Geçen hafta gerçekleşen Brüksel seferi öncesinde yandaş basın-yayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir ‘dünya lideri’ olduğunu sürekli vurgulamaktaydı.
Erdoğan’ın Brüksel çıkarmasıyla, o sözüm ona bağımsız dış politika çok geride kaldı.
ABD Avrupa’ya dönünce Türkiye de ABD’yle ‘tam bağımlılık’ ilişkisine döndü.
Biden’in, Erdoğan ile görüşmesinden sonra ‘iyi şeyler hissediyorum’ demesi, iki ülke arasındaki çok sayıdaki önemli sorunların çözüme kavuştuğu anlamına gelmiyor.
Bir kez daha kanıtlandı ki, ‘dünya lideri’ olmanın ve küresel denizde bağımsız yüzmenin ve buna dayalı dış politikanın ilk koşulu, gücünü her gün ilerleyen teknolojiden alan ‘güçlü bir ekonomidir’.
Bunun gerçekleşmesi için de, bağımsız ‘kurumlar’, özgür, güçlü ‘bilim’ ve çağdaş eğitim almış ‘nitelikli insan gücü’ üçlüsünün bir bütünlük içinde işlediği, yüzerken ‘ileriye bakan’ bir devlet yapısı gerekir.