Yaz geçti.
Başka hiçbir şey geçmedi.
Hiçbir şeye iyi gelmedi bu yaz.
Şimdi Edip Cansever’in Eylül’ünün sesiyleyiz.
Her mevsim başında okurlardan ayrılırken daha güzel bir sonbahara, daha çok sanata, daha sonsuz melodilerle son yaza, şehre, şehirde perdelerin açılışına ilişkin mutlu beklentimiz, heyecanlı umudumuz daha temmuz güneşi yükselmeden kırıldı.
Geriye, sahile çarpan dalgaların köpüğü kaldı.
-Karşınızda eylülün sesi / Ağustos çekildi, eylülün sesi / Birazdan konuşacak / “Bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir baylar.”-
Edip Cansever nasıl da güzel anlatmış.
Bir köy vardı.
Havası değil insanları entelektüeldi. Enteli yoktu çok fazla… ‘Ben ünlüyüm, beni tanıdınız mı?’ ‘Benden de mi hesap alacaksınız?’ diye bakan, diye soran, diye tavır koyan görgüsüzleri yoktu.
Konser sahnesi yoktu ama konser verilirdi.
Resim sergisi yoktu ama birileri resim yapardı.
Kışı zengin işadamlarının himayesinde geçiren sesi güzeller, yazın sosyalist nutuklar söylemezdi masalarda…
Çok ünlü oldu, çok konuşuldu o köy…
Hiçbir şeyin Michelin yıldızı yoktu. Çok basit, çok sade, ama çok eğlenceli yaşardık.
Sonra birden onlar geldiler.
Hayatları pahalı, hayat anlayışları pahalıydı.
Torbayı, Yalıkavak’ı, Türkbükü’nü bitirmişler, kirletip bir kenara atmışlardı. Şimdi beyaz ve hızla kirlenmeye mütemayil bu kıyıdaydı gözleri…
“Çok ucuz… Çok ucuz!” diye çığlıklar atarak geldiler.
Yolu bozuk, sahili küçük, denizi kendi halinde bu köyü buldular. Çok ama çok ucuzdu!
Yokuş başına yerleştirdiğimiz okçuları geçip kıyısını savunmaya çalışan entelektüellerin hızla gözlerini kamaştırıp havalı lüks barlarını, kapısı bodyguard’lı kulüplerini, lüks restoranlarını getirdiler.
Her şeyimizi kırıp döküp başka kıyılara kaçtılar. Geriye plastik hayatlarının çöplerini kıyıdan toplamak, bize kaldı.
Sahilde yanımızdaki kişiye bir “Merhaba” ile kurulan dostluklar unutuldu. Hepimizin aynı, sınıfsız tişört ve terliklerle gezdiği sahilde artık; gündüz markalı havlular ve gözlükler, gece lame ayakkabılar var.
Samimi muhabbetlerimiz çoktan istila edildi.
Bu kıyı esnafıyla, yerlisiyle hatta entelektüeliyle çoktan bileklerini kesti; ölmedi ama henüz tedaviyi de reddediyor.
Hikâyenin sonu ne olur?
Hiç.
Eşyalar toplanır. Valizler kapanır.
Belki göç zamanıdır.
Şehre dönüş vaadimizi yerine getirme zamanı.
Ödülümüz var, Korunan Sahne’de ‘İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri 2025 Yılın En Başarılı Tek Kişilik Oyunu’… ‘Nazım’ın Kedisi’ yaptı yapacağını!
Ekim sonunda yeniden sahnelerde…
Yeni oyunun provaları için kıpır kıpır içimiz, ‘Geleceğini Biliyorduk’.
Tiyatro Kare ‘Konken Partisi’ne hazırlanıyor. Harika ve cesur bir oyun seçimi, Nedim Saban’ı şimdiden kutlamak gerek.
Tiyatro Hayali ‘Şebbaz’ ile bambaşka bir tiyatro keyfi müjdeliyor. Yeni sezonun has tiyatro lezzeti taşıyan oyunlarından olacağı belli.
Arsız Kumpanya ‘Son Damla’yı hazırlıyormuş. Çehov olmadan olmaz. Yustudio ‘Üç Kız Kardeş’in farklı bir uyarlamasına çalışıyormuş.
Anlayacağınız şehirde tiyatro, Adalar Caz Festivali, Terminal Kadıköy’de Paribu Art Sanat Merkezi; kısaca üç s’in lezzetini hissettireceği bir son yaza hazırlanıyoruz.
Sanat, Sahne, Sevgi…
Az kaldı. Yazın kepenklerini indirip geliyoruz.