Yangınların yerleşim yerine sıçramaması için serviden 'rüzgar çiti' önerisi

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Orman Entomolojisi ve Koruma Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Hamit Ayberk, orman yangınlarının yerleşim yerlerine sıçramaması için ‘rüzgar çiti’, ‘rüzgar perdesi’ görevi gören servi ağaçlarının dikilmesi önerisinde bulundu.

Fotoğraf: AA

AA muhabirine konuşan Ayberk, orman yangınının başlaması için ‘yangın üçgeni’ adı verilen oksijen, tutuşturucu kaynak ve insan unsurunun bir araya gelmesi gerektiğini belirterek, yangınların yüzde 90’ının insanların faaliyetleri sonucu meydana geldiğini, geriye kalan yüzde 10’luk kısmının ise yıldırım gibi doğal nedenlerle oluştuğunu söyledi. İnsan eliyle çıkan yangınlara karayollarına ya da ormanlara kontrolsüzce atılan sigara izmaritleri, söndürülmeden bırakılan kamp, piknik, semaver ateşleri ve anız yakılması gibi ihmallerin neden olduğunun altını çizdi.

Yılda 2 bin 500 yangın çıkıyor

Dünyanın birçok bölgesinde orman yangını çıkmasında ‘küresel iklim değişimi’nin rolünün olduğunu vurgulayan Ayberk şu değerlendirmeyi yaptı: “Küresel iklim değişimiyle ekstrem hava koşullarını daha fazla görmekteyiz. Dünyanın belirli bir coğrafyasında, sel ve heyelanlar görülüyor. Akdeniz ve Ege bölgelerinde orman yangınları bizi karşılıyor. Dolayısıyla küresel iklim değişiminin burada etkisi yüksek ama şunu da bilmemiz gerekiyor, bu senelik olan bir şey değil. Orman Genel Müdürlüğü’nün, 20 yıllık istatistikleri incelendiği zaman her yıl ortalama 2 bin 500’e yakın orman yangını çıkmakta ve ortalama olarak 10 bin hektarlık bir alan yanmakta. Bu sene daha ekstrem koşullar var. Hava sıcaklığı her zaman Akdeniz ve Ege’de, 40 derecenin üzerlerinde seyrediyor ama bu sefer baktığınızda daha da farklı olarak kuzeyden esen sert poyraz var ve bu bağıl nemi aşağı çekiyor ve ormanlık alanlar resmen bir barut fıçısı haline geliyor. Kibriti gösterdiğiniz anda yanabilecek duruma geliyor.”

Orman yangınları ilk çıktığında büyümeden nasıl söndürülmesi gerektiğini anlatan Ayberk, yangın gözetleme kulelerinde çalışan personelin 7/24 gözetim görevi yürüttüğünü, buradaki kameraların ormanı taradığını ve buralarda çıkan bir dumanın hemen çeşitli yerlerde hazır bekleyen ilk müdahale ekiplerine bildirildiğini ifade etti.

İlk 10 dakika önemli

İhbarı alan ekiplerin bir an önce yangın yerine intikal ettiğini belirten Ayberk, “Buradaki amaç bu müdahalenin, ilk 10 dakikanın altına alınmasıdır. Çünkü bir yangına siz ne kadar erken müdahale ederseniz, ne kadar erken giderseniz o kadar büyümeden kontrol alma şansınız olmakta” dedi.

Ayberk, yangının seyrine göre havadan helikopter ve uçakla müdahale yapılabileceğinden bahsederek şunları anlattı:
“Kamuoyunda şöyle bilgiler var. Her yangın havadan müdahaleyle mi kontrol altına alınacak ya da yangın mutlaka havadan müdahaleyle mi söndürülecek? Yangın helikopterleri, uçakları, ilk başta çıkan yangının büyümeden kontrol altına alınmasında son derece etkin. Bir de şu an Antalya’da devam ettiği gibi derin vadi tabanlarında ya da sarp yamaçlarda insan müdahalesinin zor olduğu kısımlarda, arazözlerin giremediği alanlarda havadan müdahale son derece önemli. Maliyetine rağmen bizim için kaçınılmaz gibi görünüyor.

‘Esas başarıyı yersel ekipler belirler’

Ama yangında esas başarıyı belirleyen yersel ekiplerdir. İlk müdahale ve hazır kuvvet ekipleridir. Oradaki orman yangın itfaiyesidir. Çünkü bunu bir savaş gibi düşünün. Bu savaştaki bizim piyadelerimiz onlardır. Gece hava karardıktan sonra helikopter ve uçaklar, işlev göremez hale gelmekte, uçamamaktadır fakat oradaki yer ekipleri gece gündüz cansiparane bir şekilde mücadele etmektedir.”

Yanan ormanlık alanda yeniden ağaçlandırma çalışması için neler yapılması gerektiğine de değinen Ayberk şu bilgileri verdi: “Alanın mutlaka önce kendine gelmesi bekleniyor. Hemen müdahale değil. Gençliğin gelmesiyle ki buradaki kısas da ilk yağmurların yağması ya da yaklaşık bir yıllık bir süre bekleyip alanın toparlanması gerekiyor. Oradaki yanık emval alandan uzaklaştırılmalıdır. Siz oradaki yanık emvali uzaklaştırmadığınız zaman alana gelen kabuk böcekleri, oraya zarar verecektir. Dolayısıyla önce alan temizliği yapılır. Daha sonra gençliğin gelmesi beklenir fakat yeterli tohum ağaçları yoksa o zaman ekim, dikim yoluyla orada tekrar orman kazanımı söz konusu oluyor.”

‘Kızılçam kullanılmalı’

Ağaçlandırma çalışması söz konusu olursa bölgenin doğal ve tabii bitki örtüsü olan kızılçamın kullanılması gerektiğine işaret eden Ayberk, bu türün değişmesi halinde doğanın böceklerle ve patojenlerle oraya ait olmayan türü cezalandırabileceğini söyledi.

Kızılçamın hem ışık ağacı olması hem de içerdiği reçine bakımından yangına daha duyarlı olduğuna değinen Ayberk yangına karşı alınacak önlemleri ise şöyle sıraladı: “Kızılçamın hassasiyeti sebebiyle yerleşim alanlarına dikeceğiniz zakkum, servi, badem ve ceviz gibi ağaçlarla yangına daha direnişli zonlar oluşturma şansınız olabiliyor. Bu konuda en önemli bitki türlerinden birinin servi olduğu görüşündeyim. Çünkü servinin aynı zamanda rüzgar çiti, rüzgar perdesi olma özelliği de vardır. Dolayısıyla bu yerleşim alanlarına yaklaşan yangını daha dirençli bir zon olarak, yangına daha az duyarlı olarak koruyacaktır mutlaka. Bu anlamda faydalı buluyorum.”

OGM yangın bütçesinin yüzde 2’sini bile kullanmamış!

Manavgat ve Marmaris’te çaresizlik: ‘İnsanlar kendi imkanıyla mücadele ediyor’