(…) Ekonomik hoşnutsuzlukla başlayan hareket kısa sürede siyasi bir ayaklanmaya dönüştü. Rejim ancak 8 Ocak’ta protestolar ülke geneline patlak verdikten sonra ciddi bir baskı uygulamaya başladı. Peki bu kez siyasi muhalefete verilen tepki neden bu kadar farklıydı?
Mevcut protestolar, geçen haziran ayında İran’ın İsrail ile 12 gün süren savaşının gölgesinde gerçekleşiyor. İranlı yetkililer hâlâ bu çatışmanın sarsıntısını yaşıyor ve her an yeniden başlayabileceği varsayımıyla hareket ediyor. Bu tehdit, iç siyasi huzursuzluktan daha ağır basıyor; çünkü İsrail’in Hizbullah’a yönelik saldırıları ve Suriye’de Beşar Esad rejiminin çökmesi, İran’ı dış müdahaleye karşı caydırıcılıktan büyük ölçüde yoksun bıraktı.
Durumu daha da kötüleştiren bir diğer faktör ise, İran’ın artık dış aktörlerin ülkedeki halkın hoşnutsuzluğunu artırmasını engelleyememesi. Haziran 2025’teki savaş sırasında İranlılar bayrağın etrafında birleşti ve rejim, özellikle başörtüsü konusunda dini kuralların uygulanmasını gevşeterek cevap verdi. Ancak mevcut protestolar bir ikilem yaratıyor: çok sert önlemler almak, savaştan sonra rejimin halkla kurduğu kırılgan uzlaşıyı bozabilirken, protestoların büyümesine izin vermek dış müdahaleyi davet edebilir.
(…)
İranlı liderlerin düşüncelerinde etkili olan bir başka faktör ise ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu yakalamasıdır. İran yönetimi de dahil olmak üzere dünya genelinde bu gelişme şaşkınlık yarattı. Bu, Amerika’nın 2000’lerin başında Afganistan ve Irak’ta gerçekleştirdiği ve on yıl sonra Libya ve Suriye’de sürdürdüğü türden bir rejim değişikliği değildi. Trump yönetimi asker göndermek ya da ulus inşasını savunmak yerine, Chavista iktidar yapısını yerinde bırakarak ABD’nin emperyal denetimine boyun eğmesini ya da ekonomik boğulmayla yüzleşmesini talep etti.
ABD benzer bir stratejiyi İslam Cumhuriyeti’ne karşı da izleyebilir mi? Böyle bir durumda, İran’ın dini liderini ve kilit siyasi-askeri liderleri hedef alan nokta atışı bir saldırı düzenlemeye, uluslararası sularda İran petrol tankerlerini ele geçirmeye ve ardından İslam Cumhuriyeti’nden geriye ne kaldıysa ABD taleplerini kabul etmesini istemeye yönelebilir. Bu talepler, nükleer ve füze programlarının terk edilmesini ve doğal kaynakların kontrolünün teslim edilmesini içerebilir. İranlı liderler öldürülmese bile, ABD’nin bombardıman ve petrol ihracatını engellemeye dayalı bir stratejisi rejimi diz çöktürebilir.
Bu senaryolarla karşı karşıya kalan İran’ın ilk tepkisi, ABD saldırısının potansiyel maliyetlerine dikkat çekmek oldu. 6 Ocak’ta İran Savunma Konseyi stratejik duruşunu gözden geçirerek, ‘tehdit işaretleri’yle karşılaşılması hâlinde ‘önleyici tedbirler’ alabileceğini duyurdu. Ortadoğu’daki ABD hedeflerine yönelik bir önleyici saldırı İran’ın istemediği bir savaşı tetikleyebilir ve rejimin sonu olabilir; ancak İslam Cumhuriyeti, yenmenin bedelsiz olacağı izlenimini de veremez.