordinatörlük görevinin ‘siyasi bir statü’ olmadığını, Öcalan’ın Kürtlerin lideri ve temsilcisi olduğu anlamına gelmediğini ve sadece “örgütün tasfiye süreci ile sınırlı” kalacağını belirtiyor. Başka bir deyişle bu statü, Öcalan’ın Kürt hareketinin bütün bileşenleriyle doğrudan iletişime geçebilmesini ve bu temelde bu bileşenlerin kontrollü bir şekilde tasfiye edilebilmesini amaçlıyor.
Ancak bu yol haritasının hiçbir noktasında “bölücü terörün tasfiyesi” hedefinin ötesinde Kürt sorununun çözümüne dair en küçük bir işaret dahi bulunmuyor.
Bahçeli’nin son yol haritası, bize bir kez daha başlatılan sürecin Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme süreci olmadığını; sürecin de Öcalan’a biçilen rol ve ‘statü’nün de Kürt silahlı güçlerinin tasfiyesi ile sınırlı olduğunu gösteriyor.
Saray rejimi ve onun cumhur ittifakı, bu süreç üzerinden bölgede kendisine yönelmesi muhtemel tehditleri bertaraf ederek ABD emperyalizmiyle uyum içinde kendi yayılmacı emellerini sürdürebilmek ve içeride de muhalefeti baskılayarak rejimi tahkim etmek istiyor. Bahçeli’nin yol haritası, saray rejimi ve kader birliği yaptığı tekelci burjuva gericiliğin çıkarları etrafında bir “milli birliğe” çıkıyor.
Oysa bu politika Türk ve Kürt halkları ve her milliyetten işçi-emekçiler için daha fazla baskı ve yoksulluk, ülkenin yayılmacı emeller doğrultusunda daha fazla tehditle yüz yüze bırakılmasından başka bir şey getirmiyor.